Savaşın görünmeyen cephesi: Avrasya koridorları

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Avrasya'nın ticaret ve enerji koridorları İran çevresinde kesişiyor. Savaş, bölgedeki ulaştırma ağlarını yeni bir jeoekonomik rekabet alanına dönüştürüyor / Görsel: T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı

İran'a yönelik savaşın etkileri cephe hattıyla sınırlı değil. Asıl mücadele, Avrasya'nın ticaret yolları, enerji koridorları ve ulaştırma ağları üzerinde yaşanıyor. Son yıllarda giderek belirginleşen jeoekonomik rekabet, savaşın ardından yeni bir aşamaya geçti. Bugün yaşanan gelişmeler, devletlerin askeri kapasitesi kadar küresel ticaretin geleceğini de belirliyor.

Peki, bu mücadelenin merkezinde neden koridorlar var?

Çünkü son 20 yılda küresel güç rekabeti denizlerden karaya kaydı. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi ile kurduğu kara koridorları, Rusya'nın yaptırımlar sonrasında geliştirdiği alternatif ticaret ağları, Hindistan'ın Avrasya’ya ulaşma arayışları ve Avrupa'nın enerji güvenliği aynı coğrafyada kesişiyor. Avrasya artık yalnızca geniş bir kıta değil. Küresel ekonominin yeniden şekillendiği jeoekonomik merkezlerden biri haline geliyor.

Bugün bu rekabet 4 ana koridor etrafında şekilleniyor.

•  İlk ekseni Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi oluşturuyor. Pekin'in hedefi, Çin'i Orta Asya üzerinden Kafkasya, Türkiye ve Avrupa'ya bağlayan kesintisiz kara koridorları kurmak. Bunun amacı Amerikan deniz üstünlüğüne olan bağımlılığı azaltmak, ihracat güzergâhlarını çeşitlendirmek ve küresel ticarette daha dirençli bir yapı oluşturmak.

•  İkinci eksen, Rusya, İran ve Hindistan'ı birbirine bağlayan Kuzey-Güney Uluslararası Taşıma Koridoru, yani INSTC. Bu koridor, Rusya'yı Hazar üzerinden Basra Körfezi ve Hint Okyanusu'na ulaştırıyor. Batı yaptırımları nedeniyle geleneksel ticaret yolları daralan Moskova açısından bu güzergâh artık ekonomik olduğu kadar stratejik bir zorunluluk haline gelmiş durumda.

•  Üçüncü proje, Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Koridoru, IMEC. Batı'nın Kuşak ve Yol Girişimi'ne alternatif olarak geliştirdiği bu girişim, Hindistan'ı Körfez ülkeleri ve İsrail üzerinden Avrupa'ya bağlamayı amaçlıyor. Ancak savaşın ardından koridorun geçtiği coğrafyada oluşan güvenlik riski, projenin uygulanabilirliğini ciddi biçimde tartışmalı hale getirdi.

•  Dördüncü eksen ise Türkiye'nin son yıllarda geliştirdiği ulaştırma ve enerji projeleri. Orta Koridor, TANAP, Bakü-Tiflis-Ceyhan hattı ve Hazar merkezli yeni enerji girişimleri, Ankara'nın Avrasya'da lojistik ve enerji merkezi olma hedefinin temel unsurlarını oluşturuyor.

Bu projelerin tamamı farklı aktörler tarafından geliştiriliyor. Buna rağmen ortak bir özellikleri var.

Hepsi İran'ın çevresinden ya da doğrudan İran üzerinden geçiyor.

İran'ın jeopolitik önemi yalnızca sahip olduğu hidrokarbon rezervlerinden kaynaklanmıyor. Ülke, doğu-batı ve kuzey-güney eksenlerinin kesişim noktasında bulunuyor. Çin'den gelen demiryolları İran üzerinden Türkiye ve Avrupa'ya uzanabiliyor. Rusya'nın Hazar üzerinden Hint Okyanusu'na açılması için en kısa güzergâh yine İran'dan geçiyor. Hindistan açısından ise Çabahar Limanı, Pakistan'ı devre dışı bırakarak Orta Asya'ya ulaşmanın en önemli kapılarından biri olarak görülüyor.

Başka bir ifadeyle İran, Avrasya'nın bağlantı düğümü konumunda bulunuyor.

Bu nedenle İran'a yönelik savaşı yalnızca askeri bir çatışma olarak değerlendirmek eksik kalır. Koridorların güvenliği, limanların işletilmesi, demiryollarının sürekliliği ve enerji altyapısının korunması da mücadelenin doğrudan parçası haline geliyor. Bugün herhangi bir limanın, demiryolunun ya da enerji tesisinin zarar görmesi yalnızca İran ekonomisini etkilemiyor. Çin'den Avrupa'ya uzanan ticaret ağlarının tamamını etkileyebiliyor.

Savaşın ardından en dikkat çekici değişimlerden biri IMEC üzerinde ortaya çıktı. İsrail'in güvenliği üzerine inşa edilen bu koridor, bölgedeki çatışmaların derinleşmesiyle ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya kaldı. Körfez ülkeleri de yeni güvenlik ortamında yatırımlarını yeniden değerlendirmeye başladı. Batı'nın Kuşak ve Yol Girişimi'ne alternatif olarak geliştirdiği projenin, öngörüldüğü kadar sağlam bir zemine sahip olmadığı görülüyor.

Buna karşılık Çin ve Rusya'nın öncelikleri daha da belirginleşti.

Pekin, İran üzerinden geçen kara koridorlarını uzun vadeli stratejisinin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak görüyor. Deniz taşımacılığına alternatif oluşturabilecek her güzergâh, Çin açısından jeopolitik riskleri azaltıyor. Moskova ise yaptırımlar nedeniyle INSTC'ye geçmişe göre çok daha bağımlı hale geldi. Bu koridorun kesintisiz işlemesi, Rusya'nın dış ticareti bakımından kritik önem taşıyor.

Türkiye açısından ortaya çıkan tablo da dikkat çekici.

Ankara uzun süredir Orta Koridor'u güçlendirmeye çalışıyor. Çin ile Avrupa arasındaki ticaretin Türkiye üzerinden geçmesi, enerji transit merkezi olma hedefi ve Türk Devletleri Teşkilatı'nın ekonomik entegrasyonu bu stratejinin temel ayaklarını oluşturuyor. Ancak bu hedeflerin gerçekleşmesi yalnızca Türkiye'nin izleyeceği politikalara bağlı değil. İran'dan Kafkasya'ya, Hazar Denizi'nden Orta Asya'ya kadar uzanan geniş coğrafyada oluşacak yeni dengeler de belirleyici olacak.

Savaşın koridorlar üzerindeki etkisi artık teorik olmaktan çıktı. Bunun ilk somut örneklerinden biri Hazar Denizi'nde ortaya çıktı. İran'ın 8 yıl beklettiği Aktau Sözleşmesi'ni parlamentoya sevk etmesi, güvenlik önceliklerinin jeoekonomik hesapların önüne geçtiğini gösteren önemli gelişmelerden biri oldu. Bu kararın Hazar'daki güç dengelerine etkilerini daha önce ayrıntılı biçimde ele almıştık.

Bugün gelinen noktada tablo giderek netleşiyor.

Avrasya'daki rekabet artık yalnızca askeri üstünlük yarışı değil. Demiryolları, limanlar, enerji koridorları ve lojistik merkezleri de stratejik güç unsuru haline geldi. Devletlerin ekonomik kapasitesini belirleyecek unsurlardan biri, hangi koridorların parçası oldukları olacak.

Bana göre önümüzdeki 10 yılın en önemli jeopolitik tartışması da burada şekillenecek. Savaşların sonucunu yalnızca cephede elde edilen askeri başarılar belirlemeyecek. Hangi ticaret koridorunun ayakta kalacağı, hangi enerji koridorlarının güvence altına alınacağı ve hangi ülkelerin bu ağların merkezinde yer alacağı da yeni uluslararası düzenin temelini oluşturacak.

Bu nedenle İran'a yönelik savaşı yalnızca Orta Doğu'da yaşanan bir çatışma olarak okumak yetersiz kalır. Asıl mücadele, Avrasya'nın ekonomik haritasını yeniden şekillendiren koridorlar üzerinde yaşanıyor. Bugün cephede verilen mücadele, yarının ticaret haritasını belirliyor. İran'dan Hazar Denizi'ne kadar uzanan son gelişmeler de bu dönüşümün ilk işaretlerini veriyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU