Ukrayna savaşı, modern savaşın doğasına ilişkin birçok eski kabulü yeniden tartışmaya açtı. Son dönemde en çok dile getirilen görüşlerden biri, manevra harbinin artık sona erdiği yönünde.
Cephe hattının üzerinde sürekli dolaşan keşif dronları, FPV kamikaze dronlarının zırhlı birlikler üzerindeki etkisi ve savaş alanının neredeyse tamamen görünür hâle gelmesi bu değerlendirmeyi güçlendiriyor.
Peki gerçekten manevra harbi mi sona erdi, yoksa değişen teknolojik denge manevrayı geçici olarak mı kilitledi?
Tarih bu soruya temkinli yaklaşmayı öğretiyor.
1914 yılında Avrupa orduları I. Dünya Savaşı'na hızlı taarruz planlarıyla girdi. Dönemin askerî düşüncesi hareket üzerine kuruluydu. Orduların birbirini kuşatacağı ve savaşın birkaç ay içinde biteceği düşünülüyordu.
Peki ne oldu?
Makineli tüfek, dikenli tel ve yoğun topçu ateşi bu beklentiyi kısa sürede boşa çıkardı. Ateş gücü hareket kabiliyetinin önüne geçti. Cepheler dondu. Savaş, yıllarca süren bir mevzi mücadelesine dönüştü.
O günlerde birçok askerî düşünür hareket savaşının artık mümkün olmadığını savunuyordu. Dönemin teknolojik dengesi savunmaya belirgin bir üstünlük sağlamıştı.
Fakat bu tablo kalıcı olmadı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İki savaş arasındaki dönemde ordular ateş gücü ile hareket arasındaki dengeyi yeniden kuracak çözümler geliştirdi. Tanklar gelişti. Motorlu birlikler yaygınlaştı. Telsiz haberleşmesi olgunlaştı. Yakın hava desteği etkisini artırdı. Savunmanın sağladığı üstünlük önemli ölçüde azaldı.
İkinci Dünya Savaşı başladığında sahne değişmişti. Blitzkrieg bunun en bilinen örneğiydi. Sovyetlerin derin harekât doktrini de aynı anlayışa dayanıyordu. Amaç yalnızca cepheyi yarmak değildi. Asıl hedef, düşmanın karar alma sistemini felce uğratacak hız ve derinliğe ulaşmaktı.
Bu neyi gösteriyor?
Teknolojinin belirli bir dönemde savunmaya avantaj sağlaması, manevra harbinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu.
Bugün de benzer bir kırılma yaşanıyor.
Ukrayna'da savaş alanı daha önce görülmemiş ölçüde şeffaf hâle geldi. Uydu görüntüleri, insansız hava araçları, elektronik istihbarat sistemleri ve sürekli çalışan sensörler büyük birliklerin fark edilmeden hareket etmesini zorlaştırıyor. Hareket eden bir araç birkaç dakika içinde tespit edilebiliyor. Ardından topçu ateşi veya FPV dronları devreye giriyor.
Bu durum manevrayı daha maliyetli hâle getiriyor.
Eskiden birlikler hareket ederek ateşten kurtulabiliyordu. Bugün ise hareket etmek çoğu zaman ateşi üzerine çekmek anlamına geliyor. Bu yüzden Ukrayna'da birkaç kilometrelik ilerleme bile aylar süren çatışmaların sonunda mümkün olabiliyor. Birçok taarruz sınırlı kazanımlarla sonuçlanıyor.
Peki ortadan kalkan gerçekten manevra mı?
Bugün zayıflayan şey manevra düşüncesi değil. Mevcut teknolojik şartlarda uygulanan klasik manevra yöntemleri etkisini kaybediyor.
Başka bir ifadeyle sorun manevra fikrinde değil. Sorun, manevrayı mümkün kılan araçların eski avantajlarını yitirmesinde yatıyor.
Asıl soru şu:
Manevrayı kilitleyen unsur nedir?
Cevap büyük ölçüde savaş alanının şeffaflaşmasıdır. Düşmanın nerede olduğu kadar sizin nerede olduğunuz da sürekli görünür hâle geliyor. Bu görünürlüğü sağlayan sistemler dronlardan ibaret değil. Uydular, sentetik açıklıklı radarlar, elektronik istihbarat, yapay zekâ destekli görüntü analizi ve sayısız sensör aynı ağ içinde çalışıyor. Dronlar ise bu ağın en görünür parçasını oluşturuyor.
Peki çözüm nerede?
Çözüm görünürlüğü azaltabilmekte yatıyor.
Bugün büyük ordular tam olarak bunun üzerinde çalışıyor. Elektronik harp sistemleriyle dron sürülerini etkisiz bırakmak, yapay zekâ destekli karşı tedbirler geliştirmek, düşük görünürlüklü araçlar üretmek, aldatma sistemlerini yaygınlaştırmak ve otonom platformlarla insanlı birliklerin önünü açmak bu arayışın parçalarını oluşturuyor.
Başka bir arayış daha var.
Karar alma hızını artırmak.
Geleceğin savaşında üstünlük yalnızca daha fazla ateş gücüyle sağlanmayacak. Sensörden atıcıya uzanan karar zincirini rakibinden daha hızlı işleten taraf önemli avantaj elde edecek. Bu yüzden yapay zekâ, veri işleme kapasitesi ve haberleşme ağları klasik silah sistemleri kadar kritik hâle geliyor.
Peki bu dönüşüm büyük güçler açısından ne ifade ediyor?
Bana göre büyük güçler hiçbir zaman manevra harbinden vazgeçmeyecek. Çünkü temel üstünlüklerini teknoloji, lojistik, hava hâkimiyeti ve müşterek harekât kabiliyeti oluşturuyor. Bu unsurların tamamı hareketli savaşın temelini meydana getiriyor.
Peki neden?
Çünkü savaş sürekli mevzilere sıkışır ve taraflar uzun süre birbirini yıpratmaya çalışırsa teknolojik üstünlüğün önemli bir bölümü değerini kaybeder. Böyle bir ortam daha zayıf aktörlerin asimetrik yöntemlerle direnmesini kolaylaştırır.
Bu yüzden ABD, Çin ve NATO ülkeleri Ukrayna'daki gelişmeleri yalnızca mevcut savaş açısından incelemiyor. Asıl hedef, manevrayı yeniden mümkün kılacak teknolojileri geliştirmek. Bir bakıma Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki arayışın benzeri yeniden yaşanıyor.
Tarih, ateş gücü ile hareket arasındaki mücadelenin sürekli devam ettiğini gösteriyor. Bazen ateş üstün geliyor. Bazen hareket yeniden öne çıkıyor. Teknoloji bu dengeyi sürekli değiştiriyor. Bugün savunmanın avantajlı görünmesi, yarının da aynı şekilde olacağını göstermiyor.
Sonuç olarak Ukrayna Savaşı, manevra harbinin öldüğünü değil, ciddi bir kriz yaşadığını gösteriyor. Ateş gücü ile hareket arasındaki denge bugün savunma lehine kaymış olabilir. Ancak askerî tarih bunun kalıcı olmadığını defalarca gösterdi. Birinci Dünya Savaşı'nın kilitlenen cepheleri nasıl yeni doktrinler ve teknolojilerle yeniden harekete açıldıysa, bugünkü çıkmazın da benzer bir dönüşümle aşılması muhtemeldir.
Tartışılması gereken soru artık "Manevra harbi bitti mi?" değildir. Asıl soru, büyük orduların şeffaf savaş alanında yeniden nasıl manevra yapabileceğidir.
Çünkü büyük güçlerin askerî üstünlüğü, uzun süreli yıpratma savaşlarına değil, hareket ederek rakibin karar alma mekanizmasını felce uğratabilme kabiliyetine dayanır. Bu nedenle geleceğin askerî rekabeti, daha fazla dron üretmekten çok, dronlarla kuşatılmış bir savaş alanında yeniden hareket edebilmenin yollarını bulmak üzerine şekillenecektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish