Saliha Özkol yaklaşık bir hafta önce evinin avlusunda eski eşi tarafından öldürüldü.
Özkol cinayeti üzerinden bir hafta bile geçmeden bu kez Rukiye Tunçer eşi tarafından katledildi.
Kadınların bu kadar rahat dokunulabilir olması ya da kadın bedeninin erkeğin mülkiyeti olarak görülmesi adanın kuzeyindeki en büyük sorundur.
*
Bu sorunu bir kerede ve kökten çözmek zor.
Çünkü kadına karşı şiddetle mücadelenin yolu barış, adalet ve eşitlikten geçer.
Bu da uzun ve fırtınalı bir yoldur.
Bazen acı verecek derecede yavaştır.
Açık, net, kesin doğrular yoktur.
Talimatlarla ve kurallarla bir karar vermek ya da nihai sonuca varmak imkânsızdır.
Tabii nihai bir son varsa!
Aciliyet etiği
İhtiyaç duyulan bir şiddet yasası geçecekse acilen geçmek zorunda.
Yeni yasa eksik ya da hatalar barındırabilir.
Bunları fazla kafamızda büyütmemek lâzım.
Çünkü geçecek herhangi bir yasadaki muhtemel eksillikler düzeltilebilir.
Tutarsızlık ve hata insan varoluşunun kaçınılmaz bir unsurudur.
Fakat insan yapımı her şeyin telafisi mümkündür.
Ne yazık ki elimizde her derde deva bir iksir ya da sihirli değnek yok.
Dahası söz konusu olan taşa kazınmış, ebedi ya da Tanrısal bir yasa değildir.
Çekişmeler
Bence bir an önce oturun, konuşun, metnin üzerinde çalışın.
Farklılıklarınız ve fikir ayrılıklarınız hep geleceğe açık, sürekli bir diyalog olsun.
Ve geçmişe.
Farklı konumlara rağmen aramızdaki farkları ortadan kaldırmadan bir ilişki kurabiliriz.
Yasa süreci farklı yaklaşımların ortaklığından ziyade ortaklığın farklılıklarından hareketle başlamalıdır.
Yani farklılıklarımız bir paylaşım ya da kimlik değil de ilişki veya iletişim biçiminde gerçekleşmeli.
Bizi birleştiren ortak bir özün yokluğunda da böyle bir girişimde bulunabilirsiniz.
Ya hep ya hiç mantığına dikkat!
Küçük de olsa toplumu bir hava gibi sarıp kuşatan erkek-egemen şiddetini önlemek için böyle küçük kazanımlar stratejik ve önemlidir.
Ufacık bir katkı bile işe yarar.
Her küçük adımın bir faydası vardır.
Ya hep ya hiç ikili mantığından kurtulmanız lâzım.
Bu yüzden hemen, bir yerden başlamak lâzım.
O da şu an bulunduğumuz yerdir.
Elimizdeki mevcut olanaklarla, bulunduğumuz yerden vakit kaybetmeden hareket etmemiz lâzım.
Biliyorum kusursuz başlangıç yoktur.
Ama hiç başlamamaktan iyidir.
Önemli olan önce devam etmektir.
Çünkü aradan bir ay geçince ta yeni bir cinayet işlenene kadar olanları unutuyoruz.
Kutuplaşma tehlikesi
Bir de cinsiyetçiliğe yaslanan bazı acılı ve mağdur kadınlar var.
Acıları gerçek ama maruz kaldıkları şiddet cinsiyetçiliklerini haklı çıkarmıyor.
Zira bu görüşe göre her şey kadın ve erkekten ibarettir.
Ve erkek kötüdür.
Ve hayatı iyinin ve kötünün ölümcül bir savaş alanı olarak görürler.
Katkı koymak isteyen eleştirel erkekler varsa "onlara" kapıyı göstermeyin.
"Onları da" bu yasa sürecinin parçası yapabilirsiniz belki.
Sırf erkek oldukları için erkeklerden gelecek yaratıcı bir öneriyi bıçağın ağzı kadar net ve keskin biçimde reddederseniz, karşı çıktığınız zihniyetle mücadele eden bu insanları da dışlamış olursunuz.
Dışlama da bir şiddettir.
Bu da mücadele zemininizi kaybolmasına yol açar.
Cinsiyetçi refleks nedeniyle kadın mücadelesinin olanaklarını ve alanını daraltma riski taşırsınız.
Kendi içine kapalı elmas sertliğinde bir tepki hiçbir işe yaramaz, kimseye yardımı dokunmaz.
Dikenli tel engelinden yeterince acı çektik.
Duygu siyaseti
Mücadeleyi ister özel ister kamusal ya da iki alanda birden sürekli ve görünür kılmak için umarım bu son iki cinayet bir dönüm noktası, bir kıvılcım olur.
Sözü edilen yasanın fitilini ateşleyecek kıvılcım bence kamusal tepkidir.
Tepkiden kastım ise yaratıcı ve üretken bir duygu siyaseti.
Apartheid karşıtı ve insan hakları aktivisti Başpiskopos Desmond Tutu'nun adil bir süreç için öfkenin şekilde kullanılabileceği yorumuna kulak vermekte fayda var:
Haklı öfke, tepkisel bir duygudan ziyade adaletin bir aracı, merhametin orağıdır.
(Abrams, 2016: s. 106)
Kaynakça:
Abrams, D. C. (2016). The book of joy: Lasting happiness in a changing world. Viking.
Bu yazı ile ilgili düzeltme veya yorumunuz varsa lütfen benimle iletişime geçin: [email protected]
İbrahim Beyazoğlu Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi (PhD.) ve gazetecidir. Leeds Üniversitesi Tarih Bölümü'nde, aldığı bursla, konuk araştırmacı olarak bulunmuştur. https://scholar.google.com/citations?user=JrwwtXAAAAAJ&hl=tr&oi=ao İ[email protected]
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish