Wellington Dükü'ne atfedilen ünlü alıntıyı uyarlarsak, Donald Trump'ın düşman üzerindeki etkisini bilmiyorum ama Tanrı şahidim, kendi komutanlarını korkutuyor olmalı.
ABD Genelkurmay Başkanı General Dan "Razin" Caine'i her gördüğümde en büyük stratejik zorluğuyla nasıl başa çıktığını merak ediyorum: Patronunu anlamak. Başkanın sürekli değişen ve bazen çelişen savaş hedefleri, tehditleri, tumturaklı ve tek taraflı açıklamaları, herhangi bir ordunun işini yapmak için ihtiyaç duyduğu türden doğrudan, pratik ve tutarlı emirler olmaktan uzaklar. "İş" gerçekten günden güne, hatta dakikadan dakikaya değişiyorsa onu nasıl yapabilirler?
Amerika'yı yeniden harika yapmayı bir kenara bırakın; Trump, Amerika'nın bu savaşı "kazanma" çabalarını, bu galibiyet nasıl tanımlanırsa tanımlansın, bilfiil zayıflatıyor. General Caine çok sabırlı biri olmalı.
Örneğin birkaç gün önce Razin'in ABD Hava Kuvvetleri'ndeki pilotları, bombardıman uçakları ve ilgili güçlerinin hepsi, İran'ın enerji santrallerini en büyüğünden başlayarak "yok etmeye" (Trump'ın en sevdiği ifadelerden) muhtemelen hazırdı. Açıkça sivil altyapıyı hedef alacak bu saldırı, pekala savaş yasalarının ihlali sayılabilirdi ki zaten Trump geçmişteki açıklamalarında bunu zımnen kabul etmişti. Ama en azından orduya net bir talimat verilmiş olurdu. Kendi sosyal medya uygulaması Truth Social'da paylaşım yapan Trump, İran'a Hürmüz Boğazı'nı açması için 48 saatlik bir süre tanıdı.
Ama artık böyle bir şey yok. Her zamanki gibi nihilist olan İranlılar, petrol tedarik yollarını mayınlama ve Körfez boyunca tuzdan arındırma tesislerini yok etme vaadiyle karşılık verdi ki bu da yoğunlaşan bir küresel enerji krizi ve Arap yarımadasında içme suyunun olmaması anlamlarına geliyor ve bunlar kuşkusuz korkunç insani ve ekonomik sonuçlar doğurur.
Trump, Hark Adası'ndaki petrol rafinerisini hâlâ almak istiyor mu? Bu, ABD kuvvetleri için son derece zor bir görev olurdu. Ve kaç hayata mal olurdu? Giderek daha grotesk bir figür haline gelen Senatör Lindsey Graham, II. Dünya Savaşı'nda Iwo Jima'yı Japonlardan almalarına kıyasla İran'ın bu küçük parçasının rahatlıkla ele geçirebileceğini öne sürüyor. Ancak Iwo Jima, 6 bin 800 Amerikalıya ve toplamda 26 bin kişilik zayiata mal olmuştu. Trump bu plandan vazgeçmiş gibi görünüyor.
Yani Trump, "Taco" ("Trump her zaman korkup geri adım atar" anlamına gelen "Trump always chickens out" cümlesinin kısaltması -çn.) lakabına bir kez daha uygun davrandı ve korkup geri adım attı. Yönetim, daha fazla "ateş ve öfkeyi" Tahran'daki kötü rejime "yağdırmak" yerine onlarla "çok iyi ve verimli görüşmeler" yapıyor ve bombardımanlar 5 günlüğüne erteleniyor. Ondan sonrasını kim bilir?
Trump'ın üç hafta önce kendi savunma bakanı Pete Hegseth'le çeliştiğini göz önüne alırsak bu tür saldırılara neden ihtiyaç duyulduğunu da merak edebiliriz. Hegseth, 8 Mart'ta füze tesislerine yapılan saldırıların "sadece bir başlangıç" olduğunu dünyaya duyurmuştu. Ertesi gün ABD Başkanı "Savaşın neredeyse tamamlandığını düşünüyorum" diyerek durumun öyle olmadığını belirtti. Ancak aynı günün ilerleyen saatlerinde Trump kendi sözlerini bir kez daha düzeltti: "Birçok açıdan zaten kazandık ama yeterince kazanmadık." Savaşın başladığı mı tamamlandığı mı sorulduğunda "Sanırım ikisi de söylenebilir" dedi. 11 Mart'ta bir kez daha Amerika'nın kazandığını söylerken "İşi bitirmeliyiz" ifadesini de kullandı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Hem Trump neden dolaylı da olsa ayetullahlarla müzakere ediyor ki? Çeşitli zamanlarda şunları talep etmesinin üzerinden çok da süre geçmedi: "Koşulsuz teslim", İran halkının bir karşı devrim için ayaklanması çünkü "yardım yolda" ve bu "muhtemelen nesiller boyunca tek şansları" olacaktı, rejim değişikliği, İran'ın herhangi bir yeni lideri için şahsen onay vermesi. CIA'in Kürtleri ve diğer grupları İslam Cumhuriyeti'ne karşı silaha sarılmaya teşvik ederek iç savaşı kışkırtmasına dair planları artık duymuyoruz.
En son amaçlar kümesine göre Trump, Ayetullah Hamaney'le anlaşma yapmaktan son derece mutlu olacak. Tek gerçek engel, onun yakın aile bireylerinin ve arkadaşlarının çoğunu Amerikalılar ve İsraillilerin öldürmüş olması. Trump, barışçıl yollarla (görüşmeler ve onun anlaşmalarından biriyle) "düşmanlıkların topyekûn çözüme kavuşturulmasını" istiyor. Trump'ın, ilk döneminde Kim Jong-un'la yapmaya çalıştığı gibi, zorlu bir düşmanla tarihi bir anlaşma imzalamak için fevri bir şekilde Tahran'a uçmaya karar vermesi büyük bir sürpriz olmaz. Ancak Trump daha cuma günü ateşkesi dahi reddetti.
General Caine ne kadar dişli ve Başkan tarafından düzenli olarak övgüye boğulan bir figür dahi olsa; savaşının bitip bitmediğini dahi bilmeyen, neyi "zafer" olarak gördüğüne veya sıradaki hedefin ne olacağına bile karar veremeyen bir adam tarafından hayatının zorlaştırıldığı muhakkak. Trump, Hürmüz Boğazı'ndaki İran ablukasını sona erdirmek üzere yardım etmeleri için müttefiklerine bazen neredeyse yalvarıyor, bazen de fikrini değiştirip bir küçümsemeyle onları gereksiz gördüğünü söylüyor. Caine'in ne yapması gerekiyor? Fransızlarla, Britanyalılarla, Almanlarla ve Japonlarla (Pearl Harbor hakkında şaka yapmak yok, lütfen!) konuşacak mı yoksa onları görmezden mi gelecek?
ABD kuvvetleri çoğunlukla çok az kara desteğiyle, alışılmadık derecede uzun süredir bölgede bulunuyor ve Trump bocalayıp oyalandıkça orada süresiz kalamazlar. Trump'ın ya bu gerginliği tırmandırarak karaya asker sürüp Irak tarzı devasa yıkıma neden olan bir topyekûn savaşa dönüştürmesi gerekiyor, ki İsrailliler de bunu istiyor, ya da zararı daha da büyümeden durdurmak için defolup gitmesi gerekiyor, ki Körfez ve Batı'daki müttefiklerin daha fazla felaketten korunmak için buna ihtiyacı var. Ancak Trump karar veremiyor, bu bir savaş zamanı lideri için ölümcül bir kusur.
Buradaki büyük ironi, haliyle bu çatışma önünde sonunda bir anlaşmayla sonuçlanmak zorunda ve bu, Amerika'yla İran'ın Binyamin Netanyahu, Trump'ı savaşa ikna etmeden önce neredeyse imzaladığı, Umman arabuluculuğundaki anlaşmaya çok benzeyecek. Aslında Barack Obama tarafından imzalanan ancak bundan daha iyisini yapabileceğini düşündüğü için Trump tarafından yırtılıp atılan ilk İran nükleer anlaşmasındakiyle aşağı yukarı aynı kısıtlamalar ve uluslararası gözetimi barındıracak.
Mevcut durumda (belki de uzun sürmeyecek şekilde) Trump'ın halihazırda talep ettiği tek şey İran'ın füze programının 5 yıllığına dondurulması, uranyum zenginleştirmenin sıfırlanması ve (ABD'yle İsrail'in geçen yaz bombaladığı) Natanz, İsfahan ve Fordo nükleer tesislerinin sökülmesi. Trump bir ay önce aptalca, kaotik ve ters tepen savaşını başlatmadan evvel tüm bunlar neredeyse başarılmıştı. Belki de artık daha fazla Amerikalı, bir savaşın ya da ülkelerinin böyle yönetilmeyeceği üzerinde mutabakata varacak.
Independent Türkçe için çeviren: Eren Umurbilir
© The Independent