Caydırıcılık ve denge

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AFP

Güçler ayrımını, ülkelerin ve örgütlerin caydırıcılıklarını ve ülkeler ile güçlerin birbirlerini nasıl dengelediklerini, denge yoksa nelerin ortaya çıkabileceğini görelim.

Yakın zamandaki gelişmelerin kamuoyunda tartışılmasına baktığımda gördüğüm bir nokta da şu oldu: Bazı önemli isimler caydırıcılık ve denge konusunda hatalı yaklaşımlar içindeler ve başkalarını yanlış etkiliyorlar. Bu konuyu düzeltelim.

Caydırıcılık ve denge, yalnızca güç envanteri meselesi değildir. Güçlerin “nasıl sınıflandırıldığı”, “hangi ittifak veya minilateral yapılar içinde konumlandığı” ve “denge arayışının hangi düzeyde (nükleer, konvansiyonel, ekonomik, teknolojik) yürütüldüğü” ile doğrudan ilişkilidir. Bu üç katmanın birbirine karıştırılması, stratejik muhakemeyi zayıflatır ve kolay tarafgirlik üretir.

İzahatta iki ana başlığım olacak: Birincisi caydırıcılık problemi, ikincisi ise denge problemi.

En başta ülkeleri;

• Başat ve büyük güç,
• Orta güç ve
• Küçük güç ve diğerleri şeklinde tasnif edelim.

Başat güç ile büyük güç arasında ince ama önemli bir ayrım vardır. Başat güç, sistemin genel kurallarını ve standartlarını belirleme iradesine en yakın olan güçtür. Büyük güçler ise sistemik rekabet kapasitesine sahip olup alternatif düzen arayışında bulunanlardır.


Caydırıcılık problemi

Caydırıcılığın olabilmesi için bir ülkede ne tür güç imkânları olabilir?

1. Bir ülke için “caydırıcılık”; politik ve jeopolitik güçle, askerî güçle, ekonomik güçle, bilimsel ve teknolojik güçle, sosyo-kültürel güçle temin edilir. Temel mantık, potansiyel saldırganın maliyet-fayda hesabını bozmaktır.
2. “Stratejik caydırıcılık” ise bu kapasitenin üzerine nükleer gücün, ikinci vuruş kabiliyetinin ve inandırıcılığın eklenmesini gerektirir.
3. “Genişletilmiş caydırıcılık” ise bir başat gücün müttefiklerine veya özel ortaklarına güvenlik garantisi vermesidir. Bu, özellikle ABD’nin bazı ülkelerle ilişkilerinde belirgindir.
4. Caydırıcılık bahsinde “diğer ülkeler”i bu iki tasnifin dışında değerlendirebilirsiniz; bunların birtakım (farklı) güç eksiklikleri mevcuttur.
5. Diğer bir husus, o ülkenin bir “ittifakın içinde olup olmaması” ile ilgilidir.

a) Hâlen gezegende küresel çapta, çok taraflı ve kurumsal yapısı icabı tek ittifak vardır: NATO. NATO’nun örgütsel yapısı bir stratejik ve büyük güçtür. Soru şudur: O ülke NATO üyesi ülke mi, değil mi?

b) Bunun yanı sıra ülkeler ihtiyaçları doğrultusunda minilateral örgütlenmelere gidebilirler. Bu örgütler, büyük yapıdaki geleneksel çok taraflı ittifaklar yerine, belirli bir güvenlik sorununu, bölgeyi veya tehdidi çözmek için sınırlı sayıda ülkenin bir araya gelmesiyle oluşan esnek, hedef odaklı askerî/stratejik koalisyonlardır. Bu ülkeler için soru şöyle olur: Minilateral örgüt içinde mi, değil mi?

c) Eğer herhangi bir ittifaka dâhil değilse o ülkenin caydırıcılık yönüyle tasnifi bunlardan farklıdır.

d) Bazı ülkeler vardır, bunlar ittifak kurmadan güçlü ülkelerle (başat aktörlerle veya büyük güçlerle) çeşitli sebeplerle bir dayanışma örgüsü içindedir ve güç ortaklıkları vardır. Bunlar ikili anlaşmalarla özelleştirilir.

Konuyu açıklayabilmek adına seçilmiş örneklere bakalım. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar caydırmanın hangi ölçüde, nasıl ve ne şekilde yapıldığıdır.


Başat ve büyük güçlerden örnekler:

• ABD: Caydırma ve stratejik caydırma imkânıyla “ABD + NATO” olarak açıklanır. Ayrıca ABD, uluslararası etkisini geliştirmek adına ihtiyaç noktalarında minilateral ve güç ortaklığı yapmıştır. Genişletilmiş caydırıcılık kapasitesi en yüksek olan güçtür.
• NATO: Üye ülkelerin caydırıcılığı ve stratejik caydırma gücünün yanı sıra örgütsel olarak bir caydırıcılığı ve stratejik caydırıcılığı vardır.
• Rusya ve Çin: Caydırma ve stratejik caydırma imkânıyla kendi güçleri vardır. Başka başat güç veya ülke ile güç ortaklıkları kurmuşlardır. Bunlar sistemik rakip konumundadır ve alternatif kutup arayışındadır.

Soğuk Savaş’ta (iki kutuplu dünya düzeninde) ABD ve SSCB başat güçlerdi. Bu başat iki gücün oluşturduğu yapı iki kutuplu düzendi. Hâlen dünyada sorunlarıyla beraber tek kutup vardır. Rusya ve Çin büyük bir çaba ile başka bir kutup oluşturmakla ilgili politikalar içerisindedirler.


Orta güçlerden seçili örnekler:

• Fransa ve İngiltere: Caydırma ve stratejik caydırma imkânıyla “Fransa + NATO” ve “İngiltere + NATO” olarak açıklanır. Ayrıca bu iki ülke uluslararası etkisini geliştirmek adına ihtiyaç noktalarında minilateral ve güç ortaklığı yapmıştır.

• Kuzey Kore, Hindistan ve Pakistan: Bazı eksikleri olsa da caydırma ve stratejik caydırma imkânıyla kendi güçleri vardır. Başka başat güç veya ülke ile güç ortaklıkları kurmuşlardır. Bunlardan Pakistan, belli alanlarda caydırma güçleri olan Türkiye ve Suudi Arabistan ile minilateral anlaşma yapmıştır.

• İsrail: Bazı eksikleri olsa da caydırma ve stratejik caydırma imkânıyla kendi gücü vardır. ABD ile özel yasalara dayalı güç ortaklığı ve dayanışması vardır; bu ilişki genişletilmiş caydırıcılık unsuru taşır.

• Japonya: Caydırma imkânı olan güçtür. Minilateralleri: Quad (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu), Üçlü İttifak, C5+1 Formatı, AUKUS İleri Teknoloji İş Birliği. Ayrıca II. Dünya Savaşı sonrası ABD ile anlaşma yapmıştır; bu başat güçle özel savunma imkânları vardır.

• Avustralya: İngiliz Milletler Topluluğu’na bağlı bu ülkenin kendi caydırıcılığı vardır. Ayrıca AUKUS, Quad, Hint-Pasifik Deniz Güvenliği Platformu, Üçlü Diyalog gibi minilateral yapılarla hareket eder.

• Türkiye: NATO üyesi olması nedeniyle stratejik caydırma imkânı olan ve belli alanlarda kendi caydırıcı gücüne sahip yükselen bir orta güçtür. Bölgesel etki kapasitesi, savunma sanayii gelişimi ve minilateral arayışları ile dikkat çeker. Suudi Arabistan ve Pakistan ile belli konularda minilateral oluşum içindedir.

• Suudi Arabistan: ABD ile özel anlaşmaları olan ve belli alanlarda kendi caydırıcı gücüne sahip bir orta güçtür.


Farklı bir örnek:

Avrupa Birliği karma yapısıyla farklı bir örnektir. AB ülkelerinin bazıları orta güç, bazıları küçük güçtür. Üye ülkelerden kendi caydırıcılığı ve stratejik caydırıcılığı olanlar vardır. NATO üyesi ülkeleri mevcuttur. Küresel pek çok ülke ve güç ile özel anlaşmaları olanlar vardır. Fakat AB’nin bir ortak ordusu yoktur. AB için ortak ordu demek ayrıca bir klasmana dâhil edecektir. AB’nin stratejik özerklik arayışı ile NATO’nun kolektif caydırıcılığı arasındaki gerilim, Avrupa’nın denge probleminin en görünür yüzüdür. Buna neden ihtiyaç duyulmalı, tartışmalı bir konudur.


Denge problemi

Küresel, bölgesel ve yerel güçler ve ülkeler kendi caydırıcılıklarına ilave olarak stratejik caydırıcılıklarıyla bir “denge” politikası izlerler. Hasımlarına karşılık kendilerini güven altına alabilmek ve “beka” kavramının karşılığını yerine getirmek amacıyla denge problemlerini çözmeleri zaruridir.

Denge, ülke veya güçlerin; kendi güç parametrelerini geliştirmeleri, stratejik ortaklıklara gitmeleri, nükleer silah gerekiyorsa bu yönde çözüm üretmeleri, belli ittifaklara dâhil olmaları ile temin edilir.

Denge problemine tek tek nükleer denge, stratejik denge, konvansiyonel denge, ekonomik denge gibi bakılabildiği gibi, “G7 ülkeleri” ve diğerleri şeklinde de bakılabilir. G7 (Gelişmiş 7), bir örgüt değildir; ancak küresel güç yaklaşımında sermayenin sahipliği buradan hareketle bütün her bir konuya (ekonomik, askerî, politik, bilim-teknolojik vb.) yön verebilme iradelerinin oluşmasıyla ilgili bir fiilî durum hâsıl olur. Bu nedenle dünyayı G7 ve diğerleri (“küresel güney”) şeklinde de ayırmak söz konusu olabilir.

G7 bahsine değişik bir yaklaşımla “Batı medeniyeti, kültürü, standardı” olarak da bakılabilir. Burada asıl başlık demokrasi ve özgürlüktür. Bu asıl konu, sürekli kendini geliştiren insana en yarayışlı ve yücelten bir ekosistemin varlığını temsil eder. Kültür veya standart gibi kapsamların içine bankacılık, sigorta, gümrük, ticaret, üretim ve piyasa şartlarının hukuki düzenlemeleri, sosyal yaklaşımlar vb. çok temel hususlar girer.

Burada bir karşı duruş söz konusu olur. Bu karşı duruş sömürgecilikten ve emperyalist dönemden kalan yaralarla ilgili kolay hatırlanabilirdir. Kapitalizm gayet sert ve maddi hususları günlük yaşama dikte ettiren bir konudur. Üstelik liberalizm ve neoliberalizm aşırılık gösterenleri şımartarak toplumların istismarına sebep olan sonuçlar doğurmaktadır. Anlaşılacağı üzere burada bile bir denge şartı vardır.

Eğer insanlık için en iyisini ama en kararında olacak dozu yakalamak zorundaysanız bunu kime güvenerek yapabilirsiniz?

Denge neden zorunludur? Çünkü denge, beka ile “durum değişikliğini” yönetme kapasitesini belirler. Denge nasıl kurulur? Kendi kapasite geliştirme, ittifak ve minilateral yapılar, nükleer eşik ve teknolojik üstünlük ile. Dengenin bozulduğu durumlar ne üretir? Kaotik ortam, yanlış hesap ve kolay tarafgirlik.

Örnekler:

Küresel çapta, ABD + NATO (Atlantik) gücüne karşı Rusya ve Çin alternatif olabilecek pek çok girişim (BRICS+ ve SCO gibi) üzerinde çalışmaktalar. Bu “büyük güç mücadelesi” şeklinde cereyan eden bir hadisedir. Burada etken ne? G7 mi? Bu özel ve temel ayrıma dikkatle bakmak gerekir. ABD + NATO gücüne Avrupa Birliği ve Hint-Pasifik bölgesinden Japonya, Güney Kore, Avustralya gibi ülkelerin (Batı standardıyla çalışanların) dâhil edilmesiyle, hatta adı konmuş minilaterallerin ve özel anlaşmalarla koalisyon oluşturan güçlerin birlikte olduklarını düşünmek gerekir. Örneğin belli ülkeler ABD ile hizalandığında yaptırım paketlerine dâhil olunur; kendileri de yaptırımlar uygulamaya başlar. Demek ki caydırma ve denge problemlerinde harekete geçen hususların temelinde neler var, bunları bilmek gerekir.

Sert güç konusunda stratejik caydırıcılık aracı olarak en belirgin silah nükleer başlıklar ve onları atma vasıtalarıdır. İki kutuplu dünyada bir denge vardı; bu dönemin kendine özgü getiri (veya götürenleri) hesapları yapılabilir. Bugün karmaşık ve hatta kaotik bir durum var ise bunların bir sebebi de denge probleminin farklı şekillerde etkilenebilir olmasından kaynaklanır. Ama sonuçta nükleer silahın kendisi bir “kıyamet” çağrışımı yapan konudur.

Şimdi buna “siber ve siber-uzay” boyutları da dâhil olmuştur. Yapay zekâ ve kuantum konusundaki rekabet ve buradan “tekillik” (singularity) çıkıp çıkmayacağı sorusu, bütün dengeleri yeniden hesaplamaya iten konular olmuştur. Bu bağlamda enerji, soğutma, nadir toprak elementleri ve mıknatıslar gibi alt konular vardır ve denge için buralarda da çeşitli güçler kıyasıya rekabet halindedir. Bu gibi yeni konular ülkelerin veya güçlerin güncel rekabet koşullarını belirlemektedir. Klasik nükleer denge artık tek başına yeterli değildir; siber, yapay zekâ ve kritik teknoloji katmanları birlikte düşünülmelidir.


Sonuç

Neden güç mücadelesi var ve bu bağlamda meseleler neden karmaşık? Başta işaret ettiğim gibi, eğer bu tür karmaşık ve stratejik konulara doğru tasnif ve bakış açıları getirilmez ise en basit hata ne oluyor dersiniz? Kolayca bir taraf olunabiliyor.

Hâlbuki bu tür caydırma ve denge meseleleri bir taraf olma konusu değildir. Çok hassas hesapların yapılmasıyla ve gelecekteki kuşaklara etkisi yönüyle gayet ciddiyetle düşünülmesi gereken konulardır.

Caydırıcılık ve denge meselelerinde asıl tehlike, kavramların yanlış tasnif edilmesi değil; bu yanlış tasnifin “stratejik muhakemeyi” bozmasıdır. Çünkü yanlış sınıflandırma, yanlış tehdit algısı ve yanlış hizalanma üretir. Bu nedenle caydırıcılık ve denge, “kimden yana” sorusu değil; “hangi güç parametreleri, hangi ittifak yapıları ve hangi teknolojik eşikler üzerinden denge kuruluyor” sorusudur.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU