Aşağıda yalnızca imla, noktalama, büyük-küçük harf, bitişik-ayrı yazım ve gereksiz boşluklar düzeltilmiştir. Metnin içeriği, anlamı ve uzunluğu değiştirilmemiştir:
Trump, "İran'ın tükenmiş bir şekilde müzakere etmeye çalıştığını" savunmaya devam ediyor.
Sanki İran'ı bir köşeye sıkıştırmış, elini kolunu bağlamış, diz çöktürmüş gibi cümleler kuruyor.
Her 2 günde bir de "Tahran anlaşmaya yanaşmazsa Amerikan ordusuna geri dönüp başladıkları işi bitirmeleri emrini verebileceğini" söylüyor.
Revize edildiğini, daha da sertleştirdiğini söylediği anlaşma metinleri gönderdiğini anlatıyor.
İran ise Trump'ın her tehdidine hemen karşılık veriyor.
Hatta Trump'ın son tehdidinden sonra Devrim Muhafızları Ordusu, yanıt olarak Kuveyt'teki bir Amerikan üssünü hedef aldığını duyurdu.
Trump, "İran, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerde ücret alamaz, bu parayı veren gemileri engellerim" dedi ama daha üstünden 24 saat geçmeden bu sözünün de boş olduğu çıktı.
Çünkü Katar, geçiş ücreti konusunda İran'la anlaşmaya vardı ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) taşıyan 4 tanker Hürmüz Boğazı'ndan geçerek ilgili ülkelere doğru yol almaya başladı.
Bölgedeki Amerikan savaş gemileri ise önlerinden geçen tankerleri engellemedi.
Trump, "Hürmüz tamamen açılacak" derken, İran "Boğaz bizim denetimimizde olacak" yanıtını veriyor.
Trump, "Kesinlikle nükleer silah üretmeyecekler, 440 kg uranyumu bize verecekler" derken, İran "Uranyum bizde kalacak, en fazla 15 yıl zenginleştirme yapmayız" yanıtını veriyor.
Kısacası Trump ne derse İran tersini söylüyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Dolayısıyla Trump'ın "Tükenmiş bir şekilde müzakere ediyorlar" sözlerini İran her seferinde yalanlıyor.
Bu durum en çok Trump'ın, görüşmelerin içeriğinden dışladığı İsrail Başbakanı Netanyahu'yu rahatsız ediyor.
İsrail Hükûmetine yakın medya, sürekli olarak Trump'a çatıyor ve "İran'ın seni rezil duruma düşürdüğü anlaşmanın içeriğini açıkla" diyerek tepki koyuyor.
İsrail medyasında Trump'ın bu tavrı için "Yaptığın zevzekliklere, yalan yanlış açıklamalarına bakarak senin psikolojik durumunun analizini bile yapmaya gerek yok" yorumları havalarda uçuşuyor.
Ama İsrail, İran'la ilgileniyormuş ve yeni bir çatışmayı başlatabileceği izlenimini verirken diğer yandan asıl planını hayata geçirmeye devam ediyor.
Dünya kamuoyunun gündeminde İran varken, İsrail hem Lübnan'daki işgalini genişletiyor hem de Mescid-i Aksa'ya yönelik tehlikeli hamleler yapıyor.
Öyle ki İsrail-ABD ikilisi Mescid-i Aksa'nın statüsünü değiştirmeye soyundu bile.
Trump'ın damadı Jared Kushner, ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ve Netanyahu, Mescid-i Aksa planını gündemlerine aldılar.
Plana göre;
Ürdün'e bağlı İslami Vakfın, Mescid-i Aksa üzerindeki yetkisi bitirilecek. İsrail Miras Bakanlığı ve Din Hizmetleri Başkanlığı tarafından yeni bir kurum oluşturulacak. Bu kurum Mescid-i Aksa'yı ‘Çok Dinli Merkez' ya da ‘Dinler Merkezi' ilan edecek. Böylelikle Yahudiler, Müslümanların kullandığı alana girebilecek, toplu ibadet yapabilecek, alan turistlere de açılacak. Sadece bu değil, kurul Mescid-i Aksa yetkililerini atayabilecek, cuma hutbelerinin içeriğini denetleyecek, imamların, vaizlerin tayininde de söz sahibi olacak.
Bu planla ilgili olarak İsrail ile İbrahim Anlaşmalarını imzalayan ya da çok yakın ilişkileri bulunan Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn ve Mısır gibi Arap ülkeleri bilgilendirilerek görüş ve önerileri alınmış.
Çevresindeki araziler ve Mescid-i Aksa, 1994'te imzalanan anlaşmaya göre Ürdün'ün himayesindedir.
Ürdün Kralı, Mescid-i Aksa'nın resmî vasisidir ama İsrail ve ABD'nin oluşturacağı yeni kurula herhangi bir tepkisi yok.
İsrail'in, 1400 yıldır namaz kılınan Mescid-i Aksa'nın parçası olan Kubbetü's-Sahrâ'yı yıkmasına da az kaldı.
İsrailli bakanlar, fanatik Yahudiler, yerleşimciler, Siyonistler Kubbetü's-Sahrâ'yı yıkacaklar.
Diyorlar ki, Kubbetü's-Sahrâ yıkılıp yerine Üçüncü Tapınak inşa edilecek, böylelikle Mesih'in gelişinin önü açılacak.
Buna inanan Siyonistler, kendilerine destek veren Netanyahu Hükûmeti sayesinde Mescid-i Aksa'ya hemen her gün giriyor, taciz ediyor, saldırıyor.
Dediğimiz gibi Ürdün Kralı, vasisi olduğu Mescid-i Aksa'yı korumak ve saldırı anında savunmakla da görevlidir.
Ama ne ondan ne de Mescid-i Aksa'nın statüsünün değiştirileceği bildirilen Suudi Arabistan, Fas, Bahreyn ve Mısır'dan çıt çıkmıyor.
Netanyahu, Gazze'de koyduğu hedeflere de ilerlemeye devam ediyor.
Son olarak, Gazze'nin yüzde 70'ini işgal etmekle yetinmeyeceğini duyurdu.
Netanyahu, İsrail ordusuna işgali Gazze'nin yüzde 80'ine yayması emrini verdi.
"Sırayla ilerliyoruz" diyen Netanyahu yüzde 80'de de durmayacak.
Gazze'nin yüzde 80'i işgal edilirse 2,2 milyon Filistinli yaklaşık 109 kilometrekarelik bir alana hapsolacak.
Böylelikle Netanyahu'nun gönüllü göç dediği zorla sürgün sürecinin önü açılacak.
Filistinlilerden boşalacak yerlere de Yahudi yerleşimciler dolacak. Trump'ın, Mısır'da birçok devlet başkanını davet ederek imzaladığı Gazze Barışı da fiyaskoyla sonuçlanacak.
Bu arada, Trump'ın Gazze'nin yeniden imarı için verdiği söz de boş çıktı. Bizzat Trump tarafından kurulan sözde Barış Kurulu'nun finansmanında hiçbir ilerleme yok.
Trump, Ekim 2025'te ilan edilen Barış Kuruluna, Gazze'nin yeniden imarı için Körfez Arap ülkelerinden milyarlarca dolarlık bağış yapmalarını istemiş ve söz almıştı.
Oluşturulacak fon için Dünya Bankasında hesap açılmıştı.
Dünya Bankası yönetimi, söz konusu hesaba Körfez Arap ülkelerinin 1 dolar dahi yatırmadığını açıkladı.
Trump'ın bolca reklamını yaptığı ve kendi zaferi gibi gösterdiği bu fonu soranlara, hesaba milyarlar akacak demişti.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish