Bir çocuktan katil çıkaran kültürü hep birlikte var ettik

Prof. Dr. Mustafa Çevik Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Danila Popov/Unsplash

Bir çocuktan bir katil çıkaran kültürü nasıl var ettik?

Bir korna yüzünden, bir “yan baktı” yüzünden insan öldürebilen bir zihniyeti nasıl inşa ettik?

Bu soruların peşine gerçekten düşüyor muyuz, yoksa sadece sonuçların etrafında mı dolaşıyoruz?

Şiddeti hâlâ “anlık öfke”, “kontrol kaybı” diye açıklıyoruz.

Oysa bu, gerçeği örtmenin en kolay yolu.

Çünkü daha rahatsız edici olan şu:
Şiddet bir dilse, o dili biz kurduk.

Trafikte başlıyor bu dil.

Korna bir uyarı değil, bir üstünlük ilanı:
“Sen benim yolumda bir engelsin.”

Gündelik hayatta sürüyor:

“Adam ol.”
“Haddini bil.”
“Ezdirme kendini.”


Bu cümleler birer tavsiye değil, birer dünya görüşüdür.

İnsana, ilişki kurmayı değil, üstünlük kurmayı öğretir.

Bunlar sadece söz değil, zihne yerleşen komutlar.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

İş hayatında derinleşiyor:

Başarı birlikte üretmek değil, başkasını geçmek, hatta ezmek oluyor.

Evde, okulda, sokakta…

Aynı mesaj tekrar ediyor:
“Güçlü ol. Baskın ol. Geri adım atma.”

Ve sonra soruyoruz:
Çocuklar neden şiddete yöneliyor?

Ama hemen ardından kaçıyoruz:

Yok bilgisayar oyunları…

Yok mafya dizileri…

Yok sosyal medya…

Her seferinde bir şeyleri suçluyoruz.

Ama hep aynı şeyi yapıyoruz:
Bütünü görmeyip parçaya odaklanıyoruz.

Çocuklar şiddeti ekrandan öğrenmez.
Ekranda gördüğünü, hayatta karşılığı olduğu için anlamlandırır.

Asıl soru şu:

O dili kim kurdu?
O “güç” anlatılarını kim besledi?

Eğer sert olan kazanıyorsa,
bağıran duyuluyorsa,
bastıran ilerliyorsa…

Çocuk için denklem nettir:
Şiddet işe yarıyor diye düşünür.

Ve evet, en zor gerçek:

Biz şiddeti sadece üretmiyoruz,
aynı zamanda normalleştiriyoruz.

Bu yüzden artık kendimize daha gerçekçi sorular sormak zorundayız:

Devlet anlayışımız şiddet üretiyor mu?
Gücü, adaletin önüne koyduğumuzda ne öğretiyoruz?

Siyaset anlayışımız şiddet üretiyor mu?
İktidarıyla ve muhalefetiyle rakibini düşmanlaştıran dil, topluma ne bırakıyor?

Tarih anlatımız şiddet üretiyor mu?
Sürekli zaferler, savaşlar ve “ezilen düşmanlar” üzerinden kurulan bir geçmiş, bugüne nasıl bir duygu taşır?

Eğitim anlayışımız şiddet üretiyor mu?
Sorgulamayan, itaat eden ama aynı zamanda rekabet eden bireyler yetiştiren bir sistem, hangi insan tipini üretir?

Ebeveynlik anlayışımız şiddet üretiyor mu?
Sevgi ile kontrolü karıştıran, disiplin adı altında bastıran bir yaklaşım, çocuğa ne öğretir?

Bilim ve sanat anlayışımız şiddet üretiyor mu?
İnsanı anlamak yerine araçsallaştıran, estetik yerine gücü yücelten bir kültür, hangi değerleri görünmez kılar?

Bu soruları sormadan hiçbir şeyi anlamış sayılmayız.

Çünkü biz hâlâ sonuçları tartışıyoruz:
Bir kavga, bir cinayet, bir patlama…

Ama o sonuçları üreten zemini konuşmuyoruz.

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz.

Uzun süre boyunca var edilmiş bir kültürdür.

Ve o kültür, sadece “suçlulara” ait değildir.
O kültür, bize aittir.

Bir çocuktan katil çıkıyorsa,
bu sadece o çocuğun hikâyesi değildir.
Bu, o çocuğu yetiştiren çevrenin hikâyesidir.

Artık şu soruyu değiştirme zamanı:

“Kim yaptı?” değil,
“Biz neyi mümkün kıldık?”

Bu meselede eksik olan parça bir “patoloji” değil, bir anlam sorunudur.

Sürekli bireylerde psikolojik veya psikiyatrik bozukluklar arıyoruz.

Oysa ortada tekil bir arıza değil, ortak bir zihniyet sorunu var.

Şiddet, tedavi edilmesi gereken bir sapma değil; yanlış kurulmuş bir anlam dünyasının sonucudur.

Bu yüzden çözüm de teşhisin yerinde: daha çok kontrol ya da daha ağır cezalar değil, anlamın ve zihniyetin dönüşümü.

İnsan neyi neden yaptığını kavramadıkça, şiddet sadece biçim değiştirir.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU