12. Yargı Paketi'ndeki "IBAN mağdurları" düzenlemesi ne getiriyor?

Prof. Dr. Caner Yenidünya Independent Türkçe için yazdı

Yeni düzenleme, yalnızca IBAN paylaşımını değil; banka kartı, ödeme araçları ve dijital hesap bilgilerinin kullandırılmasını da kapsıyor / Fotoğraf: AA

1. Genel olarak: 12. Yargı Paketi'nin "IBAN mağdurlarına" (ödeme aracı veya hesabını kullandıranlara) ilişkin hükümlerinin değerlendirilmesi

12. Yargı Paketi kapsamında hazırlanan "7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", 16 Temmuz 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilmiş ve 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yargı paketine ilişkin teklifin ilk hâlinde yer verilmeyen "IBAN mağdurları" düzenlemesi, bu durumdaki kişilerin oluşturduğu kamuoyunun etkisi üzerine, kanun teklifinin Meclisteki görüşmeleri sırasında verilen bir önergeyle hayata geçirilmiştir.

7589 sayılı Kanun'un 13'üncü maddesiyle Türk Ceza Kanunu'nun 158'inci maddesine 4'üncü bir fıkra eklenmiştir. Söz konusu fıkrada, aşağıdaki ifadelere yer verilerek, uygulamadaki sorunun yasal bir çerçeve ile çözülmesine çalışılmıştır:

Bu madde ile 157'nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.


Hukuki niteliği itibarıyla dolandırıcılık suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli unsurlarından biri olan bu düzenleme, suçun işlenmesinde banka hesabı veya ödeme aracı kullanılan kişiler hakkında her olayda otomatik olarak uygulanacak bir indirim hükmü değildir. Kişinin öncelikle dolandırıcılık suçuna iştirak kastıyla hareket ettiğinin belirlenmesi, ardından suça katkısının kanunda sayılan araç veya bilgileri başkasına vermekle sınırlı kaldığının tespit edilmesi gerekir.

Bu nedenle fıkra metni, dolandırıcılık suçunun işlendiğinden tamamen habersiz kişilerin mahkûm edilmesini mümkün kılan bir düzenleme olarak yorumlanamaz.

Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatarak onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına bir yarar sağlanmasıdır. Dolandırıcılık suçunda mal varlığının el değiştirmesi ile hileli davranış arasında bir nedensellik bağı aranır. Failin aldatıcı davranışları nedeniyle iradesi sakatlanan mağdur, kendisinden talep edilen ekonomik menfaati faile veya bir başkasına fesada uğratılmış görünüşte rızasıyla sağlamaktadır.

Uygulamada mağdurdan elde edilen para çoğu zaman doğrudan asıl failin hesabına değil, 3. kişilere ait hesaplara aktarılmaktadır. Bunun temel amacı, hileli davranışları gerçekleştiren ve mağduru bizzat dolandıran failin kimliğini gizlemek, suçtan elde edilen menfaatin izinin sürülmesini zorlaştırmak ve soruşturmanın ilk aşamasında hesap sahibinin görünür şüpheli hâline gelmesini sağlamaktır.

Telefon ve sosyal medya dolandırıcılıkları, sahte satış ilanları, gerçeğe aykırı yatırım vaatleri, yasa dışı bahis faaliyetleri ve kripto varlık dolandırıcılıklarında başkasına ait banka hesabı veya ödeme aracının kullanılması, bu nedenle yaygın bir suç işleme yöntemi hâline gelmiştir.

Bununla birlikte hesap sahibinin hukuki konumu her olayda aynı değildir. Şöyle ki:


a. Dolandırıcılık suçundan haberdar olarak hesabını kullandıranlar

Bazı kişiler, dolandırıcılık suçunun işlendiğini bilerek hesap bilgilerini veya kartlarını komisyon ya da başka bir ücret karşılığında bilinçli biçimde tahsis etmektedirler. Getirilen düzenleme, koşulları bulunması hâlinde esas olarak bu kişilerin durumunu kapsamaktadır.


b. Bir suçla bağlantıyı öngörmekle birlikte işlenen suçun niteliğini bilmeyenler

Bazı kişiler ise hesaplarının bir suçla bağlantılı olabileceğini tahmin etmek veya öngörmekle birlikte, işlenecek suçun niteliğini ve özelliklerini bilmeden hesap bilgilerini ya da kartlarını vermekte, kullandırmakta ve hatta bundan komisyon alabilmektedir.

Gerçekten de kişilerin banka hesabı veya kartlarının kullanıldığı suç tipi yalnızca dolandırıcılık değildir. Ekonomik amaçlı pek çok suçta; örneğin sermaye piyasası araçlarında manipülasyon, yasa dışı bahis, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması, hırsızlık, zimmet, rüşvet, güveni kötüye kullanma, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti, vergi kaçakçılığı ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama suçlarında asıl faillerin menfaat elde etmek ve kendilerine ulaşılmasını zorlaştırmak amacıyla başkalarına ait hesapları kullandıkları görülmektedir.

Örneğin 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunlarının Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 5'inci maddesinin 1'inci fıkrasının (c) bendinde, spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ya da şans oyunlarıyla bağlantılı olarak para nakline aracılık eden kişilerin 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılacağı düzenlenmiştir. Bu hükümle özellikle yasa dışı bahis organizasyonlarına hesaplarını kullandırmak suretiyle katkı sağlayan kişilerin sorumlu tutulmaları hedeflenmiştir.

Hesap veya kart bilgilerini veren kişiler, somut olayda hangi suçun işlendiğini bilmemekle birlikte hesaplarının haksız, hukuka aykırı veya suçla bağlantılı bir işlemde kullanılacağını tahmin edebilirler. Bununla birlikte bir suça iştirakten söz edilebilmesi için kişinin katıldığı ve işlenmesine katkı sağladığı belirli suçu bilmesi ve bu suça katkı sağlama iradesiyle hareket etmesi gerekir.

Bu durumdaki kişilerin, belirli bir suçun faili veya şeriki olarak sorumlu tutulması hukuken mümkün görülmemelidir. Bu durumda olup da esasen beraatleri yerine dolandırıcılık suçuna şerik veya fail olarak sorumluluklarına gidilen kimseler varsa, bunların "IBAN mağduru" olarak nitelendirilmesi mümkündür. Zira bu kişilerin cezai sorumluluğuna gidilmesi, iştirak kurallarının sınırlarını aşan bir uygulama niteliğindedir. Uygulama hatasını, getirilen hafifletici sebep düzenlemesiyle sonuçları bakımından giderme çabası isabetli değildir.


c. Güven ilişkisi nedeniyle hesabını kullandıranlar

Diğer bir ihtimalde, arkadaşlık, akrabalık, iş ilişkisi veya başka bir güven ilişkisi nedeniyle kişilerin hesaplarını ya da kartlarını bilerek başkalarına kullandırmaları söz konusudur. Ancak bu ihtimalde kişiler ne bir suçtan ne de haksız veya hukuka aykırı bir davranıştan haberdardır. Ayrıca böyle bir ihtimalden şüphe de duymamaktadırlar. Mevcut ilişkileri nedeniyle muhataplarına iyilik yaptıklarını ve davranışlarında hukuki ya da etik bir sakınca bulunmadığını düşünmektedirler.

Bu kişilerin de mevcut hukuk sistemimiz içerisinde herhangi bir suçtan sorumlu tutulmamaları gerekir.

Bununla birlikte toplumdaki bireylerden, banka hesabı ve kart bilgilerinin kişiye özgü olduğunu; sınırlı ve haklı görülebilecek ilişkiler dışında bu bilgilerin başkalarına verilmemesi ve hesapların kullandırılmaması gerektiğini bilmeleri beklenmektedir. Bu kurala uyulması, günümüzün toplumsal ve ekonomik şartları bakımından beklenen bir davranıştır.

Teknolojinin gelişmesiyle geçmişte yüz yüze gerçekleştirilen birçok işlemin dijital uygulamalar aracılığıyla yapılması ve bürokrasinin azaltılması önemli faydalar sağlamaktadır. Bununla birlikte bu gelişmeler, kötü niyetli kişilerin dijital sistemlerin açıklarından yararlanmasına ve bu sistemleri kötüye kullanmasına da imkân vermektedir.


d. Hesap veya kart bilgileri rıza dışında kullanılanlar

Son olarak, istisnai de olsa bireylerin kartları, şifreleri veya hesap bilgileri rızaları ve bilgileri dışında ele geçirilmekte ve kullanılmaktadır. Bu hâllerde hesap sahibinin fiili ile suç arasında iradi bir bağlantı bulunmadığından cezai sorumluluktan söz edilemez.

Kısaca toparlayacak olursak, belirtelim ki kişilerin, haksız ve hukuka aykırı bir menfaat elde edilmesi amacıyla hesap ve kart bilgilerini üçüncü kişilere vermesi, bizatihi devletin ve toplumun ekonomik kamu düzenini tehlikeye atan bir davranıştır. Bu tür davranışları iştirak kurallarını göz ardı ederek belirli suçlar içerisinde yaptırıma bağlama gayreti yerinde değildir.

Daha doğru bir çözüm, TCK'de ekonomi, sanayi ve ticarete ilişkin suçlar arasında bağımsız ve genel bir suç tipine yer verilmesi olabilirdi. Böylece yukarıda (b) ve (c) bentlerinde açıklanan ihtimallerde kişilerin bu bağımsız hüküm kapsamında sorumluluğuna gidilmesi; belirli bir suça iştirak etme ve yardım etme bilinç ve iradesiyle hareket edenlerin ise ilgili suç tipinin özelliklerine göre fail veya şerik olarak sorumlu tutulmaları daha yerinde olurdu.

Dolandırıcılık suçunun işlenişine ve organizasyonuna başkaca bir katkı sağlamaksızın yalnızca hesaplarının kullanılmasına imkân veren kişilerin hukuki konumu, kural olarak yardım eden sıfatıyla şeriklik niteliğindedir. Uygulamada bu kişilerin fail olarak sorumlu tutulmasından kaynaklanan sorunun yeni düzenlemeyle aşılmaya çalışılması, suç siyaseti ve hukuk devleti ilkesi bakımından isabetli bir yaklaşım değildir.


2. Yeni hükmün hukuki niteliği ve uygulanma şartları

a. Yeni düzenleme bağımsız bir suç değil, özel bir ceza indirimi öngörmektedir

TCK m. 158/4, "hesap kullandırma" adı altında bağımsız bir suç oluşturmamaktadır. Hüküm, TCK m. 157 veya 158'inci maddelerinde düzenlenen dolandırıcılık suçlarına iştirak edildiğinin kabul edildiği durumlarda, iştirakçinin katkısının belirli bir fiille sınırlı kalması hâlinde uygulanacak özel bir ceza indirimi öngörmektedir.

Dolayısıyla her somut olayda öncelikle dolandırıcılık suçuna iştirakin şartları ve varlığı ortaya konulmalı, ardından hafifletici sebebin uygulanıp uygulanmayacağı değerlendirilmelidir.

Bu ayrım önemlidir. Hesabını veya kartını kullandıran kişinin dolandırıcılık suçundan haberdar olmadığı, dolandırıcılık fiilini kolaylaştırma iradesinin bulunmadığı ya da hesap bilgilerinin rızası dışında kullanıldığı bir olayda iştirak hükümleri uygulanamaz.

Böyle bir kişiye önce dolandırıcılık suçundan ceza verilip ardından TCK m. 158/4 uyarınca indirim yapılması, kast ve kusur ilkeleriyle bağdaşmaz. Yeni hüküm, iştirak kastının ispatı yükünü ortadan kaldırmadığı gibi hesabın suçta kullanılmasını tek başına mahkûmiyet karinesi hâline de getirmez.


b. TCK m. 157 veya 158'inci maddelerindeki dolandırıcılık suçuna iştirak

Hüküm, dolandırıcılık suçunun hem temel şeklini düzenleyen TCK m. 157'yi hem de nitelikli hâllerini düzenleyen TCK m. 158'i kapsamaktadır.

Bununla birlikte hükmün uygulanabilmesi, tamamlanmış veya en azından cezalandırılabilir aşamaya ulaşmış bir dolandırıcılık suçuyla bağlantı kurulmasına ve hesap sahibinin bu suça iştirak iradesinin somut delillerle ortaya konulmasına bağlıdır.

İştirak kastı, kişinin dolandırıcılık suçunun bütün ayrıntılarını bilmesini zorunlu kılmaz. Ancak kişinin en azından hesabın veya ödeme aracının, başkalarının aldatılması yoluyla sağlanan hukuka aykırı bir menfaatin elde edilmesinde kullanılacağını bilmesi ve bu sonucu isteyerek ya da kabullenerek hareket etmesi gerekir.

Sadece tedbirsiz davranmak, hesabını güvendiği bir kişiye vermek veya yeterli araştırma yapmamak; somut olayın özelliklerine göre hukuki ya da ahlaki bir özensizlik oluşturabilirse de tek başına dolandırıcılık suçuna iştirakin varlığını kanıtlamaz.


c. Kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacı

Yeni hüküm, kişinin kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlama amacıyla hareket etmesini aramaktadır. Bu nedenle hesap sahibinin mutlaka komisyon alması veya suç gelirinden kişisel bir pay elde etmesi zorunlu değildir. Kişinin yalnızca asıl failin haksız menfaat elde etmesini amaçlaması da hükmün sübjektif unsurunu karşılayabilir.

Buna karşılık komisyon, harçlık veya başka bir kazanç elde edilmesi, suçla irtibatı ortaya koyan önemli bir emare olmakla birlikte tek başına dolandırıcılık suçuna iştirak olarak nitelendirilemez. Hesabın kullandırılması ve buna bağlı menfaat ilişkisinin, kişinin dolandırıcılık fiilinin varlığından haberdar olarak hareket ettiğini gösteren diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Öte yandan kişinin bu bilinç ve iradeyle suça katıldığı hâllerde, sağladığı katkının yalnızca hesap veya ödeme aracını vermekle sınırlı kalıp kalmadığı üzerinde de titizlikle durulmalıdır.

Kişi hem ödeme araçlarına ilişkin katkı sağlıyor hem de mağdurun aldatılmasına yönelik davranışlarda işlev üstleniyor veya başka araçlar temin ediyorsa artık katkı yalnızca hesap kullandırma ile sınırlı değildir. Örneğin iletişim araçlarının sağlanması, bu araçların takip edilmesini engellemeye yönelik tedbirlere katkıda bulunulması veya mağdurla doğrudan iletişim kurulması hâllerinde TCK m. 158/4 uygulanamaz.


d. Kanunda sayılan ödeme araçları

Düzenlemenin kapsamı yalnızca bir IBAN numarasının paylaşılmasından ibaret değildir. Banka veya kredi kartı gibi ödeme araçları ile banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde bulunan hesapların kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgiler ya da araçlar hüküm kapsamındadır.

Kartın fiziksel olarak teslim edilmesi, şifre veya tek kullanımlık doğrulama kodunun paylaşılması, mobil bankacılık erişiminin verilmesi, ödeme hesabı veya kripto varlık hesabı bilgilerinin kullandırılması bu kapsamda değerlendirilebilir.

Bu nedenle kamuoyunda kullanılan "IBAN düzenlemesi" ifadesi, hükmün gerçek kapsamını daraltmaktadır. Düzenleme, klasik banka hesabının yanı sıra farklı finansal ve dijital ödeme sistemlerini de kapsayan geniş bir ödeme aracı ve hesap kullandırma hükmüdür.


e. İştirakin bilgileri veya araçları verme fiiliyle sınırlı kalması

Yeni hükmün uygulanmasındaki en önemli şart, suça iştirakin ödeme aracını, hesap bilgisini veya hesabın kullanılmasını sağlayan aracı başkasına verme fiiliyle sınırlı kalmasıdır. Bu şart itibarıyla hesabını kullandıran bir kimsenin otomatik olarak indirimden yararlanamayacağını ifade etmek gerekir.

Kişinin yalnızca hesabını, kartını veya erişim bilgilerini başkasına vermesi; mağdurla iletişim kurmaması, hileli ilanı hazırlamaması, suç planını oluşturmaması, para akışını yönetmemesi ve suç gelirinin tahsili veya dağıtımında başka bir görev üstlenmemesi hâlinde katkının sınırlı kaldığı kabul edilebilir.

Buna karşılık hesaba gelen parayı bizzat çekmek, başka hesaplara aktarmak, parayı suç organizasyonuna teslim etmek, mağdurla görüşmek, sahte ilan veya yatırım sistemi kurmak, hesap hareketlerini sürekli yönlendirmek ya da suçun icrasını kolaylaştıran başkaca davranışlarda bulunarak organize bir yapı içerisinde görev almak, katkının yalnızca "verme" fiiliyle sınırlı kalmadığını gösterebilir.


f. Kişinin bilgilerini verdiği hesabın veya ödeme aracının kendisine ya da başkasına ait olması

Düzenleme, kamuoyunda "IBAN mağdurları" ifadesiyle anılsa da yalnızca kendi hesap bilgileri kullanılan kişilerle sınırlı değildir. Başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdinde bulunan hesapların kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları dolandırıcılık suçunu işleyen faillere verenler de hafifletici sebepten yararlanabilir.

Kanımızca suç organizasyonu içerisinde görev alan, başkalarına ait hesap bilgilerini temin eden, bu suretle başkalarını suçla bağlantılı hâle getiren ve mağdur ile soruşturma makamlarının asıl faillere ulaşmasını engellemede önemli bir işlev üstlenen kişilerin de hükümden yararlanabilmesi, suç politikası açısından isabetli olmamıştır.


g. İndirim oranının zorunlu olması

Kanunda "verilecek ceza yarı oranında indirilir" ifadesi kullanılmıştır. Bu nedenle hükmün şartları gerçekleştiğinde indirim oranının uygulanması mahkemenin takdirine bağlı değildir.

Mahkeme, katkının yalnızca kanunda belirtilen araç veya bilgileri vermekle sınırlı olduğunu tespit ettiği hâlde yarı oranındaki indirimi uygulamaktan kaçınamaz.


3. "IBAN mağduru" kavramının hukuki açıdan değerlendirilmesi

"IBAN mağduru" ifadesi, kamuoyunda hesabı dolandırıcılık suçunda kullanılan ve bu nedenle soruşturma veya kovuşturmaya maruz kalan kişileri anlatmak amacıyla kullanılmaktadır. Bununla birlikte bu kavram, getirilen hafifletici sebep hükmünün kapsamı dikkate alındığında hukuki açıdan her durumda isabetli değildir.

Dolandırıcılık suçunun gerçek ve doğrudan mağduru, hileli davranışlarla aldatılan ve mal varlığı zarara uğratılan kişidir. Hileyle aldatılarak mal varlığı zarara uğrayan kişinin mağdur sıfatı tartışmasızdır.

Buna karşılık hesabını dolandırıcılık suçuna iştirak iradesiyle kullandıran kişinin mağdur olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle, hesabını suçun işlendiğini bilerek kullandıran ve mağdurdan elde edilen haksız menfaatin faile ulaşmasını sağlayan kişi, hukuken ve ahlaken mağdur değil, suça katılan kişidir.

Ancak bu kişiler yönünden uygulamada iştirak kurallarının ve faillik-şeriklik ayrımının sınırları aşılarak müşterek fail sıfatıyla cezalandırma yoluna gidilmesi de isabetli değildir.

Ceza hukukunda herkesin kendi fiili ve kusuru oranında cezalandırılması temel ilkedir. Ceza, kanuni tanımda yer verilen fiilin failine kusuru oranında yüklenmesi hâlinde anlam ifade eder ve bozulan kamu düzeninin yeniden tesisine hizmet eder. Ceza hukuku kurallarının kanuni unsurları, suçun özel görünüş şekilleri ve yasal sınırları aşar biçimde uygulanması, kamu düzenini onarmadığı gibi suçun asıl mağduru dışında başka mağduriyetlere de zemin hazırlar.

Bugün "IBAN mağdurları" ifadesinin ortaya çıkması, bu durumun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Hesap veya banka kartı bilgilerini başkalarının kullanımına bırakan ve hatta bundan bir menfaat elde eden kişiler, işlenen suçtan ve hesaplarına gelen paranın kaynağından haberdar değillerse varsayıma dayalı olarak dolandırıcılık suçuna şeriklikten cezalandırılmaları yerinde değildir.

Suça iştirak açısından kişinin, işlenen suçtan haberdar olarak o suçun işlenmesine katkı sağlama iradesiyle hareket etmesi gerekir. Bu kişiler hakkında cezai sorumluluğa gidilebilmesi için dolandırıcılık kastının veya en azından somut suça katkı sağlama iradesinin kesin, inandırıcı ve her türlü şüpheden uzak delillerle ortaya konulması gerekir.

Aksi hâlde yalnızca hesabın suçta kullanılmış olmasından hareketle mahkûmiyet kurulması, ceza sorumluluğunun şahsiliği ve kusur ilkesiyle bağdaşmaz.

Keza hesabı rızası dışında kullanılan, kart veya hesap bilgileri başkaları tarafından ele geçirilen ya da kişisel güven ilişkisi nedeniyle herhangi bir menfaat elde etmeksizin hesabını tanıdıklarına veya yakınlarına kullandıran kişiler bakımından da herhangi bir suça iştirakten söz edilemez.

Dolayısıyla kamuoyunda "IBAN mağduru" olarak nitelendirilebilecek kişiler, esasen bu kategorilerde yer alan kimselerdir.


4. Yeni hükmün zaman bakımından uygulanması

a. Soruşturması veya kovuşturması devam eden dosyalar

Hâlihazırda soruşturması veya ilk derece mahkemesindeki yargılaması devam eden dosyalar yönünden, suçun işlendiği sırada yürürlükte bulunan TCK m. 157 ve 158'e nispeten sonradan yürürlüğe giren TCK m. 158/4'ün lehe hükümleri geçmişe yürür.

Bu nedenle yeni düzenleme, devam eden soruşturma ve kovuşturmalarda dikkate alınarak değerlendirme yapılır.


b. Kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar

İlk derece mahkemelerince hüküm verilmiş dosyalar bakımından, 7589 sayılı Kanun'un geçici 1'inci maddesinin 6'ncı fıkrasında bir geçiş hükmüne yer verilmiş ve nasıl hareket edileceği açıkça düzenlenmiştir.

Bu hükme göre, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca hakkında hüküm verilmiş ve dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan TCK m. 158/4 kapsamına girenlerin bölge adliye mahkemesi ceza dairelerindeki dosyaları hakkında bozma kararı verilerek dosya ilk derece mahkemesine gönderilecektir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar da gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemesine iletilecektir.


c. Kesinleşmiş ve infaz aşamasındaki dosyalar

Düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca hakkında hüküm verilip de bu hüküm kesinleşen ve hatta cezası infaz aşamasına gelen kişiler yönünden de TCK m. 158/4'ün uygulanma imkânı bulunmaktadır.

Lehe kanun hükümleri geçmişe yürütülerek uygulanabilir. Bu kişilerin cezalarının infazı tamamlanmış olsa dahi TCK m. 7 uyarınca suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümleri farklıysa failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

Bu konuda hükmü veren mahkemeye bir dilekçeyle başvurulması gerekir. Başvuru sonrasında lehe düzenlemenin mevcut ilamdan uygulanabilirliği açıkça anlaşılabiliyorsa, uyarlama yargılaması duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden gerçekleştirilebilir.

Aksi hâlde hükmü veren mahkemece duruşma açılarak ilgili kişi hakkında TCK m. 158/4'ün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılır ve sonucuna göre uyarlama talebinin kabulüne veya reddine karar verilir.


5. Yeniden etkin pişmanlık hükmünden yararlanma imkânı

7589 sayılı Kanun'un geçici 1'inci maddesinin 7'nci fıkrasında, dosyası infaz aşamasında bulunan ve TCK m. 158/4 hükmünden yararlanan hükümlüler yönünden, daha önce haklarında uygulanmamış olması şartıyla TCK m. 168'deki etkin pişmanlık hükmünden yararlanma imkânı da getirilmiştir.

Buna göre daha önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca hakkında hüküm verilen, dosyası infaz aşamasında bulunan ve hakkında TCK m. 168 uygulanmamış hükümlülerden TCK m. 158/4 kapsamına girenler; mağdurun uğradığı zararı, mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderdikleri takdirde TCK m. 168/2'de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilirler. Bu süre içerisinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, söz konusu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Fıkra hükümleri, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olmakla birlikte kanun yoluna başvurulmaması nedeniyle yürürlük tarihinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.

Getirilen düzenlemeyi "yeniden etkin pişmanlık hükmünden yararlanma" olarak nitelendirmemizin nedeni, dosyası infaz aşamasında bulunan ve uyarlama yargılaması ile lehe TCK m. 158/4 hükmünden yararlanması gündeme gelen hükümlülerin, esasen önceki yargılamalarında hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında etkin pişmanlıktan yararlanma imkânına sahip olmalarıdır. Buna rağmen önceki aşamalarda zararı gidermeyen bu kişilere, geçici hükümle yeniden etkin pişmanlık imkânı tanınmıştır.

Bu özel etkin pişmanlık hükmünden yararlanmanın şartları şu şekilde sıralanabilir:

a. Kişi hakkında daha önce TCK m. 157 veya 158 uyarınca verilen mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş ve infaz aşamasında bulunması,

b. Mahkûmiyet hükmüne konu dosyada daha önce TCK m. 168 uyarınca etkin pişmanlık indirimi uygulanmamış olması,

c. Kesinleşen mahkûmiyet hükmünde tanımlanan eylemlerin TCK m. 158/4 kapsamında bulunması ve bu hafifletici sebebin uygulanma şartlarının gerçekleşmesi,

d. Uyarlama yargılaması sırasında yapılan etkin pişmanlık ihtarının gereğinin 6 ay içerisinde yerine getirilmesi,

e. Mağdurun zararının kısmen değil, aynen iade veya tazmin yoluyla tamamen giderilmesi.

Bu şartların gerçekleşmesi hâlinde kişi, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen giderdiği takdirde TCK m. 168/2'de düzenlenen etkin pişmanlık hükmünden yararlanabilecektir.

TCK m. 168/2, etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ancak hüküm verilmeden önce gösterilmesi hâlinde cezanın yarısına kadar indirilmesine imkân vermektedir. Geçici hüküm, bu imkânı kesinleşmiş ve infaz aşamasındaki belirli dosyalara özel olarak taşımaktadır.

Ancak 6 aylık süre içerisinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar bu özel hükme dayanılarak infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyecektir. Dolayısıyla yalnızca uyarlama talebinde bulunulması veya ödeme iradesinin açıklanması, infazı kendiliğinden durdurmaz.


6. Bitirirken…

Yeni düzenlemenin temel amacı, dolandırıcılık suçunu planlayan ve yöneten asıl failler ile maddi menfaat karşılığında yalnızca hesabını veya ödeme aracını kullandırarak suça katılan kişilerin kusurları arasındaki farkı cezaya yansıtmaktır. Bu yönüyle hüküm, suçun icrasındaki rol ve kusurla orantılı cezalandırma bakımından olumlu bir ceza politikası tercihi olarak değerlendirilebilir.

Ancak düzenleme, uygulamadaki bütün sorunları kendiliğinden çözmemektedir. Yeni hüküm, failin kastının ve suça iştirak iradesinin ispatına ilişkin sorunların aşılması anlamına gelmez. Hesabın suçta kullanıldığı sabit olsa dahi kişinin dolandırıcılık suçundan haberdar olup olmadığı ve bu suça katkı sağlama iradesi ayrıca kanıtlanmalıdır.

İştirak kastı bulunmayan kişiye indirimli de olsa ceza verilmesi, masumiyet karinesi ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz. Esasen gerçek "IBAN mağdurları" bu kişilerdir ve yeni düzenleme onların yaşadığı sorunu doğrudan çözmemektedir.

Kanunilik ilkesi bakımından her ihtimalin ayrıntılı biçimde düzenlenmesi uygulama hatalarını azaltabilirse de ceza hukukunun doğru uygulanması, yalnızca kanun metninin kapsamına değil, aynı zamanda hukuk bilgisine ve hukuk kültürüne bağlıdır.

Geçici hükümle mağdur zararının giderilmesinin teşvik edilmesi, dolandırıcılık suçunun gerçek mağdurunun korunması bakımından olumludur. Bununla birlikte kesinleşmiş hükümler bakımından getirilen özel etkin pişmanlık imkânının yalnızca TCK m. 158/4 kapsamındaki hükümlülere tanınması eleştiriye açıktır.

TCK m. 158/4 kapsamındaki kişilerin suça katkılarının hesap veya ödeme aracını vermekle sınırlı kalması, farklı bir düzenleme yapılması bakımından belirli bir gerekçe oluşturabilir. Ancak mağdurun zararının giderilmesini teşvik eden etkin pişmanlık kurumunun yalnızca bu kişi grubuna özgülenmesi, eşitlik ilkesi yönünden tartışmalıdır.

Özellikle dolandırıcılık suçuna benzer ağırlıkta tali katkı sağlayan diğer iştirakçilerin, mağdurun zararını daha sonra tamamen gidermek istemelerine rağmen aynı imkândan yararlanamaması, farklı muamelenin nesnel ve ölçülü bir temele dayanıp dayanmadığı sorununu ortaya çıkarmaktadır.

Ayrıca TCK m. 158/4 kapsamındaki kişilerin zaten yarı oranında ceza indiriminden yararlanacak olmaları karşısında, kesinleşmiş hükümler bakımından ek bir etkin pişmanlık imkânının da yalnızca aynı gruba tanınması, bu kişiler lehine üst üste uygulanan 2 ayrı lehe sonuç doğurmaktadır.

Esasen TCK m. 168'in düzenlenme amacı, suçun faillerine ceza indirimi sağlamaktan ziyade, mal varlığına karşı suçlarda mağdurun zararının giderilmesine zemin hazırlayarak onarıcı adaleti gerçekleştirmektir. Bu amaca uygun olarak, TCK m. 168 yönünden daha genel bir düzenleme yapılması daha yerinde olabilirdi.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU