Piyasanın vicdanı ve eğitimin ahlakı: Ahilik bugüne ne söylüyor?

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Bir medeniyetin iktisadi anlayışı, çarşıda alınıp satılan mallardan ibaret değildir. Terazinin doğruluğu, ustanın çırağa karşı sorumluluğu, üreticinin kullandığı malzeme ve tüccarın müşterisine verdiği söz de ekonomik düzenin parçasıdır. Kazancın nasıl elde edildiği, hangi bilginin yeni kuşaklara aktarıldığı ve değişim karşısında hangi değerlerin korunduğu toplumun ahlak anlayışını gösterir.

Anadolu'da gelişen Ahilik geleneği, çalışma ile ahlak, eğitim ile üretim arasında kurduğu ilişkiyle bu meseleleri asırlar önce tartışmaya açtı. Ahilik Haftası dolayısıyla Kırşehir'de düzenlenen törenler, Ahi Evran'ın ve esnaf kültürünün yeniden hatırlanmasını sağlıyor. Ancak Ahiliği tarihî kıyafetler, şed kuşatma merasimleri ve geçmişe duyulan saygıyla sınırlamak doğru olmaz.

Ahilik, enflasyonun fiyat davranışlarını zorladığı, üretici ile tüketici arasındaki güvenin aşındığı ve mesleki eğitimin üretim hayatının ihtiyaçlarına cevap vermekte zorlandığı bir dönemde yeniden düşünülmelidir. Kütahya'nın çini ve seramik geleneği, bu tarihî mirasın eğitim, üretim ve değerlerin korunması bakımından nasıl güncel bir anlam kazanabileceğini gösteren uygun bir örnektir.

Temel soru şudur: Ahlaki sorumluluğunu ve eğitim işlevini kaybeden bir piyasa, toplumsal güveni koruyabilir mi?


Fütüvvetten Ahiliğe

Ahilik, XIII. yüzyıldan itibaren Anadolu şehirlerinde belirginleşen dinî, toplumsal ve mesleki bir teşkilatlanmadır. Onu Anadolu şartları içinde kendiliğinden ortaya çıkmış kapalı bir kurum gibi görmek eksik kalır. Ahiliğin düşünce kaynakları, İslam dünyasının farklı bölgelerinde gelişen fütüvvet anlayışına dayanır.

Fütüvvet; doğruluk, cömertlik, kardeşlik, misafiri koruma ve güçsüzün yanında durma gibi ilkeleri öne çıkarıyordu. Bağdat'tan Şam'a, Kahire'den Horasan'a uzanan coğrafyada farklı biçimler kazanan bu anlayış, şehirlerdeki zanaatkârlar ve gençlik toplulukları arasında yayıldı. Anadolu'ya ulaştığında Türklerin meslek gelenekleri, tasavvuf çevreleri ve şehir ekonomisiyle birleşti.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ahi Evran adıyla tanınan Şeyh Nasîrüddin Mahmud, Ahiliğin Anadolu'da örgütlenmesi ve yayılmasında etkili oldu. Tarihî kişiliği zamanla menkıbelerle çevrelendiği için hayatına ilişkin bütün rivayetleri aynı kesinlikle kabul etmek mümkün değildir. Buna karşılık debbağ esnafıyla ilişkisi, Kırşehir'deki varlığı ve esnaf çevreleri üzerindeki etkisi tarihî kaynaklarda izlenebilir.

Ahilik, bugünkü anlamıyla bir ticaret odası veya meslek sendikası değildi. Atölyede üretimi, çarşıda alışverişi ve zâviyede ahlaki terbiyeyi bir araya getiriyordu. Usta çırağa zanaat öğretirken mesleğin sınırlarını da gösteriyordu. Çırak mal üretmeyi, müşteriye karşı sorumluluğunu ve yaptığı işin arkasında durmayı birlikte öğreniyordu.

Bu düzenin amacı kusursuz insan yetiştirmek gibi soyut bir iddiadan önce, güvenilir meslek sahibi yetiştirmekti. Ahilik, ekonomik hayatın ahlaki davranıştan ayrı düşünülemeyeceğini kabul ediyordu.


Kazancın ahlaki sınırı

Ahilik geleneğinde çalışma, insanın kendisine ve topluma karşı sorumluluğunun bir parçasıydı. Kazanç meşru olmalı, emek karşılığını bulmalı ve müşteri aldatılmamalıydı. Tartıda hile yapmak, kusurlu malı sağlam diye satmak veya verilen sözden dönmek meslek ahlakının ihlali sayılıyordu.

Fütüvvetnâmeler teşkilat mensuplarından doğruluk, güvenilirlik, cömertlik, tevazu ve vefa bekliyordu. Yalan ve hile kişinin itibarını zedeliyor, bazı durumlarda meslek çevresinden çıkarılmasına yol açıyordu. Çarşıdaki itibar, sermayeden bağımsız değildi. Güvenini kaybeden esnaf müşterisini ve meslek çevresindeki yerini de kaybedebilirdi.

"Eli açık, kapısı açık, sofrası açık; gözü, dili ve beli bağlı" sözü bu ahlaki çerçevenin zaman içinde oluşmuş veciz anlatımlarından biridir. "İş ibadettir", "müşteri emanettir" ve "komşu kardeştir" biçimindeki ifadeler de Ahilik düşüncesinin bugünkü dile aktarılmış yorumlarıdır. Bunları Ahi Evran'dan kelimesi kelimesine nakledilmiş sözler gibi sunmak yerine geleneğin özünü anlatan çağdaş ifadeler olarak değerlendirmek gerekir.

Ahilikte ahlak, kişisel öğüt düzeyinde kalmıyordu. Malın niteliği denetleniyor, bazı dönemlerde fiyat ve üretim şartları gözetiliyor, yeterli mesleki ehliyeti kazanmayan çırağın dükkân açmasına izin verilmiyordu. Böylece ahlaki ilke, mesleki yeterlilik ve toplumsal denetimle destekleniyordu.

Tarihî Ahilik düzenini aynen bugüne taşımak mümkün değildir. Orta Çağ şehir ekonomisinin üretim kapasitesi ve meslek yapısı, küresel ticaretle bütünleşmiş çağdaş ekonomiyle aynı şartlara sahip değildi. Üretimi ve dükkân sayısını sınırlandıran uygulamalar bugün rekabeti daraltabilir. Buna karşılık Ahiliğin cevap verdiği meseleler hâlâ önümüzdedir: Malın niteliğini kim güvence altına alacak? Mesleki bilgi yeni kuşaklara nasıl aktarılacak? Haksız rekabet nasıl önlenecek? Gençler iş hayatına girerken teknik becerinin yanında meslek sorumluluğu da kazanacak mı?


Eğitim işin kenarında değildir

Ahilikte eğitim, üretimden ayrı bir faaliyet olarak görülmüyordu. Çırak, ustanın yanında çalışarak mesleğin araçlarını, malzemesini ve inceliklerini öğreniyordu. Bu süreç belirli aşamalara dayanıyordu. Çıraklık, kalfalık ve ustalık yalnız yaşa veya çalışma süresine göre kazanılan unvanlar değildi. Mesleki yeterlilik, güvenilirlik ve yaptığı işin sorumluluğunu taşıma bu ilerleyişin ölçüleriydi.

Usta, bildiğini çırağından saklayan kişi değildi. Mesleğin devamından sorumluydu. Çırağa sanat öğretmemek, zanaatın geleceğini kesintiye uğratmak anlamına gelirdi. Çırak da ustanın yanında yalnız el becerisi kazanmıyordu. İş yerine zamanında gelmeyi, malzemeyi israf etmemeyi, müşteriye karşı dürüst davranmayı ve kusurlu işin sorumluluğunu üstlenmeyi öğreniyordu.

Bugünün mesleki eğitim tartışmalarında bu ilişki yeniden düşünülmelidir. Türkiye'de işletmeler nitelikli çalışan bulamadıklarını söylerken gençler eğitimleriyle iş hayatı arasında bağ kuramamaktan yakınıyor. Bu iki sorun birbirinden bağımsız değildir. İşletme öğrenciyi ucuz emek olarak görürse mesleğin geleceğini zayıflatır. Eğitim kurumu üretim hayatından koparsa öğrenciye iş karşılığı bulunmayan bilgi sunabilir.

Ahilik, bugüne eksiksiz uygulanabilecek bir eğitim programı bırakmadı. Fakat öğretim ile üretimin birbirinden kopmaması gerektiğini hatırlatır. Okul, atölyenin yerine geçemez. Atölye de okulun verdiği teorik bilgi, sanat tarihi, tasarım, teknoloji ve eleştirel düşüncenin yerini tutamaz. İki alan arasında sürekli ve denetlenebilir bir ilişki kurulması gerekir.

Bu modelde üniversitelere, meslek liselerine, esnaf kuruluşlarına ve işletmelere ayrı sorumluluklar düşer. Üniversite bilimsel araştırma ve tasarım bilgisi üretir. Meslek okulu öğrencinin temel becerilerini geliştirir. Usta, malzemeyle kurulan ilişkinin tecrübeye dayanan yönünü aktarır. İşletme ise öğrencinin emeğini koruyan gerçek bir öğrenme ortamı hazırlar.


Kütahya'nın öğrettiği ders

Kütahya, eğitim ile zanaat arasındaki ilişkinin somut olarak görülebileceği şehirlerden biridir. Şehrin çini ve seramik geleneği, yüzyıllar boyunca usta, kalfa ve çırak arasındaki bilgi aktarımıyla varlığını sürdürdü. Desen hazırlamak, toprağı işlemek, sır oluşturmak, fırının sıcaklığını ayarlamak ve renklerin pişme sonrasındaki sonucunu öngörmek yalnız kitaplardan öğrenilebilecek bilgiler değildir.

Çini ustasının bilgisi el, göz, malzeme ve zaman arasında kurulan tecrübeye dayanır. Ustanın fırından çıkan eserin sesine, yüzeyine veya rengine bakarak yaptığı değerlendirme uzun yılların birikimidir. Bu bilgi yazılı hâle getirilmediğinde ustayla birlikte kaybolabilir. Sadece atölye içinde kaldığında ise yeni tasarım ve teknoloji imkânlarıyla buluşmakta zorlanabilir.

Kütahya, 2017'den beri UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı'nda "Zanaat ve Halk Sanatları" alanında yer alıyor. UNESCO'nun şehir profili, çininin Kütahya'nın kültürel ve toplumsal hayatındaki yerini vurguluyor. Aynı belgede üretim bilgisinin genç kuşaklara aktarılması, gençlerin zanaat alanlarına yönlendirilmesi, üretim aşamalarının belirlenmesi ve çini için bir sertifikasyon sisteminin geliştirilmesi şehrin hedefleri arasında sayılıyor. Bu hedefler, Ahilikteki eğitim ve kalite düşüncesinin çağdaş karşılıkları olarak okunabilir.

Kütahya'daki mesleki eğitim, geleneksel ustalık bilgisini üniversite ve araştırma merkezlerinin imkânlarıyla buluşturabilir. Kütahya Dumlupınar Üniversitesi ile şehirdeki meslek okulları, atölyeler, üreticiler ve yerel yönetimler arasında kurulacak düzenli iş birliği bu açıdan değerlidir. Öğrenci atölyede üretim aşamalarını öğrenirken üniversitede tasarım, malzeme bilimi, sanat tarihi, pazarlama ve fikrî mülkiyet konularında eğitim alabilir.

Böyle bir program, çiniyi turistik eşya üretimine indirgemeden ekonomik değer oluşturabilir. Usta bilgisinin belgelenmesi, desen arşivlerinin hazırlanması, doğal ve sentetik boyaların incelenmesi, enerji verimli fırınların geliştirilmesi ve coğrafi işaretlerin etkin biçimde korunması aynı eğitim zincirinin parçaları olabilir.

Kütahya'nın ihtiyacı, geçmişi taklit eden daha fazla ürün değildir. Şehrin tarihî birikimini anlayan, malzemeyi tanıyan ve yeni tasarım geliştirebilen sanatkârlar yetiştirmektir. Gelenek, biçimleri sürekli tekrar ederek değil, onların bilgisini ve ölçüsünü koruyarak devam eder.


Değerleri korumak ne demektir?

Kültürel değerleri korumak, eski olan her şeyi değişmeden bırakmak anlamına gelmez. Yaşayan bir zanaat, toplumun ihtiyaçları ve üretim araçları değiştikçe yeni biçimler kazanır. Ancak değişimin sınırları vardır. Malzemenin niteliği, üretim tekniğinin doğruluğu, desenin kaynağı ve eseri meydana getiren emeğin değeri korunmadığında kültürel ürün kimliğini kaybeder.

Kütahya çinisinin karşılaştığı meselelerden biri seri üretim ile el emeği arasındaki farkın tüketiciye yeterince anlatılamamasıdır. Elde üretilmiş ve sanatkâr tarafından bezenmiş bir eserle endüstriyel baskı yoluyla hazırlanmış ürün aynı adla satıldığında müşteri doğru karar veremez. Daha ucuz ürün kısa vadede pazarı büyütebilir. Fakat üretim biçimleri arasındaki ayrım ortadan kalkarsa gerçek ustalığın ekonomik zemini daralır.

Burada Ahilikteki kalite denetimi düşüncesi güncel bir anlam kazanır. Ürünün nerede, kim tarafından ve hangi yöntemle üretildiği açıkça belirtilmelidir. El yapımı, yarı endüstriyel ve bütünüyle endüstriyel ürünler birbirinden ayrılmalıdır. Sertifikasyon sistemi yalnız bir etiket düzeni olmamalı, üretim aşamalarını ve malzeme niteliğini doğrulamalıdır.

Değerlerin korunması ustanın emeğini korumayı da gerektirir. Geleneksel desenlerin izinsiz biçimde çoğaltılması, sanatçının tasarımının ticari ürünlerde kaynak gösterilmeden kullanılması ve düşük nitelikli taklitlerin piyasaya sürülmesi kültürel devamlılığı zedeler. Genç sanatkâr, mesleğinin kendisine geçim imkânı sağlamadığını düşünürse başka alanlara yönelir. Bu durumda kültür, söylem düzeyinde övülürken onu yaşatan insan kaybedilir.

Kütahya'da değerleri koruma politikası bu nedenle müze, atölye ve pazar arasında ilişki kurmalıdır. Müzeler tarihî örnekleri belgeler. Üniversiteler malzeme ve tasarım araştırmaları yapar. Ustalar üretim bilgisini aktarır. Yerel yönetimler atölye alanlarını ve tanıtım imkânlarını destekler. Ticaret kuruluşları kalite standardını ve dürüst rekabeti gözetir. Bu kurumların hiçbiri tek başına geleneğin devamını sağlayamaz.


Kırşehir'den Kütahya'ya ortak sorumluluk

Ahilik, daha geniş İslam medeniyetindeki şehir ve çarşı düzeninden ayrı düşünülemez. Kahire, Şam, Halep, Bağdat, Bursa ve Kütahya farklı siyasi ve ekonomik tecrübeler yaşadı. Buna rağmen bu şehirlerde ticaretin ahlaki ve hukuki sınırlar içinde yürütülmesi ortak bir meseleydi.

Mısır'ın tarihî çarşılarında esnaf birlikleri, vakıflar, zanaat gelenekleri ve hisbe uygulamaları şehir ekonomisinin düzenlenmesinde yer aldı. Muhtesibin görevleri arasında ölçü ve tartıları kontrol etmek, pazar düzenini gözetmek ve tüketicinin aldatılmasını önlemek bulunuyordu. Anadolu Ahiliği ile Mısır'daki esnaf ve hisbe düzeni aynı kurum değildi. Fakat her ikisi de piyasanın toplumsal sorumluluktan ayrı düşünülemeyeceği fikrine dayanıyordu.

Bugün Kahire'deki geleneksel el sanatlarının karşılaştığı sorunlarla Kütahya çinisinin meseleleri arasında benzerlik kurulabilir. Seri üretim, ucuz taklitler, usta sayısındaki azalma, gençlerin zanaata ilgisinin zayıflaması ve geleneksel ürünün turistik tüketim nesnesine dönüşmesi farklı şehirlerde görülen ortak sorunlardır.

Bu nedenle kültürel miras politikası, eserleri korumakla sınırlı kalmamalıdır. O eserleri üreten bilgi, insan ve çalışma ahlakı da korunmalıdır. Bir çini tabağını müzede sergilemek mümkündür. Fakat o tabağın nasıl yapıldığını bilen son usta kaybedildiğinde üretim geleneğinin önemli bir bölümü de kaybolur.


Güven ekonomik sermayedir

Modern ekonomiler hukuk, sözleşme ve denetim kurumlarıyla çalışır. Fakat hiçbir hukuk sistemi her alışverişi başından sonuna kadar denetleyemez. Piyasanın günlük işleyişi, tarafların birbirine duyduğu asgari güvene dayanır.

Müşteri satın aldığı ürünün belirtilen özelliklere sahip olduğunu varsayar. Üretici, alıcının borcunu zamanında ödeyeceğine inanır. Çalışan emeğinin karşılığını bekler. İşveren ise çalışanın sorumluluğunu yerine getireceğini düşünür. Bu ilişkiler bozulduğunda ekonomik faaliyet sona ermez, ancak maliyeti yükselir. Daha fazla teminat, daha ayrıntılı sözleşme, daha sık denetim ve uzun dava süreçleri gerekir.

Ahiliğin günümüz ekonomisine aktarılabilecek tarafı burada bulunur. Güven, ahlaki bir değer olduğu kadar ekonomik sermayedir. Müşterisini aldatan işletme bir satıştan kazanç sağlayabilir, fakat kendi pazarının güven temelini aşındırır. Çırağını yetiştirmeyen işletme kısa vadede maliyetini azaltabilir, ileride nitelikli çalışan bulamaz. Geleneksel ürünü düşük nitelikli taklitlerle değersizleştiren satıcı, zamanla şehrin marka değerine zarar verir.

Bu ilke küçük esnafla sınırlı değildir. Bankaların ücret politikaları, dijital platformların müşteri verilerini kullanması, zincir mağazaların küçük tedarikçilerle ilişkisi ve büyük şirketlerin çalışanlarına yaklaşımı da piyasa ahlakının konusudur. İşletmenin ölçeği büyüdükçe hesap verme sorumluluğu ortadan kalkmaz.


Ahiliği yaşatmanın ölçüsü

Ahilik Haftası'nda törenler düzenlemek, çarşı dualarını hatırlamak ve yılın çırağını, kalfasını ve ahisini seçmek kültürel devamlılığa katkı sağlar. Fakat bir geleneğin yaşaması, adının tekrar edilmesinden daha fazlasını gerektirir.

Ahiliğin bugünkü karşılığı tüketicinin güvenli ve doğru tanımlanmış ürüne ulaşmasıdır. Küçük üreticinin büyük alıcı karşısında korunmasıdır. Çalışanın ücretini zamanında almasıdır. Mesleki eğitim alan gencin sömürülmeden beceri kazanmasıdır. Geleneksel üreticinin emeğinin taklit ürün karşısında değersizleşmemesidir.

Kütahya açısından bunun ölçüsü, Ahilik hakkında kaç tören düzenlendiğinden önce çini atölyelerinde kaç gencin nitelikli eğitim aldığıdır. Usta bilgisinin ne kadarının belgelendiği, ürün standartlarının uygulanıp uygulanmadığı ve sanatkârın emeğinin geçim sağlayıp sağlamadığı da aynı derecede önemlidir. Üniversite, esnaf, yerel yönetim ve üretici arasındaki iş birliği sonuçlarıyla değerlendirilmelidir.

"Helal kazanç" kavramı şeffaf muhasebe, doğru vergilendirme, emeğin hakkını verme ve kusurlu malı gizlememe ilkeleriyle ekonomik anlam kazanır. "Müşteri emanettir" sözü doğru bilgilendirme ve ürün güvenliğine dönüşmelidir. "Usta çırağın yetişmesinden sorumludur" ilkesi ise nitelikli ve denetlenebilir mesleki eğitimle karşılık bulmalıdır.

Ahilik, geçmişin kusursuz bir ekonomik sistemi değildir. Bugünün sorunlarına hazır bir reçete de sunmaz. Fakat çağdaş piyasanın zaman zaman unuttuğu bir soruyu önümüze koyar: İnsan kazancını artırırken bilgisini, vicdanını ve topluma karşı sorumluluğunu nereye yerleştirecektir?

Kırşehir'den Kütahya'ya, Kahire'den Şam'a uzanan şehir geleneği bu soruya benzer ilkelerle cevap verdi. Ölçü doğru tutulmalı, emek korunmalı, bilgi yeni kuşağa aktarılmalı ve güçsüz olan piyasanın insafına bırakılmamalıdır.

Kütahya'nın çini ustası bu anlayışın bugünkü temsilcilerinden biri olabilir. Elindeki fırça bir deseni tamamlamanın ötesinde bir bilgi zincirini sürdürür. Fakat bu zincirin devamı, ustanın kişisel gayretine bırakılamaz. Eğitim politikası, ekonomik düzen ve kültürel koruma aynı sorumluluk çevresinde buluşmalıdır.

Piyasa güven olmadan bir süre büyüyebilir. Eğitimden kopan üretim ucuz mal çıkarabilir. Değerlerinden uzaklaşan zanaat da bir müddet satış yapabilir. Fakat bunların hiçbiri uzun vadede nitelikli ve adaletli bir ekonomik düzen kuramaz. Ahiliğin bugüne bıraktığı temel hüküm budur.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU