Britanya İmparatorluğu'ndan miras kalan ve yüzyıllardır Londra merkezli olarak yürütülen yönetim modelinin artık dikiş tutmadığını gösteren, adım adım olgunlaşmış derin bir anayasal kriz var.
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın bağımsızlık yanlısı liderlerinin tarihte ilk kez bu kadar senkronize ve kararlı bir tutumla Westminster'a karşı ortak cephe açması kesinlikle tesadüf değildir. İskoç Ulusal Partisi, Plaid Cymru 1 ve Sinn Fein 2 gibi farklı tarihsel ve toplumsal bagajlara sahip hareketleri Cardiff'te aynı masada buluşturan temel dinamik, Londra'nın çevre üzerindeki siyasi ve ekonomik vesayetinin artık sürdürülemez hale gelmesidir.
Burada asıl kırılma noktasını doğru okumak gerekiyor. Brexit, ada siyasetinde yıllardır halı altına süpürülen tüm yapısal çelişkileri su yüzüne çıkardı ve merkez ile çevre arasındaki o hassas dengeyi son derece sert biçimde sarstı. Nitekim Kuzey İrlanda'daki Queen's University tarafından yapılan araştırmada, toplumun neredeyse üçte ikisinin Brexit kararlarını Birleşik Krallık'ın parçalanma sürecini hızlandıran ana katalizör olarak görmesi, masadaki fay hattının ne denli derinleştiğini açıkça kanıtlıyor. Londra'nın Avrupa Birliği'nden koparken İskoç ve İrlandalı seçmenin iradesini göz ardı eden tutumu, bölgesel yönetimlerin gözünde Westminster'ın meşruiyet zeminini ciddi şekilde eritti.
Anket verilerini incelediğimizde İskoçya'da yüzde 47, Kuzey İrlanda'da yüzde 36 ve Galler'de yüzde 32 seviyesinde bir bağımsızlık desteği görüyorum. İlk bakışta ayrılık taraftarlarının henüz hiçbir bölgede net bir çoğunluğa ulaşamamış olması Londra için nispi bir güven alanı yaratıyor gibi durabilir. Fakat stratejik analiz açısından bakıldığında, buradaki asıl kritik eşik rakamsal çoğunluktan ziyade niteliksel değişimdir. Yani bölgesel siyasi elitlerin tarihte ilk defa aynı anda iktidara gelerek, Westminster'a karşı kurumsal ve ortak bir eylem planı üretebilmiş olmasıdır. Üç liderin (İskoçya Başbakanı ve İskoç Ulusal Partisi (SNP) lideri John Swinney, Galler Başbakanı ve Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth ile Kuzey İrlanda Başbakanı ve Sinn Fein Başkan Yardımcısı Michelle O'Neill) ortak bildiride Londra'ya doğrudan "Gelecekteki olası anayasal değişikliklere hazırlık yapın ve referandum mekanizmalarını kolaylaştırın" çağrısında bulunması, merkezin karar alma tekelini doğrudan hedef alan stratejik bir hamle olsa gerek.
Londra cephesine baktığımda ise tam bir bürokratik direnç ve reaksiyoner tutum görmekteyim. Başbakanlık kaynaklarının "Şu an gündemimizde yeni bir referandum yok" şeklindeki katı açıklamaları, sorunu çözmekten ziyade zaman kazanmaya dönük klasik bir erteleme taktiğidir. Ancak tarihsel tecrübe gösteriyor ki, toplumsal irade ve bölgesel yönetimler bu düzeyde kurumsallaştığında, merkezi hükümetlerin anayasal barajların arkasına saklanarak statükoyu sonsuza kadar koruması mümkün değildir.
Velhasılıkelam, Birleşik Krallık bugün kendi tarihi içindeki en çetin ve karmaşık egemenlik sınamasıyla karşı karşıyadır. Cardiff zirvesiyle birlikte adadaki güç dengeleri kalıcı biçimde değişmiş, merkez-çevre ilişkileri geri dönülmez bir dönüşüm aksına girmiştir. Londra bu yeni gerçeği görmezden gelmeye devam ettikçe, Krallık'ın coğrafi ve siyasal bütünlüğü üzerindeki baskı her geçen gün daha da tırmanacak.
1. Plaid Cymru, Galler'in Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını ve Galler dilinin korunmasını savunan merkez sol eğilimli bir siyasi partidir.
2. Sinn Fein, Kuzey İrlanda ve İrlanda Cumhuriyeti'nde faaliyet gösteren, temel amacı Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'tan ayrılarak İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesini savunmak olan sol eğilimli bir İrlanda milliyetçisi siyasi partidir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish