Limanlardan altına: BAE Afrika'da nasıl güç topluyor?

Göktuğ Çalışkan Independent Türkçe için yazdı

Somaliland'daki Berbera Limanı. BAE merkezli DP World tarafından işletilen liman, Doğu Afrika’nın ticaret ağında stratejik bir geçiş noktası olarak öne çıkıyor / Fotoğraf: DP World

Abu Dabi ve Dubai merkezli şirketler Afrika kıyılarında limanlara, iç bölgelerde ise maden ve tarım yatırımlarına yönelirken Dubai, kıtadan çıkan altının başlıca pazarlarından biri hâline geliyor. Sudan’daki destek suçlamaları ticaret ile güvenlik arasındaki sınırı bulanıklaştırıyor. Afrika hükümetleri ise hızlıca gelen bu sermayeyi kendi siyasi ve ekonomik hesaplarına göre kullanıyor. 


Darfur’un batısındaki el işçiliğine dayalı sahalarda çıkarılan bir altın külçesi çoğu zaman ilk sahibinin elinde uzun süre kalmıyor. Aracılar, kervanlar ve sınır köylerindeki tefeciler devreye giriyor. Külçenin Çad’a, Güney Sudan’a ya da Mısır’a uzanan hatlardan birine girdiği anda menşei de bulanıklaşmaya başlıyor.

Bu yolculuğun bazı halkaları resmî kayıtlarla doğrulanabiliyor. Mesela Sudan’ın 2025’te resmî kanallardan ihraç ettiği altın 14,7 ton civarında kaldı ve bunun yaklaşık 1,5 milyar dolar karşılığı merkez bankası verilerine yansıdı. Ne var ki, ülkenin maliye bakanı aynı yıl için 70 tonun üzerinde bir üretimden söz etti. Aradaki fark ise kaçakçılık, tanık anlatımları ve istihbarat raporlarıyla açıklanmaya çalışılıyor.

Şimdi aynı hikâyeye kıyıdan bakalım. Somaliland’daki bir liman Etiyopya pazarına açılırken Zambiya’daki bakır ocağı Abu Dabi sermayesiyle yeniden işletiliyor, Afrika’nın farklı bölgelerinden çıkan altının başlıca fiyatlama merkezlerinden biri de Dubai oluyor... 

Peki bir rıhtım, bir bakır madeni ve bir altın rafinerisi aynı dış politika hikâyesinin parçaları olabilir mi?


Liman rıhtımda bitmiyor

Açıkçası burada iki ayrı BAE görüyoruz. Dubai merkezli DP World liman, lojistik ve ticaret hacmi üzerinden ilerliyor. Abu Dabi tarafında AD Ports Group devlet sermayesi ve diplomatik ilişkilerle daha yakın bir hat kuruyor. Şeyh Tahnun bin Zayed’in başkanlık ettiği ve piyasa değeri yaklaşık 240 milyar dolara ulaşan IHC çevresindeki şirketler ise madencilikten tarıma uzanan geniş bir alanda büyüyor. 

Bu kurumlar tek bir masadan yönetilen kusursuz bir yapı oluşturmuyor. Ticari öncelikler ayrışabiliyor, bazı projeler erteleniyor, bazı mutabakatlar da sahaya hiç inemiyor. Yine de hızlı karar alma, yüksek riskli pazarlara girme ve yerel yöneticilerle doğrudan ilişki kurma kapasitesi BAE’ye kendi nüfusunun çok ötesinde bir hareket alanı sağlıyor.

Somaliland’daki Berbera Limanı bunun en açık örneklerinden biri. DP World 2016’da otuz yıllık imtiyaz aldı ve 442 milyon dolara kadar çıkması planlanan yatırımla terminal kapasitesini yıllık 500 bin konteynere taşıdı. Limanın arkasındaki Berbera Koridoru Etiyopya’ya uzanıyor. Addis Ababa açısından bu hat Cibuti’ye bağımlılığı azaltabilecek ikinci bir çıkış anlamına geliyor. 

Somali federal hükümeti, Somaliland’la imzalanan anlaşmaların hukuki geçerliliğine itiraz ediyor. Bu nedenle Berbera’nın geleceği vinç sayısından çok siyasi tanınma tartışmasına bağlı kalabilir. Limanın askerî üs olduğunu gösteren kesin bir kanıt yok. Buna karşılık Babülmendep’e yakın bir ticaret kapısının güvenlik hesabından bütünüyle ayrı tutulması da kolay değil. 

Senegal’deki Ndayane projesi başka bir aşamada. Yaklaşık 1,2 milyar dolarlık limanın büyük tarama çalışmaları Temmuz 2026’da takvimden 13 ay önce tamamlandı, ilk bölümün 2028’de açılması hedefleniyor. Buradaki ayrıntı önemli. Açıklanan yatırım bedeli, tamamlanan deniz işi ve faaliyete geçen liman aynı şey sayılmaz. Ndayane bugün büyük bir vaat taşıyor ama henüz çalışan bir terminale dönüşmedi. 

Mısır’daki Ayn Sokhna ise limanın arkasındaki ağı gösteriyor. DP World rıhtımla yetinmeyip lojistik park, depo, soğuk zincir ve serbest bölge bağlantısıyla iç pazara uzanıyor. Şirketin Mısır’daki toplam yatırımı 1,4 milyar doları geçmiş durumda. Sudan’daki Abu Amama projesi ise ters yönde ilerledi. 2022’de açıklanan 6 milyar dolarlık liman ve ekonomik bölge paketi, savaş ve siyasi kopuş nedeniyle rafa kalktı. 


Altının yolu neden Dubai’ye çıkıyor?

Afrika altını için Dubai’nin çekim gücü tesadüf sayılmaz. Rafineriler, serbest bölgeler, emtia şirketleri, nakit ağı ve yeniden ihracat imkânı aynı şehirde buluşuyor. 2022’de Afrika ülkelerinin ihracat kayıtlarında görünmeyen yaklaşık 405 ton altın BAE’nin ithalat rakamlarında yer aldı. Bu altının tamamı çatışma bağlantılı sayılamaz, fakat ortaya çıkan fark denetim açığının büyüklüğünü gösteriyor. 

Sudan bu sistemin en sert yüzünü taşıyor. Orduya yakın çevreler de Hızlı Destek Kuvvetleri de altından gelir sağlıyor. Hemedti ailesine bağlı Al Junaid şirketi bu nedenle Amerikan yaptırımlarına alındı. Buna rağmen Sudan’daki bütün kayıt dışı üretimi tek bir tarafın kontrol ettiğini düşünmek sahadaki karmaşayı fazla basitleştirir. 

Sahel’de ise ilişki daha dolaylı kuruluyor. El-Kaide bağlantılı JNIM, Burkina Faso’daki bazı zanaatkâr madenlerine erişimi düzenliyor ve güvenlik karşılığında üreticilerden pay alıyor. Altın daha sonra Mali, Benin ve komşu ülkelerdeki tüccarlara geçiyor, bölgesel başkentlerde yeniden satılıyor ve zincirin sonunda çoğu kez Dubai’ye ulaşıyor. Buradan BAE yönetiminin JNIM’le doğrudan ortaklık kurduğu sonucu çıkmıyor. Daha rahatsız edici olan, silahlı bir yapının gelir elde ettiği külçenin birkaç el değiştirdikten sonra sıradan bir ticari ürüne dönüşebilmesi... 

Doğu Kongo’daki Primera Gold girişimi bu riski daha kurumsal bir düzeyde gösterdi. Kongo hükümeti ile BAE’de kayıtlı bir şirketin kurduğu ortaklık, Güney Kivu’daki zanaatkâr altınını satın almak ve kaçakçılığı azaltmak amacıyla tanıtıldı. Şirket, 2023’te 300 milyon doların üzerinde ve 5 tondan fazla altın ihraç etti. Daha sonra bazı tedarik bölgelerinde silahlı grupların varlığı, çocuk emeği ve çevre tahribatı tespit edildi. Ortaklık 2024’te sona erdi. Bilinçli bir silahlı grup işbirliğini kanıtlayan hüküm yok, lakin “temizleme” amacıyla kurulan yapının mevcut çatışma ekonomisinden ne kadar ayrışabildiği tartışmalı kaldı. 

BAE son yıllarda “sorumlu tedarik” kuralları getirdi, rafinerilere kaynak doğrulama yükümlülüğü koydu ve kara para aklamayla mücadele denetimini artırdı. Bu adımların kâğıt üzerinde bir karşılığı var. Ancak uzun ticaret zinciri menşei görünmez kıldığında kural ile uygulama arasındaki boşluk yeniden açılıyor. 


Ticaret nerede bitiyor, güvenlik nerede başlıyor?

Sudan dosyası bu soruyu en sert biçimde ortaya koyuyor. BAE’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’ne silah, para ve lojistik destek sağladığına ilişkin ciddi iddialar var. Birleşmiş Milletler uzmanları 2024’te Çad’ın Amdjarass kenti üzerinden yapılan bazı sevkiyat iddialarını inandırıcı buldu. 2025 raporu ise Abu Dabi’nin silah sağladığını kanıtlayan kesin bir sonuca ulaşmadı. 

Temmuz 2026’da ortaya çıkan taslak rapor yeni bir boyut ekledi. Daha önce izleri sürülen Boeing 727 uçaklarının Hızlı Destek Kuvvetleri için silah, insansız hava aracı ve paralı asker taşıdığı belirtildi. Kolombiyalı savaşçıların BAE merkezli bir şirket aracılığıyla tutulduğu yönündeki bulgular da dosyaya girdi. Bu veriler ağır kuşkular yaratıyor, ancak BAE’nin her uçuşa talimat verdiğini tek başına kanıtlamıyor. 

Abu Dabi yönetimi bütün suçlamaları reddediyor ve Çad’a yapılan uçuşların insani yardım taşıdığını savunuyor. Şubat 2026’da Sudan için 500 milyon dolarlık yardım taahhüdü açıklandı, Dünya Gıda Programı üzerinden gıda desteği için ayrı kaynak ayrıldı. Yardım faaliyetleri güvenlik iddialarını ortadan kaldırmıyor. İddialar da her yardım sevkiyatının örtülü operasyon olduğu anlamına gelmiyor. 

Daha önce Sudan savaşının Kufra hattına uzanan boyutunu ele aldığım yazımda  da değindiğim gibi Libya, Çad ve Orta Afrika üzerinden kurulan lojistik rotalar tek bir aktörün elinde işlemiyor. Daha önce Sudan savaşını ele aldığım bir hususu belirtmiştim: Libya, Çad ve Orta Afrika üzerinden kurulan lojistik rotalar tek bir aktörün elinde işlemiyor. Mısır, Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın farklı hesapları var. Yine de ticari çıkarlarla silahlı ortaklık iddialarının aynı güzergâhlarda görünmesi BAE açısından ciddi bir itibar ve sorumluluk sorunu doğuruyor. 


Afrika bu sermayeye neden "evet" diyor?

Afrika hükümetlerini kandırılan taraf gibi anlatmak kıtanın pazarlık kapasitesini görmezden gelmek olur. Altyapı finansmanı açığı büyük, Batılı sermaye yüksek riskli pazarlardan uzak duruyor, kalkınma bankalarının süreçleri uzun. BAE şirketleri hızlı karar alıyor, siyasi şart listesini kısa tutuyor ve yatırımı kendi ticaret ağına bağlayarak hazır bir pazar vadediyor.

Zambiya, Mopani Copper Mines’ın yüzde 51’ini IRH’ye verirken devlet şirketinde yüzde 49 payı korudu. Senegal Ndayane üzerinden bölgesel liman konumunu güçlendirmeye çalışıyor. Somaliland ise Berbera’yı gelir kaynağının yanı sıra diplomatik görünürlük aracı olarak kullanıyor. Yani BAE sermayesi Afrika’ya tek yönlü biçimde hükmetmiyor. Yerel yönetimler de bu parayı rakip dış güçler arasında manevra alanı kazanmak için kullanıyor. 

Tarım yatırımlarında da benzer bir pazarlık görülüyor. Gıdasının büyük bölümünü dışarıdan alan BAE, Mısır ve Sudan’da üretim sahalarıyla uzun vadeli tedarik güvencesi arıyor. Sulama yatırımı ve istihdam ev sahibi ülkeye kazanç sağlayabilir. Fakat ürünün dış pazara ayrıldığı, su kullanımının açıklanmadığı ve küçük çiftçinin araziye erişiminin zayıfladığı projelerde gıda güvenliği iki taraf için farklı anlamlar taşıyor.

Sorun sözleşmeler kapalı yürütüldüğünde başlıyor. Parlamento denetimi zayıfladığında, gelir paylaşımı açıklanmadığında ve karar dar bir yönetici çevresinde kaldığında hızlı finansmanın bedeli kamu gücünün aşınması olabiliyor. Tarım arazilerinde su hakkı, madenlerde yerel işleme kapasitesi, limanlarda gelir payı ve teknoloji aktarımı burada belirleyici ölçütler hâline geliyor.

BAE’nin yöntemi, Çin’in daha büyük devlet kredileri ve uzun vadeli altyapı programlarından ayrılıyor. Pekin ağır ama uzun soluklu ilerlerken BAE şirketleri hisse, imtiyaz ve emtia ticareti üzerinden daha çevik davranıyor. Bu hız fırsat sunuyor, siyasi kriz büyüdüğünde geri çekilmeyi de kolaylaştırıyor. Abu Amama’nın rafa kalkması bunun en açık örneği.

BAE Afrika’nın bütün kararlarını belirleyen bir güce dönüşmüş değil. Buna karşılık, kaynağın çıkarıldığı saha, taşındığı liman, fiyatlandığı piyasa ve korunduğu siyasi ilişki arasında bağlantı kurabildiği yerlerde etkisini artırıyor.

Bu gücün kalıcılığı projelerin tamamlanmasına, Afrika ülkelerinin gelir ve kardan adil pay almasına, ticari ağların savaş ekonomilerinden ayrışmasına bağlı olacak.

Gücü, üslerin sayısından çok kaynakların izlediği yol gösterecek.

 

 

Kaynaklar:

https://www.ft.com/content/a4c6e5da-dc9f-43b0-a794-c3f6bb9bca7d
https://www.chathamhouse.org/2025/03/gold-and-war-sudan/04-how-sudans-gold-sector-connects-regional-conflict-ecosystem
https://www.swissaid.ch/en/articles/on-the-trail-of-african-gold/
https://www.reuters.com/world/americas/boeings-identified-reuters-report-carried-weapons-sudanese-paramilitary-un-2026-07-29/
https://globalinitiative.net/analysis/jnim-burkina-faso/
https://www.dpworld.com/en/news/dp-world-completes-dredging-ahead-of-schedule-at-senegals-port-of-ndayane

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU