Antik Mezopotamya mitolojisinin yaratılış destanı Enuma Eliş'e göre kaos tanrıçası Tiamat karanlık sularını kabarttığında tüm düzeni yutmuş ve geriye dönülmesi imkânsız bir yıkım bırakmıştı. Washington ve Tel Aviv'in kabarttığı bu sulara Tahran'ın Körfez Arap ülkelerine saldırarak da karşılık vermesi Riyad'dan Abu Dabi'ye uzanan kırılgan diplomasi köprülerini yıkıp geçti. 1979 İslam devriminden beri Tahranla temkinli ilişkiler kuran Körfez Arap başkentlerinin çekincesi artık "devrim ihracı" değil "savaş ihracı" olmuş durumda.
İran Körfez başkentlerine saldırılar başlatırken, bölge siyasetinin soğuk Washington ekseninden Tahran'ın sıcak eksenine çekmeyi amaçlamıştı. Nitekim saldırıların ABD üslerini hedef aldığını sürekli dile getirerek bölge ülkeleriyle sorunu olmadığını her fırsatta vurgulamaya çalıştı. Ancak Körfez Arap ülkeleri bunu bu şekilde kabul etmişe benzemiyor olacak ki Kuveyt, Bahreyn, BAE ve Suudi Arabistan İranlı diplomatların ülkelerinden ayrılmasını istedi. İran hava saldırılarında Erbil, Bağdat, Kuveyt, Doha ve Dubai havalimanlarının zarar görmesi ve sivillerin hayatlarını kaybettiği düşünüldüğünde Körfez ülkelerinin bunu düşünmek için epey nedeni olduğu söylenebilir.
Bahreyn'in İbrahim anlaşmalarına taraf olması ve ABD'nin meşhur 5. Filosunun merkezi konumunda olması İran saldırıları için Tahran'ın gerekçeleri oldu. Diğer Körfez Arap ülkelerine nazaran İran'a karşı daha sert söylemleri tercih eden Bahreyn savaştan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Kuveyt ve Katarla beraber ülkede olağanüstü hâl ilan eden Bahreyn'in kısa sürede İranla normalleşmesini beklemek iyimser olacaktır.
Kuveyt ise üslerini kullandırmasına karşın taraflara itidal çağrısı yapmayı sürdürüyor. Geçmişinde Irak işgali anılarını taşıyan Kuveyt yönetimi savunma hazırlıklarına ağırlık vermişe benziyor. 3 ABD uçağının Kuveytli pilotların dost ateşiyle düşürülmüş olması da savaş boyunca Kuveyt'in anıldığı önemli notlardan oldu.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İran saldırılarına en çok hedef olan ülkelerin başında Birleşik Arap Emirlikleri geliyor. BAE bölgede İranla ihtilafı en eskiye dayanan ülkelerden biri. Ras al-Khaimah Emirliğine bağlı olan Tunb adaları ve Sharjah Emirliğine bağlı Abu Musa adası İngilizlerin bölgeden ayrılmasından sonra 1971 yılında İran işgaline uğramış ve ihtilaf bugüne kadar uzanmıştır.
Hürmüz ve Kiş adalarının isimlerini sıkça duyduğumuz bu günlerde Tunb ve Abu Musa adalarının da en az bu adalar kadar stratejik öneme sahip olduğunu söylemek gerekir. Söz konusu adalar doğal uçak gemisi gibi Hürmüz Boğazı'nın geçişini kontrol edebilecek konumdadır. Tunb ve Ebu Musa adaları İran-Irak savaşında dahi konu olmuş, Saddam adaların BAE'ye geri verilmesini ateşkes şartı olarak öne sürmüştür.
BAE Savunma Bakanlığı, İran'ın şimdiye kadar kendi topraklarına 2845 hava saldırısı düzenlediğini, bu saldırıların 2836'sının önlendiğini duyurdu. Bu durum Abu Dabi yönetiminin başarısı olarak kabul edilebilir. BAE'nin İran'a karşı en temkinli ülke olduğunu söylemek zor değil. İranlı diplomatları persona non-grata ilan edip ülkelerinden çıkmasını isteyen ve kendi diplomatik temsilcilerini de geri çeken BAE'nin İranla normalleşmesi zaman alacağa benziyor.
Ancak 15 Nisan'da BAE Devlet Başkanı Yardımcısı Şeyh Mansur bin Zayed ve İran Meclis Başkanı Kalibaf arasında gerçekleşen telefon görüşmesi taraflar arasındaki buzları eritmek için önemli bir adım. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasını kendi yöntemlerince Fujairah üzerinden nispeten by-pass eden Emirliklerin, önümüzdeki yıllarda Hürmüz Boğazı'na alternatif projeler de geliştirdiğini görebiliriz.
48 yıl boyunca Umman'ı yöneten Sultan Kabus yönetiminde uluslararası arenada adından nispeten daha az söz ettiren Umman son dönemlerde İran-ABD arasında arabuluculuk görevi üstlendi. Nitekim ABD-İsrail uçakları Tahran'ı bombaladığında taraflar Muskat'ta diplomatik temaslara devam ediyorlardı. Umman'ın kendisine yapılan saldırılara rağmen diğer Körfez ülkelerine nazaran İran'a karşı daha yumuşak tondan tepki verdiğini söylemek gerekir. Hürmüz Boğazı'nın güney topraklarına sahip Umman, bölge siyasetinde geçmişe nazaran isminden daha çok söz ettireceğe benziyor.
Suudi Arabistan, gerek nüfusu gerek nüfuzuyla bölgenin önemli oyuncularından biri. Tarihsel olarak İran ile mesafeli ilişkilere sahip Suudi Arabistan, 2023 yılında Irak ve Çin arabuluculuğuyla ilişkileri nispeten iyileştirmişti. "Pekin Baharı" olarak adlandırılan bu sürecin sonucunda taraflar yeniden büyükelçi atamaları gerçekleştirmişti.
Savaş devam ederken ABD Başkanı Trump'ın Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman hakkında burada yazamayacağımız sözler etmesi Suudi Arabistan ve ABD arasında fikir ayrılıkları olduğunu gösterir nitelikte. Belki de Riyad, Tahran için aslında göründüğü kadar şahin fikirler taşımıyor olabilir. Nitekim Suudi Arabistan her ne kadar kendi büyükelçisini merkeze alsa da İranlı diplomatların tamamının değil, askeri ve güvenlik ataşelerinin ülkeden ayrılmasını istemişti.
Suudi Arabistan ABD ile iyi ilişkilerini korurken bölge ülkeleriyle yakın ilişkiler geliştirme politikasını sürdürüyor. Geçtiğimiz Eylül ayında Suudi Arabistan-Pakistan arasında NATO'nun 5'inci maddesine benzerlik taşıyan bir anlaşmanın imzalanması bu duruma örnek verilebilir. Pakistan'ın İranla nispeten iyi ilişkilere sahip olduğunu ve bu günlerde ABD-İran görüşmelerine ev sahipliği yaptığını eklemek gerekir.
2022 Doha görüşmeleri başta olmak üzere ABD-İran arasında birçok defa arabuluculuk yapan Katar, İran saldırılarından nasibini alan ülkelerden oldu. İran saldırıları kamuoyunda büyük tepkilere neden olsa da son yıllarda İran ile nispeten daha iyi ilişkiler geliştiren Katar, diplomasi kapısını açık tutmayı tercih etmişe benziyor. Belki de savaştan sonra Tahran'ın Körfez başkentleriyle ilişkilerini toparlaması için arabuluculuk rolünü Doha üstlenebilir.
Nitekim saldırılar sonucu Tahran'ın Doha gibi arabulucuyu kaybetmesi ABD ile kısıtlı kanallara sahip İran için pek iyi olmayabilir. İsrail'in 9 Eylül 2025 tarihinde Doha'da ikamet eden Hamas liderlerinin kaldığı konuta saldırı düzenlediğini ve bu saldırıya Katar'ın en üst perdeden tepki verdiğini biliyoruz. Katar İbrahim anlaşmalarına da katılmayarak İsrail-Hamas arasında da müzakere kanalı olmayı tercih etmişti.
ABD-İsrail-İran arasındaki savaşın Körfez Arap ülkelerinin güvenlik doktrinlerinde değişiklik getirebileceği açıktır. Kimi ülkeler kendi savunma ihtiyaçlarını kendileri karşılamak için harekete geçeceklerdir. Bu saldırıların bölge ülkelerini Tahranla iyi ilişkiler kurmaya götürmeyeceği açık.
Ancak durum 7 Körfez Arap ülkesini de Washington'a yakınlaştıracağa benzemiyor. Hiç kuşkusuz bölge ülkeleri ittifak denklemlerini yeniden gözden geçireceklerdir. Önümüzdeki günler yeni ittifaklar getirebilir.
Suyun kuzeyinde yaşayanların Fars, güneyinde yaşayanların Arap Körfezi olarak kabul ettiği bölgede ihtilafların 28 Şubat günü başlamadığı bir gerçektir. Ancak bir süredir barışın hâkim olduğu Körfez suları Tiamat'ın karanlık suları serbest bırakması gibi yerini kaosa bırakmışa benziyor.
Unutmamak gerekir ki aynı mitolojide Marduk, kötülüğün mimarı Tiamat'ı yenerek onun üzerine yeni düzeni ve barışçıl dünyayı inşa ediyordu. Umalım ki bu kaos düzeninin üzerine en kısa sürede barışçıl bir dünya inşa edilsin.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish