Hürmüz Boğazı kapanınca Pakistan ile Çin arasında harita yeniden açıldı

"Dijital altyapıya, veri bağlantısallığına ve yapay zekaya doğru bir dönüşüm"

Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping ile Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Pekin'deki Ulusal Halk Kongresi'nde tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters

Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif 23 Mayıs'ta Çin’in Hangzhou şehrine indiğinde sahne yeterince tanıdık görünüyordu. Bir Pakistan başbakanı Çin'i ziyaret ediyor, iki hükümet "her koşulda stratejik iş birliği ortaklığını" yeniden teyit ediyor ve ortak bildiriler Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nda yeni bir sayfa açılacağını vadediyordu.

Bu, 10 yıl boyunca her Pakistan-Çin ziyaretinin neredeyse değişmez senaryosuydu. Son ziyareti de alışılagelen diplomatik ritüelin bir tekrarı olarak okumak cazip gelebilir.

Ne var ki böyle bir okuma yapıldığında, mevcut jeopolitik konjonktürün sunduğu fırsat gözden kaçar. Şerif, bu hafta Pekin'e, son dönemde Pakistanlı hiçbir liderin bu ilişkiye taşımadığı kozlarla geldi. Pakistan'ın Çin için değeri 75 yıldır coğrafi ve askeri nitelikteydi. Hindistan'ın böğründe bir bıçak, Hint Okyanusu'na açılan bir koridor ve güvenilir bir silah alıcısıydı. İslamabad, 2026 baharında ise beklenmedik ve yeni bir stratejik sermaye edindi.

Pakistan, koronavirüs salgınından bu yana hiçbir olayın tehdit etmediği ölçüde Çin'in ekonomik can damarını tehdit eden bu savaşta vazgeçilmez bir eksen konumuna yükselerek deniz yollarının kapandığı dönemde mal hareketini ayakta tutan kara güzergahlarının bekçisi oldu.


Durup düşünmeyi hak eden resmi bir ziyaret

Olağan bir devlet ziyaretinin neden bu denli kritik bir önem kazandığını anlamak için ne Pekin'i ne de İslamabad'ı başlangıç noktası olarak bazı alınabilir. Burada asıl başlangıç noktası Hürmüz Boğazı.

ABD ve İsrail, 28 Şubat 2026'da İran'ın liderlerini, nükleer altyapısını ve füze programını hedef alan koordineli saldırılar düzenledi. Buna karşılık İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Hürmüz Boğazı’na deniz mayınları döşedi, ticaret gemilere çıkarma yaptı ve hiçbir geminin geçişine izin vermeyeceği uyarısında bulundu. Hürmüz Boğazı'ndaki trafik, çatışma öncesinde aylık üç bin gemi olan hacminin yaklaşık yüzde beşine geriledi.

13 Nisan'da ise Pakistan’ın arabuluculuğuyla sağlanan ateşkesin çökmesinin ardından Washington, İran’ın limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Böylece neredeyse gerçeküstü bir tablo ortaya çıktı. İran bir yandan boğazı kapatırken öte yandan ABD Donanması İran ihracatını boğuyordu. Adeta iç içe geçmiş çifte bir abluka!

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Bu savaşın sonucunda kaybı en yüksek olacak olan büyük güç Çin. Pekin, ham petrol ithalatının yaklaşık yarısını Ortadoğu'dan sağlıyor. Normal bir yılda petrol arzının üçte birinden fazlası Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor.

Çin, 2021 tarihli iş birliği anlaşması çerçevesinde İran'ın ham petrol ihracatının yaklaşık yüzde doksanını Brent standardının altında indirimli fiyatlarla satın alıyordu. Savaş bu ekonomik can damarı bir gecede kopardı.

İran'dan Çin'e akan ham petrol ithalatının durması, günlük bir milyar varili çok aşan anlık bir açık doğurdu. Mart ayı itibarıyla iki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık bazda yüzde seksen oranında çökmüştü. 2025 yılında net ihracatın gayri safi yurt için hasıla (GSYİH) büyümesine yaklaşık üçte bir oranında katkı sağladığı bir ekonomi için bu tablo ciddi bir tehdide işaret ediyordu.

Uzun soluklu bir enerji şokunun, Çin'in en büyük yirmi ihracat pazarından sekizinde talep daralmasıyla eş zamanlı yaşanması, Çin ekonomisinin bağrında yapısal bir sarsıntıya dönüşme riskini beraberinde getiriyordu.

Çin, Pakistan Başbakanı Şerif’in gelişiyle birlikte kendisine borçlu bir devletin ötesinde bir şeyle yüz yüze geliyor. Karşısında çatışmanın tam kalbine nüfuz etme ve savaşın seyrini etkileme kapasitesini kanıtlamış bir hükümeti, boğazın kapalı kaldığı süre boyunca Tahran ile Pekin arasındaki ticareti ayakta tutabilecek kara köprüsünü elinde bulunduran ülkeyi ağırlıyor.


Çin için denize alternatif bir koridor

Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru, büyük stratejik mantığından dolayı tam da ABD denetimindeki küresel denizcilik boğaz noktalarına alternatif oluşturmak üzere tasarlandı. Bu fikir, projenin 2015 yılındaki resmi lansmanından tam 20 yıl önceye uzanıyor.

1993 yılında dönemin Çin Başbakan Yardımcısı Zhu Rongji ile Pakistanlı ekonomist Şahid Cavid Burki, Şincan'daki Kaşgar'ı Umman (Arap) Denizi'nde sıcak sulara açılan bir limana bağlayacak karayolları, demiryolları ve boru hatlarından oluşan bir ağ aracılığıyla batı Çin'i dış dünyaya açmanın yollarını tartışmıştı.

O liman sonradan Gwadar oldu. Şi Cinping, Kaşgar'a uzanan yaklaşık üç bin kilometre uzunluğundaki otoyolları, bin 800 kilometrelik demiryolu hattını, enerji projelerini ve planlanan boru hatlarını kapsayan koridorun güney terminali olarak Gwadar'ı hizmete açtı.
 

ABD Başkanlık Danışmanı Henry Kissinger (solda) Pakistan'ın Rawalpindi şehrinde Cumhurbaşkanı Ağa Muhammed Yahya Han ile sohbet ederken, 8 Temmuz 1971 / Fotoğraf: AP
ABD Başkanlık Danışmanı Henry Kissinger (solda) Pakistan'ın Rawalpindi şehrinde Cumhurbaşkanı Ağa Muhammed Yahya Han ile sohbet ederken, 8 Temmuz 1971 / Fotoğraf: AP

 

Tüm bu beton blokların anlamı hiçbir zaman salt ticari olmadı. Asıl hedef Çin'e denize alternatif bir güzergah kazandırmaktı. Körfez'den batı Çin'e giden bir tankerin olağan rotası, Hürmüz ve Malakka boğazlarından geçerek yaklaşık 12 bin kilometreye ulaşıyor. Malakka Boğazı, Pekin'in kriz dönemlerinde Amerikan donanmasının kapatacağından uzun süredir çekindiği bir diğer kritik geçit.

Buna karşılık petrolün Gwadar Limanı üzerinden karaya çıkarılıp Kaşgar'a kara yoluyla taşınması mesafeyi yaklaşık üç bin kilometreye indiriyor; teorik olarak deniz yoluyla kırk günü bulan ikmal süresini yaklaşık yedi güne düşürüyor.

Çin'in Gwadar ile Kaşgar arasında planladığı ve günlük kapasitesinin yaklaşık bir milyon varile ulaşması öngörülen ham petrol boru hattı, Ortadoğu petrolünün ABD tarafından uygulanan tüm deniz ablukalarını tamamen devre dışı bırakarak Çin'e ulaşmasını sağlayabilirdi.

Geçtiğimiz on yılın büyük bölümünde bu uzun vadeli mantık, hiçbir zaman gerçekleşmeyebilecek bir senaryoya karşı alınan maliyetli bir önlem olarak kalmıştı; Karakurum dağları aşılarak boru hattı döşemenin önündeki devasa mühendislik engelleri de cabasıydı. Bu yüzden eleştirmenler boru hattını ekonomik açıdan sürdürülemez olarak nitelendirdi.

Ancak 2026 yılında patlak veren savaş, hesapları değiştirebilir. Ve koridorun başlangıçta önlem almak üzere inşa edildiği ve Körfez'den Batı Pasifik'e uzanan deniz güzergahının düşmanca bir eylemle kapatılması şeklindeki tehdit, artık teorik bir olasılık değil, Küresel ekonomiyi fiilen zorlayan somut bir gerçekliğe dönüştü.

Başbakan Şerif bu hafta Pekin'de Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ikinci fazına ilişkin bir foruma başkanlık ederken devasa stratejik getiri sağlayabilecek bir sigorta poliçesi üzerinde müzakere masasına oturmuş oldu.


Daha önce aşırı maliyetli bir tedbir olarak görünen bu hamle, bugün hayati bir enerji güvenliği meselesine dönüştü. Bu varlığın stratejik değeri de buna paralel olarak yükseldi. Başbakan Şerif bu hafta Pekin'de Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ikinci fazına ilişkin bir foruma başkanlık ederken devasa stratejik getiri sağlayabilecek bir sigorta poliçesi üzerinde müzakere masasına oturmuş oldu.

Koridorun bu kez işlevselliğini kanıtlayanın Pekin değil, İslamabad olduğunun en somut göstergesi olarak bir gümrük kararnamesiyle geldi. Pakistan Ticaret Bakanlığı, 25 Nisan'da ‘2026 Pakistan Toprakları Üzerinden Transit Mal Geçiş Kararnamesi’ni derhal yürürlüğe koydu.

Bu kararname, Çin ve Avrasya'nın diğer bölgelerinden gelen üçüncü ülke mallarının Pakistan toprakları üzerinden İran'a taşınmasını resmen meşrulaştırdı. Kararname Gwadar, Karaçi ve Port Qasim'den İran sınırına uzanan altı kara güzergahını faaliyete açtı. Gwadar-Gabd Koridoru’ndan taşınan mallar için İran'a geçiş süresi iki ila üç saate inmiş oldu.

Zamanlamanın anlamı açıktı. ABD ablukasının 13 Nisan'da yürürlüğe girmesiyle birlikte İran'a gitmek üzere yola çıkmış yaklaşık üç bin konteyner Pakistan limanlarında mahsur kalmıştı. İslamabad'ın kararnamesi bu bekleyen yükler için deniz ablukasını aşan bir kara güzergahı açtı.

Pakistan bu adımla Tahran'a ekonomik bir çıkış supabı sağlarken İran'ın ticaret altyapısını deniz merkezli modelden, abluka koşullarında ayakta kalacak şekilde tasarlanmış karma bir kara-deniz sistemine dönüştürdü.
 

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Çin'in başkenti Pekin’deki Büyük Halk Salonu'nda tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif, Çin'in başkenti Pekin’deki Büyük Halk Salonu'nda tokalaşırken, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters

 

Peki İran, Pakistan üzerinden karayolula Çin'e petrol ithal ediyor mu?

Bu sorunun açık cevabına göre bunun teorik altyapısı artık mevcut, siyasi irade de açıkça orada, yalnızca miktarlar halen belirsizliğini koruyor. Zira faaliyete açılan güzergahlar başlangıçta ham petrolden çok pirinç, et ve bebek maması taşıyor. Boru hatları bir ayda döşenmiyor. Analistler de İran'ın abluka başladığından bu yana fiilen ne kadar mal taşıdığının hâlâ netlik kazanmadığına işaret ediyor.

Ancak genel tablo gözden kaçırılamayacak kadar belirgin. İran'ın gölge filosu gemiden gemiye aktarma operasyonlarını sürdürüyor. Varış noktası genellikle Çin. Orta Asya üzerinden geçen Çin-İran Demiryolu Hattı, denizin artık garanti edemediği teslimat sürelerine baskı uyguluyor.

Pakistan’ın Transit Mal Geçiş Kararnamesi ise ABD’nin deniz ablukasını fiilen bypass eden gelişmekte olan bir kara koridorunun halkalarından sadece biri. Bu ağ Pakistan topraklarından geçiyor. Kapısının kulpunu elinde tutan adamsa bu hafta Pekin'e uçtu.


Şerif, önce dijital koridorun şifresi Hangzhou’ya gitti

Başbakan Şerif'in ziyaretine başkent Pekin'den değil, Hangzhou'dan başlamasının arkasındaki nedenleri dikkatle incelemek gerekiyor. Çünkü bu tercih, Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ikinci fazının ne olmasının hedeflendiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Hangzhou artık yalnızca Batı Gölü'nün büyüleyici manzarası ve Alibaba'nın merkezi olarak tanınmıyor; birkaç yıl içinde Çin'in öne çıkan derin teknoloji merkezi konumuna yükseldi. Bugün Hangzhou, Çin merkezli yapay zeka şirketi DeepSeek'in, "Çin'in Altı Küçük Ejderhası" olarak anılan ve yapay zekadan robotik ile uzamsal bilişime kadar uzanan girişimlerin, dünyayı şaşırtan düşük maliyetli yapay zeka modelinin, Unitree ve Deep Robotics robot şirketlerinin, "Black Myth: Wukong"un arkasındaki oyun stüdyosunun, beyin-bilgisayar arayüzlerine odaklanan Brainco projesinin ve 3 boyutlu tasarım geliştirici Manycore'un evi.

Bu teknoloji havzası, Alibaba'nın oluşturduğu ekosistemin etkisini, Zhejiang Üniversitesi'nin sağladığı yetenek havuzunu ve katı teknolojiye yönelik girişim sermayesi fonlarına milyarlar pompalayan yerel yönetimi yansıtıyor. Shenzhen Çin'in donanım başkentiyse Hangzhou da yazılım ve yapay zekanın başkentidir.

Şerif'in ilk durağının, bilgi ve iletişim teknolojileri, enerji depolama ve tarım teknolojisi üzerine bir forum, Alibaba genel merkezine ziyaret ve Çinli teknoloji şirketi yöneticileriyle toplantıları kapsayan Hangzhou olması, amacı kendiliğinden açıkça ortaya koyuyor. Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru'nun ilk versiyonu karayollarına, limanlara ve enerji santrallerine, yani sanayileşmeye koşan bir ekonominin fiziksel iskeletine yapılan bir yatırımdı.

Hangzhou'ya yöneliş ise dijital altyapı, veri bağlantısallığı, yapay zeka ve fiziksel altyapının üzerine kurulan platformlar gibi çok daha ileri bir katmana yapılan bir yatırıma işaret ediyor.


Pakistan Bilgi Teknolojileri Bakanı Şaza Fatıma Hoca'nın heyete eşlik etmesi, "Pakistan yalnızca Çin malları için bir kara transit güzergahı olmayı değil, Çin'in dijital ve teknoloji ekosistemine asli bir ortak olarak dahil olmayı da istiyor" şeklindeki üstü kapalı mesajı açıkça ortaya koyuyordu.

Çin açısından da çekim gücü bir o kadar kuvvetli. Pekin'in derin teknoloji devleri Batı pazarlarına erişimde giderek artan kısıtlamalarla karşılaşıyor. ABD’nin teknoloji ekosistemi dışında pazar ve veri ortağı bulma stratejik bir zorunluluk haline geliyor.

Çin bulut altyapısıyla, Çin merkezli dijital bankacılık platformlarıyla, Çin'in inşa ettiği iletişim ve gözetim sistemleriyle ve 240 milyon nüfuslu dost bir ülkede eğitilip konuşlandırılan Çin yapay zeka modelleriyle dijital olarak entegre edilmiş bir Pakistan, Hangzhou'nun beslediği ekosistemi bölgesel bir teknolojik altyapı sistemine dönüştürebilir. Fiziksel koridor petrol ve konteyner taşırken dijital koridor veri, teknoloji paketi ve standartlar taşıyor.

Ziyaretin Pekin'den değil, Hangzhou'dan başlaması, bu turun Çin'in teknolojik birikiminin Avrasya genelinde aktığı dijital altyapıyla ilgili olduğunun açık kanıtı.


Pakistan daha önce de dünyayı değiştirmişti

Pakistanlı bir lider ilk kez küresel düzende yeniden konuşlanmayı kolaylaştırmak için harekete geçmiyor. Bu ikinci kez oluyor.

ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Soğuk Savaş'ın zirveye çıktığı 1971 yılı ortalarında, Asya turu sırasında İslamabad'daki bir akşam yemeğinde mide rahatsızlığı geçirdiğini öne sürdü.

Ardından dönemin Pakistan Cumhurbaşkanı Yahya Han'ın özel şoförü onu bir askeri havaalanına götürdü, oradan da Pakistan Hava Yolları'na ait bir uçakla Pekin'e hareket etti. Uçuş, bizzat ABD Dışişleri Bakanı'ndan bile gizli tutulan gizli bir misyona dönüştü. Amaç, henüz tanımadığı Çin Halk Cumhuriyeti ile diplomatik ilişkiler kurmaktı.
 

Umman'ın Musandam kentinden çekilen, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemileri gösteren bir hava fotoğrafı, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters
Umman'ın Musandam kentinden çekilen, Hürmüz Boğazı'nda demirlemiş gemileri gösteren bir hava fotoğrafı, 25 Mayıs 2026 / Fotoğraf: Reuters

 

Bunun çıkış noktası olarak Pakistan'ın seçilmesinin nedeni bugün tanıdık gelecek. Kissinger'ın yardımcısı Winston Lord'un sonradan ifade ettiği gibi Pakistan, her iki tarafla da dost olma avantajına sahipti.

O gizli uçuş, 1972'deki Nixon-Mao buluşmasının ve Soğuk Savaş'ın merkezi üçgeninin yeniden düzenlenmesinin zeminini hazırladı. Buradaki paralellik birebir örtüşmeden ziyade farklılıkların da benzerlikler kadar anlamlı olmasıydı. Pakistan, 1971'de iki düşman gücün iletişim kurduğu sessiz bir kanalın işlevini gördü. Kendi çıkarları büyük ölçüde taşıdığı mesajın gölgesinde kaldı.

Bugün ise Pakistan, ABD/İsrail-İran Savaşı’nı sona erdirmek için arabuluculuk yapıyor. Yalnızca mesaj iletmekle yetinmiyor, tarafları masaya taşıyor. İslamabad, müzakerelere ev sahipliği yapıyor. Çin ile barış önerisini birlikte şekillendiriyor ve sunduğu hizmete karşılık kendine bir fırsat penceresi açıyor.

Yine de özündeki varlık olan Pakistan'ın birbirleriyle doğrudan iletişim kuramayan taraflarla faal kanalları açık tutma konusundaki nadir görülen yeteneği aynı kalmaya devam ediyor. 1971'de söz konusu taraflar Washington ve Pekin'di. 2026'da ise Washington, Tahran, Körfez Arap ülkeleri ve Pekin.

Pakistan İran'la pratik bir sınır ilişkisiyle, Suudi Arabistan'la derin bir güvenlik anlaşmasıyla, Washington ile sağlam askeri kanallarla ve Çin'le köklü bir dostlukla hâlâ söz konusu tarafların tümünün kesiştiği noktada duruyor.

Parçalanmış bir dünyada herkesle konuşabilen bir ülke, yalnızca tek bir tarafla güven tesis edebilen müttefikten çok daha değerli hale geliyor. Pakistan coğrafyasını bir kez siyasi bir sermayeye dönüştürmüş ve dünyanın yeniden şekillenmesine katkıda bulunmuştu. Şimdi bunu bir kez daha yapmayı hedefliyor.


İslamabad nasıl vazgeçilmez oldu?

Pakistan'ın bu çatışmada güvenilir bir arabulucu olarak yükselmesi ne önceden belirlenmiş bir kaderin ürünüydü ne de yalnızca kendi diplomasisinin meyvesi. Bu süreç kısmen bir Çin projesiydi. Savaş patlak verdiğinde Pekin ve İslamabad birlikte 5 maddelik bir barış önerisi sundu.

Çin, son dakika müdahalesiyle Tahran'ı nisan ayı başlarında yürürlüğe giren iki haftalık ateşkese yaklaştırdı. Pakistan da ateşkesi koordine etti. Müzakereler sonradan "İslamabad görüşmeleri" olarak anılacak süreçte yürütüldü. Ancak görüşmeler sonuçsuz kalırken ABD’nin ablukasına zemin hazırladı. Buna karşın süreç, İslamabad’ın konumunu Washington ile Tahran'ın kısa soluklu da olsa aynı masada bir araya getirilebileceği bir arena olarak pekiştirdi.

Temel mesele, bu düzenlemenin Pekin'e neden uygun geldiğini anlamakta yatıyor. Çin savaşın sona ermesine ya da boğazı yeniden açacak ölçüde gerilimin düşmesine ihtiyaç duyuyor. Fakat bunu sona erdiren arabulucu görüntüsü vermekten kaçınıyor. Aksi takdirde Tahran'la hizalanmasına ilişkin tüm Amerikan şüphelerini doğrulamış olacak. Washington, olası nihai bir anlaşmada esaslı bir taraf tutma olarak yorumlayabileceği bir tutumla karşılaşacak.

Pakistan, tarafsızlık görüntüsünü korurken çatışmanın gidişatını etkileme yeteneğiyle Pekin’e bir tür stratejik denge sağlıyor.


Bu açıdan bakıldığında Şerif'in ziyareti, Washington ve Tahran'ın ilerleme kaydettiklerine dair sinyaller verirken nükleer müzakereler ve Hürmüz Boğazı'ndan geçiş ücretleri meselesinde çıkmazın devam ettiği bir konjonktürde bir koordinasyon toplantısı ve sonraki adımları düzenleme fırsatı niteliği taşıyor.
 


Yeni adres Pekin mi?

Şerif'in ziyaret programının arka planında daha geniş bir jeopolitik örüntü beliriyor. Bu yılın ilk beş ayında yaklaşık on iki devlet ve hükümet başkanı Pekin'i ziyaret etti. Ziyaretlerin sıralaması da en az içeriği kadar dikkat çekiciydi. ABD Başkanı Donald Trump 14-15 Mayıs'ta bir zirve için Pekin’e geldi. Birkaç gün sonra, 19-20 Mayıs'ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin resmi bir devlet ziyaretinde bulundu.

Çin devlet medyasının kendisi de ABD’li ve Rus liderleri art arda aynı hafta ağırlamanın Soğuk Savaş sonrası dönemde neredeyse emsalsiz bir durum olduğunu kabul etti. Trump'ın ziyaretinden kısa süre önce ise İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, savaşın patlak vermesinden bu yana ilk kez Pekin'i ziyaret etmişti.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron geçtiğimiz aralık ayında, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise ocak ayında Pekin’e ziyarette bulunmuştu. Güney Kore, İspanya, İrlanda, Kanada, Almanya ve Finlandiya'dan liderlerin de yolu Pekin'e düştü. Şimdi sıra Şerif'e geldi.

Bu kesintisiz diplomatik hareketlilik en açık şekilde, Pekin’in giderek büyüyen jeopolitik nüfuzunu sergileme fırsatı yakaladığı anlamına geliyor. Rakip ve ortak ayrımı gözetmeksizin dünya liderlerinin küresel krizleri ele almak için Çin başkentine yönelmesi, diplomatik ağırlık merkezinin kayma işaretleri verdiğine işaret ediyor.

ABD uluslararası dengeleri hiçbir jeopolitik aktörün boy ölçüşemeyeceği bir kesinlikle sarsabilme kapasitesini koruyor. Ancak ticaret ya da güvenlik alanlarında kırılanı onarması beklenen taraf olma konumunu artık eskisi gibi üstlenemiyor. Pakistan Başbakanı Şerif, bu hafta Pekin'e yaptığı ziyaretle bu gerçeği hem kabul etmiş hem de onu bir fırsata çevirmeye soyunmuş gibi görünüyor.


Yeni haritanın hatları

Anlaşma metinlerinden ve ziyaret programından biraz geri çekilince, Ortadoğu ve Asya'nın sessiz sedasız yeniden çizilmekte olduğu anlaşılıyor.

ABD eşsiz askeri gücünü koruyor. İran limanlarını abluka altına alabiliyor, Hürmüz Boğazı’nı havadan vurabiliyor. Ancak askeri üstünlüğün savaşı kendi koşullarında sonlandırma kapasitesine eşdeğer olmadığını da artık anladı. Üstelik müttefikleri kendi tercihlerinin bedelini taşımaya giderek daha az istekli görünüyor. İspanya ABD'ye hava üslerini kullandırmayı reddetti. Körfez ülkeleri ise Washington'ı devre dışı bırakarak Pekin'e yöneldi.

Öte yandan Çin, ekonomik gücün onu destekleyecek siyasi ve askeri araçlardan yoksun kaldığında uzanabileceği noktaların sınırlarıyla yüzleşti. Devasa döviz rezervlerine ve muazzam satın alma gücüne karşın Pekin, enerjinin can damarını açık tutamakta başarılı olamadı. Hem diplomaside hem lojistikte üçüncü bir tarafa yaslanmak zorunda kaldı.

Böylece dünyanın en büyük ticaret gücü, sert askeri güvenlik söz konusu olduğunda bir aracı üzerinden hareket etmek durumunda olan bir güç görünümüne büründü. Bu aracı da yine Pakistan’dı.

Pakistan, herkesle konuşabilen bir arabulucu, deniz yolları kapandığında kara köprüsünün anahtarını elinde tutan bir bekçi olduğunu iddia ederken çok kutuplu bir dünyada tek bir tarafın yanında duran büyük güçten çok daha değerli bir konuma yükseliyor.

Pakistanlı bir lider, 55 yıl önce ABD’li bir bakanı gizlice bir uçağa bindirip Pekin'e yolladı ve dünyanın yeniden şekillenmesine katkıda bulundu. Bu hafta bir başka Pakistanlı lider de Çin'e bizzat uçtu. Üstelik bunu ülkesini o gün vazgeçilmez kılan coğrafyanın bugün de aynı işlevi gördüğünü hatırlatmak için herkesin gözü önünde yaptı.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Bu makale Independent Türkçe Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.

Al Majalla

DAHA FAZLA HABER OKU