Türkiye, belki de son 50 yılının en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Çünkü bugün konuşulan mesele, herhangi bir siyasi tartışma değil; ülkemizin geleceği ve milletimizin huzurudur.
Terör, bu ülkeye sadece can kaybettirmedi. Ekonomik yükle birlikte Türküyle, Kürtüyle bu millete aynı acıyı yaşattı.
Bugün ise yeni bir fırsat doğdu.
Bu konuda neden umutlu olduğumu anlatmadan önce, yıllar içinde yaşadığım bazı sohbetleri paylaşmak istiyorum.
Bana göre birinci çözüm sürecinin neden başarısız olduğu ve yeni sürecin neden daha yüksek bir başarı şansına sahip olduğu, bu konuşmaların satır aralarında gizlidir.
2017 yılında dönemin Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir'e bir sohbet sırasında şu soruyu yöneltmiştim:
Size oy veren biri değilim. Ancak Şanlıurfa Milletvekili olmanız nedeniyle sormak istiyorum. Diyarbakır, Sur ve benzeri yerlerde yaşanan olaylar en büyük zararı yine Kürt vatandaşlara verdi. Aynı zamanda barış sürecini de baltaladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Verdiği cevap hâlâ hafızamdadır:
Size açık yüreklilikle söyleyeceğim; biz bu konuda sözümüzü ne devlete ne de örgüte geçirebildik.
Bu cümle bana göre o gün yaşananların en samimi özetlerinden biriydi. Demek ki süreç sadece masada değil, sahada da kaybedilmişti. Süreci sabote etmek isteyenler başarılı olmuş, bunun bedelini ise bütün Türkiye ödemişti.
Aradan yıllar geçti.
Geçtiğimiz yıl taziye vesilesiyle ziyaretime gelen eski HDP Şanlıurfa Milletvekili ve Grup Başkanvekili Nimetullah Erdoğmuş ile de yeni süreci konuştuk.
Kendisine, "Bu süreç sizce başarıya ulaşacak mı?" diye sordum.
Hiç tereddüt etmeden, "Bu süreçten artık geri dönüş olmaz. Başarıya ulaşacaktır" dedi.
Ardından da dikkat çekici bir ifade kullandı:
"Bana kalsa Devlet Bahçeli'nin heykelini Diyarbakır Meydanı'na dikerim."
"Bizden Meclis'e böyle bir teklif gelirse şaşırmayın."
Burada önemli olan sözün kendisinden çok, yıllarca bu meselenin tam merkezinde siyaset yapmış bir ismin yeni sürece duyduğu güçlü güvendi. O gün umudum daha da arttı.
Yakın zamanda yaptığım Cape Town seyahatinde tanıştığım Mezopotamya Restaurant'ın sahibi Baran Kalay'ın anlattığı bir anı ise bana bu işin başka bir yönünü gösterdi.
İlk çözüm süreci döneminde Türkiye'den farklı siyasi partilerin temsilcilerinden oluşan bir heyet, Güney Afrika'nın barış ve uzlaşma tecrübesini yerinde incelemek üzere Cape Town'a gitmiş.
Amaç, yıllarca süren çatışmaların nasıl sona erdirildiğini ve toplumsal uzlaşının nasıl sağlandığını öğrenmek ve sürece katkı sağlamak. Heyetin uğrak yerlerinden biri olması vesilesi ile Baran heyeti ağırlamakla birlikte katkı sunma adına girişimleri olmuş.
Baran Bey'in anlattığına göre heyetteki bazı isimler bu ziyareti adeta turistik bir gezi gibi değerlendirmiş. Sürecin anlatıldığı toplantı ve konferanslara beklenen ilgi gösterilmemiş, katılım oldukça düşük kalmış.
Bunun üzerine Güney Afrikalı yetkililer şu ifadeyi kullanmış:
Biz bu süreç devam ederken evimize gitmeyi, uyumayı, hatta rahatça yemek yemeyi bile ikinci plana attık. Barışın başarısı için bütün vaktimizi buna ayırdık. Siz bu kadar önemli bir konuda toplantılara bile yeterli ilgi göstermiyorsanız, işiniz gerçekten çok zor.
Bu sözler bana göre sadece o heyete değil, hepimize verilmiş önemli bir dersti.
Barış; yalnızca iyi niyetle değil, kararlılık, fedakârlık ve ciddiyetle inşa edilir.
Bu kez birbirine tamamen kapalı duran kesimlerin önemli bir bölümü aynı hedefte buluşuyor: Terörsüz, huzurlu ve güçlü bir Türkiye.
Elbette süreç kolay olmayacaktır. Provokasyonlar, sabote etmek isteyenler, bundan siyasi çıkar sağlamaya çalışanlar olacaktır.
Ancak bu kez toplumun beklentisi çok daha güçlü. Bunun en somut göstergelerinden biri de çerçeve yasa teklifine destek veren siyasi partilerin ve milletvekillerinin ortaya koyduğu iradedir.
Ben, bu tarihi süreçte çerçeve yasa teklifine imza atan siyasi partilerin neden bu sorumluluğu üstlendiklerini anlayabiliyorum.
Aslında böylesine hassas bir konuda siyasi risk almayı, eleştirilmeyi göze alarak çözümün bir parçası olmayı tercih etmekteler.
İmza atmayan siyasi partilerin gerekçelerini açık ve net şekilde kamuoyuyla paylaşmaları gerekir.
Özellikle Yeni Parti yetkililerinin Cumhuriyet Halk Partisi yönetimindeyken komisyona üye verip, Yeni Parti olarak çerçeve tasarıya imza atmamalarını gerekçelendirmeleri beklenir.
İmza koyan CHP de bu tarihi süreçte tasarının mimarı partiler kadar güçlü açıklamalar yapmalı ve toplumsal desteği artıracak katkılar sunmalı.
Tarih, böylesine kritik eşiklerde kenarda duranları değil, sorumluluk alanları yazar.
Çünkü mesele bir partinin kazanması ya da kaybetmesi değildir.
Mesele tüm milletin kazanmasıdır.
İnanıyorum ki bu kez geçmişin hatalarından ders çıkarılacak, Türkiye yarım asırlık yükünü geride bırakarak geleceğe çok daha güçlü yürüyecektir.
Çünkü mevzu siyaset değil, memlekettir, geleceğimizdir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish