Trump yönetimi, ABD'nin İran'a neden saldırdığını açıklamadığı için eleştiriliyor. Ne yazık ki sorun, hikayesini doğru anlatamaması ve henüz bir tanesine karar veremediği birçok farklı açıklama sunması gibi görünüyor.
Bu, basit bir iletişim sorununu çok aşan bir durum. Bu, ya Büyük Lider'in ne düşündüğü konusunda konsensüs eksikliği olduğunu ya da onun çok fazla şey düşündüğünü gösteriyor.
Donald Trump'ın gecenin bir yarısı sosyal medyada yayımlanan ilk duyurusu, rejim değişikliğine yönelik açık bir çağrıydı. İran rejiminin "çok sert ve korkunç insanlardan oluşan acımasız bir grup" olduğunu söyledi. Peki öyle olsun. Benzersiz bir şekilde korkunç mu? Olabilir. Ancak Rusya, Kuzey Kore ve Afganistan da aynı şekilde nitelenebilir ve biz onlara saldırmıyoruz.
Bir ülkenin kendi içinde korkunç olması, başka ülkelere, kendilerine yönelik yakın bir tehlike yoksa, saldırma hakkı tanımaz. Ve soykırımı durdurmak bir görev gibi görülse dahi, her ne kadar korkunç olursa olsun İran'da yaşananlar o kriterleri hiç karşılayacak gibi değil.
Trump'ın gece yarısı mesajı da tehlike argümanını öne sürdü. İran'ın "tehditkar faaliyetlerinin Birleşik Devletler'i, askerlerimizi, yurtdışındaki üslerimizi ve dünya genelindeki müttefiklerimizi tehlikeye attığını" söyledi. Bu, İran'ın füze fırlatmaya başladığı pazar gününde doğru olabilir ama hava saldırıları başlamadan önce, cumartesi günü de doğru muydu?
İran ve vekillerinin yıpratıldığı, ekonomisinin darmadağın olduğu, nükleer programının yok edildiği ve rejimin içeriden tehdit edildiği konusunda bir konsensüs varmış gibi görünüyordu. Gücünü sınırlarının dışına yansıtma yeteneği ve görünürde bunu yapmaya meyli, onlarca yıldır olduğundan çok daha sınırlıydı. Dolayısıyla ABD'ye yönelik yakın tehdit iddiası uydurma gibi görünüyor.
Trump ardından İran'ın geçmişteki suçlarının bir dökümünü sıralamaya başladı. "Amerika'ya Ölüm" sloganı atılması, terörü destekleme, 1979'da ABD Büyükelçiliği'nin şiddet kullanılarak ele geçirilmesi (O zaman doğmamış olanlar için: Bu, Jimmy Carter'ın yeniden seçilme şansını yok etti ve 66 rehinenin çoğu, Ronald Reagan'ın 444 gün sonra gerçekleşen göreve başlama törenine kadar serbest bırakılmadı). Seçilmiş bir lideri devirerek, nihayetinde İslam Cumhuriyeti'nin kurulmasına giden yolu açan acımasız Şah'ı iktidara taşıyan 1953 CIA darbesi, Trump'ın tarihinin dışında tutuldu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Trump, 1983'te Beyrut'taki Deniz Piyadeleri kışlasının İran güçleri tarafından şoke edici bir şekilde bombalanmasına atıfta bulundu. Elbette bu ve diğer eylemler İran'ı eşsiz derecede korkunç bir aktör haline getirdi fakat şu an, 40 yıldan uzun süre önce işlenmiş vahşi bir suçun intikamını almak için tuhaf bir zaman gibi görünüyor. ABD Başkanı ayrıca İran'ın 1998'de USS Cole'a düzenlenen saldırıyı bildiğini ve muhtemelen onda parmağı olduğunu öne sürdü. Ancak bu saldırının sorumluluğunu El Kaide üstlenmişti ve bir ABD yargıcı saldırıdan Sudan'ı sorumlu tutmuştu.
Ama bekleyin, başka açıklamalar da var. İran liderleri "nükleer emellerinden vazgeçme fırsatlarının hepsini geri çevirdi". "Çok iyi dostlarımıza ve müttefiklerimize" ulaşabilecek ve "yakında Amerika anakarasına ulaşabilecek" balistik füzeler geliştirmeye çalışıyorlar. İran'ın nükleer silah edinmesi veya konvansiyonel balistik füze ateşlemesine dair endişeler gerçek ve ciddi. Obama yönetimi mükemmel olmasa da 10 ila 15 yıl boyunca nükleer silah edinmenin 4 yolunu engelleyen bir anlaşmayı 2015'te bu nedenle imzalamıştı. İran da şartlara uymuştu ta ki üç yıl sonra Trump anlaşmayı yırtıp atana kadar. Ne de olsa bu Obama'nın anlaşmasıydı, yani nasıl iyi olabilirdi ki?
Ancak arabulucu rolündeki Umman'ın dışişleri bakanı, "bir barış anlaşmasının ulaşabilecek noktada olduğunu" İran ve ABD arasında 26 Şubat kadar yakın bir tarihte yapılan müzakerelerin ardından söylememiş miydi? Röportaj, saldırıların halihazırda başlamış olduğu pazar günü yayımlanmak üzere cuma kaydedilmişti. Bu istilanın planlarının, ABD'nin kabul edilmeyeceklerini bilerek uç taleplerde bulunduğu bu müzakerelerden çok önce başladığı aşikar.
Ah, hem Başkan Trump'ın hem de Savaş Bakanı Hegseth'in ifadelerine göre, İran'ın nükleer tesisleri geçen haziranda "nükleer emelleriyle" birlikte "tamamen ve bütünüyle yok edilmemiş" miydi? Herhangi bir makul tahmine göre, İran o cumartesi günü nükleer silah elde etmeye yıllardır olmadığı kadar uzaktı.
İran halkı sokaklara döküldüğünde rejim protestoda bulundukları için 3 bin ila 30 bin kişiyi öldürdü. Rejim, onların İran güçlerine saldıran teröristler olduğunu söyledi. Sivillere yönelik şiddet korkunçtu. Ancak Trump'ın, başka bir ülkenin yurttaşlarının muhalefet hakkını sağlamak için orayı istila ettiği fikrine büyük kuşkuyla yaklaşmak gerekir. 1991'de Irak'ta ya da 1956'da Macaristan'da yaşananların yankıları göz ardı edilemez.
Pete Hegseth'in pazartesi (2 Mart) verdiği mesaj, Başkan'ınkinden tam 180 derece farklıydı. "Bu bir rejim değişikliği savaşı diye adlandırılamaz ama rejim kesinlikle değişti ve bu, dünyayı daha iyi bir yer yapacak" dedi. Ertesi gün Marco Rubio ve Temsilciler Meclisi Başkanı Johnson yeni bir konuşma konusu ortaya attı: İsrail her halükarda saldıracaktı, buna göre İran da zaten ABD hedeflerine misilleme yapacaktı, bu yüzden neden İsrail'in gündemi takip edilmeyecekti ki? ABD'nin Netanyahu'nun avcunda olduğunu öne sürenlere verilecek daha büyük bir hediye hayal etmek zor.
Bu savaşta yeterince düşünülmemiş bir gerekçeden diğerine geçilerek Amerikan halkının bunlardan birine tutunması umuluyor. Kavgacı ve doğaçlama gösterişçilik, açık ve yetkin bir stratejinin yerini tutmaz.
Independent Türkçe için çeviren: Eren Umurbilir
© The Independent