Batı Şeria'da yaşam: Tutunmak nasıl günlük bir varoluş sorusuna dönüşür?

Zeynep Hatır Independent Türkçe için yazdı

Batı Şeria'da su krizinin yaşandığı kırsal bir bölgede, su tankerleri ve depolarının önünde duran Filistinli bir anne ve çocukları / Fotoğraf: B'Tselem

Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te yaşayan bir Filistinli için hayat, tek bir krizden ibaret değildir; aksine sırtına binen, birbirini besleyen ve her geçen gün ağırlaşan krizler yumağıdır. Günlük yaşamın kendisi, kesintisiz bir baskı alanına dönüşmüştür. Yakıt krizleri, kesilen ya da iyice azalan su, yolları kapatan askeri kontrol noktaları ve demir kapılar... Evlerinde ve tarlalarında insanları gölge gibi takip eden yerleşimci saldırıları, mantar gibi türeyen kaçak yerleşim odakları, kamulaştırılan ve dozerlerle dümdüz edilen topraklar, yıkılan evler, dükkânlar, ağıllar ve yakılıp sökülen zeytin ağaçları... Tüm bunların ortasında Filistinlinin güven içinde, insanca yaşayabileceği alan her geçen gün daha da daralmaktadır.

Batı Şeria ve Kudüs'te üzerlerindeki bu baskı, belirli bir zamanda yaşanıp geçen geçici bir olay değildir artık. Coğrafya ile siyasetin, ekonomi ile güvenliğin iç içe geçtiği gündelik bir gerçekliktir. Burada bir yudum suya ulaşmak bir mücadeleye, üzerinde durulan toprak bir çatışma alanına, sığınılan ev ise her an yıkılma veya tahliye edilme tehdidi altındaki bir gölgeye dönüşür. Filistinli, etrafındaki çemberin her geçen gün biraz daha daraldığını iliklerine kadar hisseder.
 

Batı Şeria'da yakıt kıtlığı ve denetimler nedeniyle benzin istasyonları önünde oluşan uzun araç kuyrukları
Batı Şeria'da yakıt kıtlığı ve denetimler nedeniyle benzin istasyonları önünde oluşan uzun araç kuyrukları 

 

Hayatın en yalın detayı: Yakıt krizi

Baskı, daha benzin istasyonunda başlar. Ucu bucağı görünmeyen kuyruklar, saatler süren bekleyişler ve pompanın başına varmadan akaryakıtın tükenmesi korkusu... Belirsiz aralıklarla temin edilebilen yakıtı alabilmek, günlük hayatın yüklerine eklenen amansız bir mücadeleye dönüşür. Üstelik bu kriz sadece benzin ve motorinle sınırlı kalmaz; mutfak tüpüne kadar sıçrayıp evlerin içine, mutfaklara kadar sızar.

Yakıt kıtlığı sadece hususi araçları vurmakla kalmaz, toplu taşımayı da felç eder. Öğrencilerin okullarına, çalışanların işlerine ulaşmasını zorlaştırır; mal sevkiyatını ve pazarları kilitler. Çiftçilerin tarımsal araçlarını ve su pompalarını çalıştırma imkânını elinden alır. Mutfak tüpü bulmakta zorlanan ve fahiş fiyatlarla karşılaşan kimi aileler, çareyi odun yakmak gibi ilkel yöntemlere dönmekte bulur. Yakıt krizi böylece istasyonlardan mutfaklara, yollardan sofralara taşınır; kesintisiz bir baskı unsuru hâline gelir.
 

Filistinlilere ait su altyapısının hedef alınarak el konulduğu alanlar
Filistinlilere ait su altyapısının hedef alınarak el konulduğu alanlar

 

Su: Hayatın kendisine dokunan kriz

Özellikle kırsal bölgelerde ve Bedevi topluluklarında suya ulaşmak artık doğal bir hak olmaktan çıkmıştır. Altyapının zarar görmesi veya tahrip edilmesi nedeniyle birçok yerleşim yeri, en temel ihtiyaçları için suyu tankerlerle satın almak zorunda kalmaktadır. Birleşmiş Milletler verilerine göre, yerleşimci saldırıları sonucunda yüzlerce su ve kanalizasyon tesisi zarar görmüştür. Su depoları, borular, su kaynakları ve dağıtım şebekeleri hedef alınmakta; Filistinlilerin hayat damarı olan su kaynakları eğlence alanlarına dönüştürülerek el konulmaktadır.

Bunun yanı sıra işgal yönetimi, yer altı su kaynaklarını kontrol altında tutarak El-Halil, Ramallah ve Nablus gibi bölgelerde yaz aylarını kronik bir su kıtlığına dönüştürmektedir. Filistinlilerin yeni su kuyuları açması engellenirken, mevcut kaynaklar da ellerinden alınmakta; böylece su, herkesin erişebileceği temel bir ihtiyaç değil, bir ceza ve kontrol aracına dönüştürülmektedir.
 

Günlük yaşamı ve seyahat özgürlüğünü kısıtlayan askeri kontrol noktaları
Günlük yaşamı ve seyahat özgürlüğünü kısıtlayan askeri kontrol noktaları

 

Daraltılan hareket alanı

Askeri kontrol noktaları, kilitlenen demir kapılar, aniden kapatılan veya güzergâhı değiştirilen yollar... Bir köyün ya da şehrin girişi, tek bir askeri kararla dakikalar içinde dış dünyayla bağı kesilen bir kapana dönüşebilir. Normalde birkaç dakika sürecek bir yolculuk, saatler süren bir çileye dönüşür. Sabah işine gidecek bir çalışan, okuluna yetişmeye çalışan bir öğrenci ya da hastaneye ulaştırılması gereken bir hasta için ilk soru şudur: "Acaba yol açık mı?"

Bu kontrol noktaları ve utanç duvarı, Filistinli ile işi, okulu, tarlası ve sevdikleri arasına çekilmiş zihinsel ve fiziksel bir settir. Coğrafyanın kendisi, insanı cezalandıran bir araca dönüştürülmüştür.


Yanı başlarındaki tehlike: Yerleşimciler

Batı Şeria'nın pek çok bölgesinde yerleşimci şiddeti artık günlük hayatın kanıksanmış bir parçasıdır. Tarlaların basılması, mülklerin tahrip edilmesi, köylülerin darp edilmesi, ürünlerin yakılması ve otlaklara erişimin engellenmesi...

Bu saldırıların bıraktığı korku, olayın kendisinden daha uzun sürer. Çiftçi tarlasına gitmeye korkar hâle gelir, tarlasını ekmekten vazgeçer; şiddete maruz kalan aileler doğup büyüdükleri yeri terk etmeyi düşünmeye başlar. Bir topluluk suyunu veya merasını kaybettiğinde önünde iki zor seçenek kalır: Ya her geçen gün zorlaşan şartlarda direnmek ya da yerini yurdunu terk etmek.
 

Kırsal bölgelerde ve tarlalarda yaşanan yerleşimci baskısı ve gerginlik
Kırsal bölgelerde ve tarlalarda yaşanan yerleşimci baskısı ve gerginlik

 

Toprağa saplanan kıymık: Kaçak yerleşim odakları

Şiddet sarmalının ortasında mantar gibi türeyen kaçak yerleşim odakları, coğrafyayı sinsice değiştiren en tehlikeli unsurdur. Her şey önce bir çadır, toprak bir yol ve birkaç yerleşimci ile başlar. Zamanla bu odak genişler; etrafındaki alan kademeli olarak Filistinlilerin erişimine kapatılır. Tarım geriler, ailelerin geçim imkânları tükenir ve nihayetinde toprak, kendi öz sahipleri için yaşanamaz hâle getirilen yavaş bir gasp sürecine kurban gider.


Yıkım: Sadece duvarları değil, geleceği de yıkmak

Evler, dükkânlar, ağıllar, su depoları... Yılların emeği birkaç dakika içinde iş makinelerinin altında kalıp moloz yığınına dönüşür. "Ruhsatsız yapı" bahanesiyle gerçekleştirilen bu yıkımlar, insanları sadece evsiz bırakmaz; hafızalarını, mahremiyetlerini ve geçim kaynaklarını da ellerinden alır.

Toprakların gasp edilmesi, evlerin yıkılması, kontrol noktaları ve su krizleri... Bunların hiçbiri birbirinden bağımsız değildir. Bütün bunlar, Filistinlinin yaşam alanını adım adım daraltan tek bir cenderenin parçalarıdır.


Fırtınanın ortasında bir hayat

Kudüs'te evden çıkarılma, kimliksizleştirme ve mekânı insansızlaştırma baskısı yaşanırken; Batı Şeria'nın köylerinde, şehirlerinde ve Ürdün Vadisi'nde bu baskı topraktan ve hareket özgürlüğünden vurur. Filistinli sadece tek bir krizle değil, günlük hayatının en ufak detayına kadar sızan krizler sarmalıyla mücadele eder.

Bu yüzden Batı Şeria ve Kudüs'ü anlatırken konu sadece yıkılan evlerin sayısına ya da gasp edilen dönümlere indirgenemez. O rakamların arkasında; kökünden sökülmüş zeytin ağacına yaşlı gözlerle bakan bir çiftçi, evini kaybetme korkusuyla uyuyamayan bir aile, okul yolunun açık olup olmadığını bilmeyen bir çocuk ve ekmek teknesinin yolu kapatılan bir esnaf vardır.

Yine de tüm bu zifiri karanlığın ortasında, Filistinlinin toprağına tutunma iradesi krizlerin büyüklüğünden her zaman daha baskındır. Dozerlerin geçtiği tarlayı yeniden eken, yıkılan evinin enkazı üzerine yeniden çadır kuran, gasp edilen suyun peşine düşen ve korkuya rağmen toprağını terk etmeyen bir irade...

Tablo ne kadar karanlık olursa olsun, ortaya çıkan yalın bir gerçek vardır: Filistinli, kendisine dayatılan bu daracık alanda hâlâ bir yaşam kurmaya, tehdit altındaki toprağını yurt kılmaya ve sadece "var olmaya" devam ederek direnmektedir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU