Sudan sahasında Kuzey Kordofan eyaleti ölçeğinde yaşanan son askeri gelişmeler, ilk bakışta bölgesel bir taktik harekât gibi görünse de özünde Kızıldeniz havzasından Doğu Afrika'nın stratejik derinliklerine kadar uzanan geniş ölçekli bir jeopolitik güç mücadelesinin kırılma noktalarından birine işaret ediyor.
Zira geçen günlerde Sudan Silahlı Kuvvetleri ile müttefiki olan Ortak Güçler'in Bara kenti ile El-Berke ve Um Siyala bölgelerinde kontrolü yeniden tesis etmesi, askeri dengeleri Hartum yönetimi lehine çevirmekle kalmadı; aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri destekli Hızlı Destek Kuvvetleri'nin (RSF) bölgedeki vekâlet mimarisine son derece ağır bir stratejik darbe indirmiş oldu.
Tabii bu askeri başarının gerçek niteliğini kavrayabilmek için askeri coğrafyanın sunduğu verileri doğru okumak gerek. Um Siyala ve Bara hattı, haritada sıradan iki yerleşim yeri olmanın çok ötesinde, RSF'nin Batı Sudan ve Darfur ikmal merkezlerinden Hartum ve Umdurman'daki ana muharebe unsurlarına insan gücü, mühimmat ve finansman akışını sağladığı ana damar.
Dolayısıyla bu kritik hattın Sudan ordusu tarafından kontrol altına alınması, Hızlı Destek Kuvvetleri'nin saha içi operasyonel esnekliğini ve ikmal kabiliyetini doğrudan felç ediyor.
Eyalet merkezi El-Ubeyd üzerindeki uzun süreli kuşatma baskısının kırılması ve Hartum ile Doğu Sudan arasındaki ikmal koridorunun güvenliğe kavuşturulması, ordunun psikolojik ve stratejik üstünlüğü tamamen ele geçirdiğini gösteriyor.
Bu meseleye küresel ve bölgesel denklem çerçevesinden baktığımızda yaşanan bu gelişme, Abu Dabi merkezli dış politika mimarisinin Afrika Boynuzu ve Doğu Afrika'daki projeksiyonlarına yöneltilmiş doğrudan bir yanıt.
Birleşik Arap Emirlikleri'nin RSF gibi yapılar üzerinden bölgedeki limanları, maden sahalarını ve ticaret rotalarını kontrol etme stratejisi, Sudan devletinin kurumsal aklı ve ulusal ordunun egemenliği koruma kararlılığı karşısında ciddi bir duvara çarpmış durumda.
BAE'nin paralı askerler, gayriresmî finans ağları ve vekâlet unsurları üzerinden yürütmeye çalıştığı etki alanı yönetimi, sahada somut lojistik hatları tutamayan hiçbir aktörün kalıcı olamayacağını bir kez daha kanıtladı.
Zaten vekâlet savaşlarının en temel kırılganlığı da tam olarak burada yatmakta: Karada lojistik bütünlüğü sağlayamayan ve düzenli bir ordunun sistematik harekât konseptine karşı duramayan milis güçler, ne kadar dış destek alırlarsa alsınlar uzun süreli bir yıpratma savaşında tutunamazlar.
Öte yandan bu harekâtın bir diğer jeostratejik boyutu ise Hartum yönetiminin bölgesel ve küresel ittifak kapasitesini pekiştirmesi.
Sudan ordusunun sahada elde ettiği bu net başarı, uluslararası kamuoyuna ve bölgesel aktörlere Sudan devletinin yıkılmadığını, aksine egemenliğini adım adım yeniden tesis ettiğini ilan ediyor.
Elbette bu durum, BAE'nin bölgedeki tek taraflı müdahaleci yaklaşımını uluslararası diplomasi zemininde daha da izolasyona sürüklerken, Sudan'ın Kızıldeniz güvenliğindeki vazgeçilmez aktör konumunu perçinlemiş oluyor.
Nihayetinde Bara ve Um Siyala'nın kurtarılması sadece bir arazi kontrolü değişimi değil. Bu gelişme, Sudan'daki çatışmanın seyrini doğrudan etkileyecek, RSF'yi savunma pozisyonuna mahkûm edecek ve dış destekçilerinin bölgesel hesaplarını sil baştan gözden geçirmesini zorunlu kılacak bir dönüm noktası.
Önümüzdeki dönemde Sudan ordu komutasının Kuzey Kordofan'da yakaladığı bu yüksek operasyonel ivmeyi Darfur sınırına ve ana ikmal akslarına taşıyıp taşıyamayacağı, sadece çatışmanın süresini değil, aynı zamanda Sahra Altı Afrika ile Afrika Boynuzu arasındaki jeopolitik güç dengesinin yeni parametrelerini de belirleyecek gibi.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish