Olayların önemini meydana geldiği esnada değerlendirmeye çalışmak her zaman zordur, hatta belki de yanlıştır. Tarih ise elbette olayları daha sakin biçimde değerlendirebilmemiz için bize rahat bir nefes alabilme alanını tanır. Böylelikle aceleci yargıların yarattığı zorlukların baskısından uzak biçimde olayları soğukkanlılıkla bağlamına oturtabiliriz.
Hayatımda, olaylar yaşanırken tanıklık ettiğim şeyin tarihsel ölçekteki öneminin farkına anında vardığım üç an oldu. İlki, 9 Kasım 1989 akşamı Berlin'de sınır kapılarının açılacağı haberi üzerine kalabalıkların toplanmasıydı ve o gece duvar yıkılmaya başlamıştı. İkincisiyse elbette 11 Eylül 2001'di; 4 yolcu uçağının eşgüdümlü biçimde kaçırılmasının ardından yaşananları hepimiz izlerken dünyanın sonsuza dek değişeceği açıktı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
O zamandan bu yana önemli, dehşet verici ya da her iki niteliğe de sahip pek çok olay yaşandı. Örneğin 7 Ekim'deki Hamas saldırıları, Ortadoğu'nun yeniden şekillenmesinde kilit bir an olarak görülecektir. Ancak bu hafta sonu gördüklerimiz, en azından benim kanaatime göre, sonuçları ve etkileri bakımından son çeyrek yüzyılın en önemli iki günü olabilir.
İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra ülkedeki üst düzey liderlerin önemli bir kesiminin suikastla öldürülmesi devlete yıkıcı bir darbe indirdi. Görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir güç tarafından öldürülmesi, modern dönemde olağanüstü bir emsal teşkil ediyor. ABD ve İsrail'in İran'a saldırma kararının zorunluluktan ziyade tercihe dayanması kusurlu da olsa en azından onlarca yıldır uluslararası hukukun bir mimarisini andıran dünya düzenini daha da bozmaktadır.
Son derece hatalı olduğu ortaya çıkan 2003'teki Irak müdahalesinde George W. Bush yönetimi, Birleşmiş Milletler'de (BM) bir gerekçe sunmaya çalışmış, Senato'dan onay almaya uğraşmış, ortaklarıyla bir ittifak ağı kurmak için çaba göstermişti. Başkan Donald Trump ise bunların hiçbirine tenezzül etmedi. Bunun yerine diplomatik bir çözüm beklemekten usandı.
Cumartesi sabahı erken saatlerde yaptığı açıklamada "büyük muharebe operasyonlarının" başlatıldığını duyururken, "Onları nükleer silah geliştirmeye yönelik kötü niyetli çabalarını asla sürdürmemeleri hakkında uyardık" dedi.
Tekrar tekrar anlaşma yapmaya çalıştık. Denedik. Onlar da yapmak istedi. Tekrar yapmak istemediler. Yapmak istediler. Yapmak istemediler. Ne olup bittiğini bilmiyorlardı. Sadece kötülük yapmak istediler.
İşte böyle. Sabrı taşmıştı. "Buna artık katlanamıyoruz" dedi.
Takip eden saatlerde İran'ın siyasi, dini ve askeri liderliği büyük ölçüde imha edildi ve komuta zinciri fiilen başsız bırakıldı. Hayatta kalanlar tekrar bir araya gelerek, yeni bir dini lider seçilene kadar ülkeyi yönlendirmeye çalışacak bir geçici liderlik konseyi kurduklarını açıkladı. Yalnızca tek bir öncelikleri var, o da rejimin hayatta kalması.
Şu ana kadarki hesaplamalarına göre bunu gerçekleştirmenin en iyi yolu, sadece İsrail ve ABD'ye ait askeri üslerdeki hedefleri değil, aynı zamanda Körfez bölgesindeki tüm ülkeleri de kaosa sürüklemek olacağı yönünde. Muhtemelen bu ülkelerin, Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu üzerinde nüfuzlarını kullanmalarını sağlamayı umuyorlar.
Bu yaklaşım, İran'la ABD arasında arabuluculuk yapmaya çalışanlar tarafından kötü karşılandı. Güçlü bağlantılara sahip deneyimli BAE'li diplomat Enver Gargaş, Tahran'a "Sizin savaşınız komşularınızla değil" hatırlatmasında bulunurken, aynı zamanda "Durumu tırmandırarak İran'ı bölgenin birincil tehlike kaynağı, füze programını da kalıcı bir istikrarsızlık kaynağı olarak görenlerin anlatısını doğruluyorsunuz" dedi.
İran'ın komşularının füzeler ve drone'larla vurulmasının nedenlerinden biri, ülke liderliğinin bilgi toplama, iletişim kanalları ve operasyonel etkinliğinin savaş sisi nedeniyle neredeyse çökmüş olmasıdır, bu da pek şaşırtıcı değil. Bu nedenle İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, bir süredir Umman ve diğer ülkelerden özür dileyip onlara güvenceler veren telefon görüşmeleri yapmakla meşguldü. Bu görüşmelerde İran'ın "askeri birimlerinin şu anda aslında bağımsız ve bir ölçüde izole durumda olduğunu ve önceden kendilerine verilen genel talimatlara göre hareket ettikleri" açıklamasında bulundu.
Bu nedenle ABD'nin de nabzı yoklandı. Trump, pazar günü "Onlar (İran) konuşmak istiyor ve ben de konuşmayı kabul ettim, dolayısıyla onlarla konuşacağım" iddiasında bulunmuştu. Ne söyleyecekleri ya da teklif edecekleri belirsiz. Ancak bir şey açık: Tarihin büyük çarkının döndüğü bir andayız. İki hafta önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, "Dünya gözlerimizin önünde çok hızlı değişiyor. Eski dünya artık yok" demişti. Bunu veya nedenlerini ya da sonrasında ne olabileceğini duymak hoşunuza gitmeyebilir. Ancak buna katılmamak zor.
Independent Türkçe için çeviren: Yasin Sofuoğlu
© The Independent