Son ABD, Çin, Rusya İlişkileri Üzerine, “Hibrit Yapı: İki Kutuplu Çekirdek ile Çok Merkezli Periferi” Tanımlaması
Özet
Mayıs 2026’da Pekin’de gerçekleşen ardışık Trump-Şi ve Putin-Şi zirveleri, Çin’in diplomatik dominasyon stratejisini somutlaştırmıştır. Bu olaylar, Çin’in “sino-sentrik” hiyerarşik düzen vizyonunu öne çıkarırken, küresel sistemin niteliği konusunda önemli bir ayrımı gündeme getirmektedir: Çin’in kendi etki alanında inşa ettiği “hiyerarşik çok merkezlilik” ile ABD’nin bu yapı dışında kalan “bağımsız kutup” rolü. Bu makale, uluslararası ilişkiler literatüründe kutupsallık (polarity) tartışmalarına referansla, sistemin hibrit niteliğini – “iki kutup çekirdek (ABD-Çin), artı çok merkezli periferi” – analiz etmektedir.
Diplomatik gösteri ve sino-sentrik dominasyon
Şi Cinping’in ev sahipliğinde gerçekleşen Trump (14-15 Mayıs) ve Putin (19-20 Mayıs) ziyaretleri, tesadüfi değildir. Trump-Şi görüşmeleri ticaret, Tayvan, İran sonrası istikrar ve kritik minerallere odaklanırken, Putin-Şi zirvesi 2001 Çin-Rusya Dostluk Anlaşması’nın 25. yıl dönümüne denk getirilmiş ve enerji ile stratejik işbirliğini vurgulamıştır. Bu zamanlama, Pekin’in hem rakip hem “sınırsız ortak” aktörlerle aynı anda masaya oturma kapasitesini sergilemekte ve ABD ile Rusya’yı “yaramaz çocuklar” metaforuyla konumlandırmaktadır: Her ikisi de çatışma bağlamlarında (Ukrayna ve İran) angaje iken, asıl “büyük abi” Pekin’dir.
Bu yaklaşım, klasik Çin “haraç sistemi”nin modern bir versiyonunu yansıtmaktadır. Tarihsel olarak hiyerarşik ve asimetrik olan bu sistemde, sadakat ve entegrasyon karşılığında fırsat ve koruma sunulmaktadır. Günümüzde ise Kuşak Yol Girişimi (BRI), Küresel Gelişme/Güvenlik/ Medeniyet Girişimleri (GDI/GSI/GCI) üzerinden somutlaşmaktadır. Rusya enerji tedarikçisi ve jeopolitik tampon rolündeyken, ABD ile pragmatik “anlaşma yapıcılık” yürütülmektedir. Her iki aktör de Çin’e belirli ölçülerde muhtaçtır; bu da Pekin’i vazgeçilmez bir pivot yapmaktadır.
Çin’in hiyerarşik çok merkezli vizyonu
Çin’in vizyonu, “eşit ve düzenli çok merkezli dünya” söylemiyle çerçevelenir. Ancak pratikte bu, “sino-sentrik hiyerarşik bir yapı”dır: İç halkada Çin zirvede oturur, ikincil halkada Rusya, İran gibi stratejik ortaklar (hammadde ve tampon) ve üçüncü halkada ise Küresel Güney (BRI bağımlılığı yoluyla) bulunur.
Bu model, tam eşitlikten ziyade farklılaştırılmış roller öngörür ve “İnsanlığın Ortak Kader Topluluğu” retoriğiyle meşrulaştırılır. BRICS+, Şanghay İşbirliği Örgütü (SCO) ve Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) gibi kurumlar, de-dolarizasyon ve alternatif yönetişim için araçtır.
Küresel sistem: İki kutup çekirdek ve çok merkezli periferi
Burada kritik ayrım ortaya çıkmaktadır. Çin’in hiyerarşik halkaları ABD’yi içermez. ABD, bu yapının dışında kalan “bağımsız bir kutup” olarak kendi ittifak sistemini (QUAD, AUKUS, NATO genişlemesi) yönetmektedir. ABD ile diğer gelişmiş ülkeler (G7) ve ortak ülkeler (Kanada, Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda, İsveç, Norveç, İsviçre, Finlandiya, Danimarka, İtalya, İspanya, Avusturya, Belçika, İrlanda, Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda) güçlü bağa sahiptir. (Buna başka ülkeleri de eklemek mümkün, İsrail, Yunanistan, BAE vb.)
Gelişmiş ülkeler veya gelişmişliği kabul edilen ülkeler, yüksek yaşam standartlarına, gelişmiş sanayi ve hizmet sektörlerine, yüksek kişi başı düşen milli gelire sahip olan ve Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Gelişme Endeksi verilerine göre en üst sıralarda yer alan devletlerdir. Bunların arasındaki bağın kilit ifadesi; demokrasi, kapitalizm ve serbest piyasa ekonomisidir. Genel olarak buna Batı sistemi denebilir. Bankaları, ticaret hukuku, sigorta sistemleri, yatırım kolaylıkları, vb. birbirine uyumludur.
Batı’nın karşısında ne var? Bir dönem, Soğuk Savaş sonuna kadar, iki kutuplu düzende, Batı’nın karşısında Doğu Bloku vardı. Soğuk Savaş sonrasında tek kutuplu dünya düzeni bizleri bugünlere kadar getirdi. Şimdi soru soruluyor, kutupluluk ne oldu? Batı sisteminin karşısında tam bir tarifle “öteki” yok. Belki bir arayış var. Ama eğer gerçekçi olunacaksa hibrit bir yapıdan söz edilebilir.
Bu durum, saf çok kutuplu dünyadan ziyade “hibrit bir yapı” yaratır:
- İki Kutup Çekirdek: Uluslararası İlişkiler literatüründe (örneğin Munich Security Report 2025 ve Jennifer Lind’in analizi), ABD ve Çin’in ekonomik, teknolojik ve askeri kapasiteleri diğerlerinden belirgin şekilde üstündür. Bu ikiliyi birer uç noktalara ayırmak giderek mümkün olabilmektedir. Rusya ve Hindistan gibi aktörler ise “orta güç” statüsündedir; “büyük güç eşiği”ni aşamamaktadırlar. O halde öok kutuptan söz edilemez. Sistem, bu iki süper güç etrafında etkili bir iki kutup sergilemektedir.
- Çok Merkez Periferi: Küresel Güney ve bölgesel güçler (Hindistan, İran, Brezilya vb.) riskten korunma stratejileri izler; tam bloklaşma yerine her iki kutuptan fayda sağlamaya çalışır. Bu unsurlar, Çin’in “çok kutup” retoriğini destekler ancak sistemin temel dinamiklerini belirlemez.
Sonuç olarak, küresel düzen “iki kutup temelli hiyerarşik bir hibrittir”. Çin “çok merkezlilik”i hegemonik ABD karşıtlığı ve kendi etki alanını genişletme aracı olarak kullanırken, ABD liberal kurallar temelli ittifaklarını korur. Bu yapı, Soğuk Savaş’ın iki kutbundan farklıdır: Ticaret ve teknoloji karşılıklı-bağımlılığı aynı anda rekabetle iç içedir.
Kutuplar
Bugüne dek doğrudan çok kutuplu diyenlere katılmadım, aksine şöyle bir açıklamam oldu: Çok kutupluluk bir aldatmacadır. Neden böyle söyledim? Basit teorik anlatım: İki kutuplu düzen denge, tek kutuplu düzen anormalliktir ve çok kutuplu düzeni çağırır, çok kutuplu düzen ise büyük savaşa davettir.
Halbuki bugün dünyamızda bir küresel silahlanma ve gerilim var; ancak bu klasik dönemden farklı kurallarla gelişen bir yapı, ezbere yapılan açıklamalar yetersizdir. Son gelişmelere bakın: ABD-Çin, ABD-Rusya, Çin-Rusya, bunların ilişkileri siyah-beyaz gibi net değildir. Şi, Ukrayna’da savaşan Putin’e de İran’da savaşan Trump’a da Pekin’de çay servisi yapmaktadır.
Bugüne dek “çok merkezli” ifadesini söyleyenlere iştirak ettim. Bunun sebebi bu melez ve içinde oturmamış unsurların ve gelişmelerin olması haliydi.
Bugünün şemasını nasıl çizeriz?
Bu hibrit yapı mevcut durumda anlaşılabilirdir. Gelecekte ne olacak sorusunun cevabını ise Çin’in performansı ve Batı dünyasının birbiri arasındaki ilişkilerindeki bozukluklara göre şekillenecektir. Burada ABD ve Çin’in dışında ağırlıklı olarak Avrupa ve Rusya da etki edecektir. Şimdilik Çin savaşa sıcak bakmamakta ve kapasitesini en üst noktalara çıkarma aşamasındadır. Bu durumda yine 2035’lerden sonraya ama esasen 2049’a bakmamız gerekecek.
2049 vizyonu ve kapsamlı ulusal güç füzyonu
Şi dönemi, “Çin rüyası” ve “ulusal gençleştirme” çerçevesinde ekonomi, teknoloji, politika, askeri ve kültürel unsurların “füzyonu”nu hedefler. Kapsamlı Ulusal Güç (CNP) paradigması ve 15. Beş Yıllık Plan (2026-2030), teknolojik özgüven (AI, yeşil enerji, nadir toprak elementleri, mıknatıslar), Komünist Parti önderliğinde güvenlik ve askeri modernizasyonu hızlandırmaktadır. 2035’te temel modernizasyon, 2049’da küresel liderlik öngörülür. Bu füzyon içeride etkili olsa da, küresel meşruiyet açısından sınırlıdır: Otoriter model, zorlayıcı diplomasi ve değer uyuşmazlığı güven erozyonu yaratır.
Sonuç: Uluslararası ilişkiler teorisi için çıkarımlar
Pekin’in diplomatik çay masası, yalnızca taktik bir gösteri değildir; 21'nci yüzyıl güç mimarisini yeniden şekillendiren stratejik bir projedir. Çin’in sino-sentrik hiyerarşisi ile ABD’nin bağımsız kutup rolü, literatürde “etkili iki kutuplu” ve “iki kutuplu çekirdek ile çok merkezli periferi” kavramlarıyla açıklanabilecek “hibrit” bir sistem üretmektedir. Bu yapı, orta vadede (2027-2035) kontrollü rekabet ve periferide riskten korunma ile evrilecektir. Ancak Tayvan krizi, teknoloji ayrışması veya iç ekonomik zorluklar (nüfus yaşlanması) hibrit dengeyi bozabilir. Asıl bakılacak zamanlar 2035 ve 2049 olacaktır.
Uluslararası ilişkiler çalışanları için ana soru şudur: Bu hibrit kutupsallık, istikrarlı bir “çatışmalı birlikte yaşama” mı, yoksa yeni bir Soğuk Savaş’a (veya diğer söyleyişle: Soğuk Barış’a) mı evrilecektir? Çin’in füzyonu “güven verici” küresel liderliğe dönüşebilir mi, yoksa hiyerarşik dominasyon direnç mi doğuracaktır? Tarihsel ve ampirik analizler, bu hibrit yapının dinamiklerini aydınlatmaya devam edecektir. Ancak ABD’li akademisyenler şimdiden kolları sıvadılar, bu yeni tür bir Soğuk Savaş.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish