Tarih boyunca kaç savaş, ahlakın çizdiği sınırlar içinde yürütüldü?
Kaç çatışmada yalnızca üniformalı askerler karşı karşıya geldi, silahlar yalnızca askerî hedefleri vurdu?
Ne yazık ki insanlık tarihi utanç verici gerçeklerle dolu. Savaşların büyük bir kısmında kadınlar, çocuklar, yaşlılar; evler, okullar, hastaneler; hatta gelecek nesillerin hafızası olan tarihî eserler ve ekosistem hedefe konuldu. En ağır bedeli de her zaman en masumlar ödedi ve ödemeye devam ediyor.
Savaşların tüm bu yıkıcılığının içindeki en karanlık sayfalardan biri de şüphesiz "cinsel şiddet". Üstelik cinsel şiddet savaşın acımasız bir yan ürünü olmaktan ziyade; çoğu zaman stratejik olarak planlanmış, bir toplumu diz çöktürmek, toplumun onurunu paramparça etmek ve geleceğini karartmak için bilinçli bir yıkım aracı olarak karşımıza çıkıyor.
Lahey ve Cenevre hukukunun koruyucu hükümlerinden Roma Statüsü'ne uzanan uluslararası hukuk, tecavüz ve diğer ağır cinsel şiddet biçimlerini "savaş suçu" ve koşullarına göre "insanlığa karşı suç" olarak tanımlıyor. Fakat hukukun bunu suç olarak tanımlaması, savaş meydanında o suçun işlenmesini engellemeye yetmiyor.
1990'larda Bosna'da uygulanan cinsel şiddet, savaş suçu ve insanlığa karşı suç olarak uluslararası mahkemelerde tescillendi. Ancak Bosna'da on binlerce kadına yaşatılan bu dehşet, ne yazık ki tarihe karışmadı. Aynı vahşet, bugün dünyanın gözleri önünde, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ve Sudan'da, benzeri görülmemiş bir ölçekte yaşanmaya devam ediyor.
Öyle ki bugün Kongo Demokratik Cumhuriyeti "dünyanın tecavüz başkenti" olarak anılıyor. Sudan'dan gelen haberlerde de kadınların sıklıkla "sistematik" tecavüze uğradığı bildiriliyor.
2025 yılının ilk 9 ayında Doğu Kongo'da 80.000'den fazla tecavüz vakası bildirildi. Aynı topraklarda, her yarım saatte bir çocuk tecavüze uğruyor.
Bosna'da amaç etnik temizlikti
Bosna Hersek'te yürütülen soykırım esnasında 50 binden fazla Boşnak ve Hırvat kadınının toplama kamplarında Sırp güçleri tarafından cinsel şiddete maruz bırakılması, Sırpların yürüttüğü etnik temizliğin bir parçasıydı. Amaç Müslüman nüfusu yıldırmak ve Müslümanların ülkeyi terk etmelerini sağlamaktı.
Faillerin çok büyük bir kısmı hâlen cezasız kalırken Bosna'da faaliyet gösteren "Tecavüze Uğramış Savaş Mağduru Kadınlar Derneği" (Žene Žrtve Rata), savaşta cinsel şiddete maruz bırakılan kadınların haklarını savunup tecavüzcüleri yargılatmak için hukuk mücadelesi veriyor.
Bugün Sudan'da Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ve müttefik Arap milisler, tecavüzü etnik yapıyı değiştirmek amacıyla kullanıyor. Özellikle Darfur'da Massalit ve Arap olmayan topluluklara yönelik saldırılarda, kadınların "etnik kimlikleri" nedeniyle hedef alındığı ve cinsel şiddetin etnik nefretle iç içe geçtiği belgeleniyor.
Kongo'da tecavüzün hedefinde kaynak kontrolü var
Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde ise cinsel şiddetin temel dinamikleri Bosna ve Sudan'dakinden farklı. Burada cinsel şiddet çoğu zaman etnik temizlikten ziyade toprak, nüfus ve doğal kaynaklar üzerindeki kontrol mücadelesinin bir parçası olarak ortaya çıkıyor.
4 yaşındaki küçücük çocuklardan 80 yaşındaki ninelere kadar tüm kadınları kapsayan cinsel saldırılar, toplumun "namusunu" ve gelecek nesillerini hedef alıyor. Saldırılar bizzat aile bireylerinin ve komşuların gözü önünde gerçekleştiriliyor. Ayrıca bir köydeki tüm kadınlara topluca tecavüz edildiğinde insanlara çok daha büyük bir gözdağı verilmiş oluyor.
Sonuç olarak cinsel şiddet, nüfusu yerinden ederek ve yerel toplumsal yapıyı parçalayarak silahlı grupların toprak ve kaynaklar üzerindeki kontrolünü kolaylaştıran bir araç hâline geliyor.
Tecavüz, erkekleri kontrol etmek için de kullanılabiliyor. Eşlerinin, annelerinin veya kız kardeşlerinin hedef alınacağı korkusu, erkekleri topluluklarını terk etmeye, silahlı grupların taleplerine boyun eğmeye ya da misilleme korkusuyla sessiz kalmaya zorlayabiliyor.
Özetle cinsel şiddet, Sudan'da demografik yapıyı ve nüfusu, Kongo'da ise doğrudan toprağı ve stratejik kaynakları kontrol etmenin aracına dönüşüyor.
Tecavüze uğrayan kadınlar ve çocuklar neler yaşıyor?
Tecavüz her kadın için yıkıcıdır. Tecavüz mağduru kadınların büyük bir kısmı utançlarını saklamak ve yeniden tecavüze uğrama riskinden kaçmak için yaşadıkları toplumdan uzaklaşmayı veya daha güvenli bölgelere sığınmayı tercih ediyor.
Kalanların çoğu ise toplumda dışlanma, bazen aile bireyleri tarafından yalnız bırakılma ve benzeri tepkilerle yaşamaya alışmak zorunda bırakılıyor ve tamamen sessizlik içinde iyileşmeye çalışıyor.
Tecavüze uğrayan evli kadınların bir kısmı, bu durum onların suçuymuşçasına eşleri tarafından terk ediliyor. Hamile kalan kadınlar ise savaşın gölgesinde, ekonomik zorluklar ve toplumsal baskının ağırlığının altında, çocuklarıyla tek başına bırakılıyor.
Sürekli korku, utanç ve kaygı ile boğuşan kadınlar, psikolojik yaraların yanı sıra fiziksel birtakım sonuçlara da tahammül etmek zorunda bırakılıyor. HIV gibi bulaşıcı virüsler kapanlar tedavi görecek imkân bulamıyor. Ağır cinsel saldırılar bazı kadınlarda genital yaralanmalara ve fistül oluşumuna yol açıyor; bunun sonucunda kronik ağrı, idrar veya dışkı kaçırma gibi ağır fiziksel sorunlar ortaya çıkıyor.
Tecavüz sonucu dünyaya gelen çocuklar ise çoğu zaman "düşmanın ya da katilin çocuğu" damgasıyla büyümek, kimliklerini ve aidiyetlerini sorgulamak, aile ve toplum tarafından dışlanmak gibi bir travmayla yüzleşmek zorunda kalıyor.
Güçlü olanın güçsüz üzerinde tahakküm kurduğu savaş düzeninde kadın, tarafı olmadığı hâlde savaşın bedelini "bedeninde" ödüyor. Üstelik bu bedel ödeme, savaş bittikten sonra bile devam ediyor.
Hesap verebilirlik cinsel şiddetin boyutuyla kıyaslandığında ne Kongo ne de Sudan'da yeterli kalıyor. Devletlerin failleri cezalandırmakta yetersiz kaldığı, sağlık ve adalet sistemlerininse savaş nedeniyle çöktüğü bu trajik ortamda cinsel şiddet her geçen gün daha da artıyor. Toplumlar daha savunmasız hâle geliyor. Cinsel şiddetle mücadele etmek, yani kadınları korumak için sahada bulunan uluslararası personel bile zaman zaman cinsel istismar vakalarına karışıyor.
Tecavüzün kendisi kadar, bu eylemin etrafında örülen sessizlik de bir suç. Bosna'da tecavüzcüsüyle aynı sokakta yürümek zorunda kalan bir kadının çığlığı (30 yıl sonra bile) hâlâ duyulmadı.
Kongo'da bir kadın kaçtığında, geride bıraktığı hemcinsinin sırada olduğunu biliyor. Sudan'da bir anne, küçücük kızının da aynı akıbeti yaşayacağından korkarak uyuyor. Her 2 coğrafyada da her geçen gün yeni mağdurlar bu sessizliğe ekleniyor.
Biz konuşmadıkça, hesap sormadıkça ve cinsel şiddeti savaşın kaçınılmaz bir "yan ürünü" olarak görmeye devam ettikçe, bugün Kongo'da ya da Sudan'da tecavüze uğrayan bir çocuk, 30 yıl sonra hâlâ aynı sokakta failiyle karşılaşıyor olacak.
Kaynaklar:
https://www.unicef.org/press-releases/child-reported-raped-every-half-hour-eastern-drc-violence-rages-amid-growing-funding
https://en.wikipedia.org/wiki/Sexual_abuse_by_UN_peacekeepers
https://www.unfpa.org/resources/democratic-republic-congo-situation-report-may-2025
https://www.hrw.org/report/2024/05/09/the-massalit-will-not-come-home/ethnic-cleansing-and-crimes-against-humanity-in
https://www.unicef.org/sudan/reports/sudans-child-rape-and-sexual-violence-crisis
https://www.doctorswithoutborders.org/latest/no-safe-place-women-and-girls-darfur
https://www.aa.com.tr/tr/analiz-haber/bosnali-tecavuz-magdurlarinin-hukuk-mucadelesi-/564926
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish