"Dünya artık çok kutuplu" cümlesini son birkaç yılda o kadar sık duyduk ki anlamını sorgulamayı unuttuk.
Şi Cinping de söylüyor, Putin de, Rubio da. 3 büyük güç aynı terimi kullanıyor ama birbirinden tamamen farklı dünyalar hayal ediyor.
Öyleyse "çok kutuplu dünya" nedir?
Bir analitik gerçeklik mi, yoksa büyük güçlerin kendi projelerine meşruiyet devşirdiği bir retorik kap mı?
Önce teoriye bakalım.
Uluslararası ilişkiler yazınında kutupluluk, maddi güç kapasitelerinin devletler arasındaki dağılımını anlatır.
Tek kutupluluk, bir devletin sisteme hükmettiği dönemdir; Soğuk Savaş sonrası ABD hegemonyası bunun en yakın örneğidir.
İki kutupluluk, ABD-SSCB rekabetinde yaşandığı gibi iki büyük gücün dengeyi kurduğu yapıyı tarif eder.
Çok kutupluluk ise en az üç devletin yaklaşık eşit kapasitelerle rekabet ettiği sistemi ifade eder; 19'uncu yüzyıl Avrupa güç dengesi tarihte en temiz örneği olarak gösterilir.
Waltz ve Mearsheimer gibi yapısal realistler uzun yıllar boyunca iki kutuplu sistemlerin daha istikrarlı olduğunu savundu.
Onlara göre, büyük güçler arası karşılıklı caydırıcılık, yanlış hesaplama riskini düşürür.
Buna karşılık Deutsch ve Singer çizgisindeki çoğulcular, çok kutupluluğun devletlere esneklik tanıdığını ve bloklaşmanın yarattığı gerginlikleri azalttığını öne sürdü.
Bugüne gelince: Tablo ne klasik tek kutuplulukla ne de teorideki simetrik çok kutuplulukla örtüşüyor.
2024 SIPRI verilerine göre ABD, küresel askeri harcamaların yüzde 37'sini tek başına karşılıyor; Çin'in payı ise yüzde 12.
Ekonomide mesafe biraz kapanmış olsa da askeri güçte asimetri hâlâ belirleyici.
Sistem, akademisyenlerin bir bölümünün "dengesiz çok kutupluluk" ya da "asimetrik çok kutupluluk" dediği bir ara forma benziyor; ABD ve Çin başı çekiyor, diğerleri ikincil rollerde.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Peki, büyük güçlerin her biri bu kavramı nasıl okuyor?
Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, "eşit ve düzenli çok kutupluluk" vurgusuyla büyük güçlerin uluslararası meseleleri tek başlarına belirlememesi gerektiğini öne çıkarıyor.
Ancak Pekin'in çok kutupluluk anlayışı, Waltz'ın güç dengesi teorisindeki anlamdan köklü biçimde ayrışıyor.
Çin'in savunduğu düzen; egemenlik eşitliği, iç işlere karışmama ve medeniyet çoğulculuğu üzerine kurulu.
Başka bir deyişle Batı'nın evrensel saydığı normların göreli olduğunu, her toplumun kendi siyasi yolunu seçme hakkına sahip olduğunu öne süren bir "Batı sonrası düzen" tasavvuru.
Ama sahaya bakıldığında tablo çelişkili: Çin küresel düzeyde çok kutupluluğu savunurken Doğu Asya'da bölgesel bir hiyerarşi kurmayı hedefliyor.
Analistler bunu "seçici çok kutupluluk" olarak adlandırıyor; küresel ölçekte ABD'yi dengelemek için çok kutupluluk, kendi yakın çevresinde ise asimetrik üstünlük.
Rusya'da Putin, 2023 yılında onayladığı Dış Politika Konsepti'nde "daha adil, çok kutuplu bir dünya düzeni" hedefini merkeze alıyor.
Ama Moskova'nın derdi gerçek bir çoğulculuk değil. Rusya için çok kutupluluk, eşit güç dağılımından çok Washington merkezli normatif düzenin parçalanması demek; ABD'nin koyduğu kuralların, işlettiği kurumların ve dayattığı değerlerin geçersizleşmesi.
Kremlin'in asıl vizyonu daha çok Yalta modelini andırıyor: büyük güçlerin kendi nüfuz alanlarını karşılıklı tanıdığı, küçük devletlerin büyüklerin kararlarına uymak zorunda kaldığı asimetrik bir düzen.
Bu yüzden Rusya'nın çok kutupluluk söylemi Ukrayna'dan Suriye'ye uzanan askeri yayılmacılıkla çelişmiyor, aksine onu meşrulaştırıyor.
ABD ise 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde küresel üstünlük iddiasından çekilip tek kutuplu anın aşındığını fiilen kabul etti.
Ancak Washington bunu bir güç paylaşımı olarak okumuyor; Amerikan liderliğinin yeniden yapılandırılması olarak okuyor.
Dolar merkezli sistem, deniz hakimiyeti, teknoloji üstünlüğü ve ittifak ağının korunması hâlâ stratejinin omurgasında duruyor.
Değişen şey coğrafi öncelikler ve maliyet hesabı: ABD küresel sorumluluklarını seçici biçimde yeniden tanımlarken Çin'i sınırlamayı temel hedef olarak koruyor.
Bu nedenle bazı teorisyenler klasik kutupluluk modellerinin günümüzü açıklamakta yetersiz kaldığını düşünüyor.
Amitav Acharya'nın "çoğulcu dünya düzeni" (multiplex world order) çerçevesi bu noktada devreye giriyor: günümüz sistemi, artık devletlerin, bölgesel kurumların, şirketlerin ve devlet dışı aktörlerin çok katmanlı etkileşimlerinden oluşan bir yapı.
Güç tek bir eksende ölçülemiyor; askeri üstünlük mutlaka ekonomik nüfuza dönüşmüyor, ekonomik büyüklük her zaman diplomatik ağırlık yaratmıyor.
İşte tam burada, büyük güçlerin kendi iç kırılganlıklarını da hesaba katmak gerekiyor.
Rusya, nükleer caydırıcılığı ve savaş meydanında kanıtladığı asimetrik kapasitesiyle küresel masada kalmayı başarıyor; ama ekonomisi yaptırımlar altında eziyet çekiyor, reel GSYH payı küresel toplamın yüzde ikisinin altında seyrediyor.
Bir askeri güç olarak yüksek sesle konuşuyor, ama ekonomik çöküşünü gizlemek için bu sesi ne kadar sürdürebilir?
Avrupa ise tersine bir tabloya sahip: tek tek pek bir anlam ifade etmeyen savunma bütçeleri, ancak kolektif ekonomik ağırlık bakımından küresel bir güç.
Dünya ticaretinde AB üye ülkelerinin toplamı yüzde 17 ile Çin'i geride bırakıyor.
Ne var ki ortak bir stratejik özerklik geliştirmeyi henüz beceremedi; NATO'nun gölgesinden çıkıp kendi güvenlik mimarisini kurmak, hâlâ önünde duran cevaplanmamış bir soru.
Bütün bu mozaiğe bakıldığında şu sonuç çıkıyor: Yeni düzen, Soğuk Savaş'ın iki kutuplu düzenine benzemiyor.
O düzen net cephelerden, ideolojik bloklardan, zıt yörüngelerden oluşuyordu.
Bugünkü güç merkezleri aynı anda birbirine rakip ve birbirine bağımlı.
Çin, en büyük ticaret ortağı olduğu ABD ile teknoloji savaşı veriyor.
Rusya, Batı yaptırımlarından bunalırken Çin'e enerji satıyor.
ABD, Körfez'deki rakiplerine silah satarken o ülkelerin Çin altyapı yatırımlarına kapı açmasına göz yumuyor.
Bu yapıyı tarif etmek için belki eski kavramların hiçbiri yetmiyor.
Kutuplar hâlâ var; ama Soğuk Savaş'ın hasım blokları gibi değil, belirli alanlarda öne çıkan, ihtiyaç duyduklarında anlaşan, çatıştıklarında bile birbirine ekonomik olarak bağlı güç merkezleri gibi.
Askeri gücüyle var olan Rusya, ekonomik ağırlığıyla var olmaya çalışan Avrupa, küresel sorumluluklarını seçici biçimde yeniden tanımlayan Amerika ve yükselişini henüz zirveye ulaşmamış bir güç olarak sürdüren Çin; bunlar Soğuk Savaş'ın basit ikilemini değil, çok daha karmaşık bir denklemi oluşturuyor.
"Çok kutuplu dünya" kavramı hem gerçek bir güç kaymasını yansıtıyor hem de her büyük gücün kendi projesini örtmeye çalıştığı bir söylem.
Hangisinin daha ağır bastığını anlamanın tek yolu, söylemlere değil; kimin kimi, nerede, hangi araçlarla sınırladığına bakmak.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish