AB ile “işbirliği” var ama üyelik ufukta yok

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Avrupa Birliği (AB) ve Türkiye ilişkileri maalesef yıllardır yerinde sayıyor. Türkiye, birçok önemli konuda AB ile entegre, birçok toplantıda masada, ancak AB mekanizmalarında “karar verici” değil.

Son dönemde Avrupa Birliği (AB) yetkililerinin Türkiye’ye ilişkin açıklamalarında dikkat çekici bir ortak özellik var: üyelik kelimesi neredeyse tamamen ortadan kaybolmuş durumda. Onun yerine, muğlak ve sınırları belirsiz bir “işbirliği”, “diyalog” ve “ortak çıkar” söylemi hâkim. Bu söylem bilinçli ve dikkatlerden kaçmıyor. En son birkaç gün evvel Ankara’ya gelen, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ‘la, Ticaret Bakanı Ömer Bolat’la ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’la görüşen ‘Genişlemeden Sorumlu AB Komisyoneri” Marta Kos’da üyelik beklentilerinin ziyade işbirliği ve bağları güçlendirmekten bahsetti.

Oysa Türkiye cephesinde resmi söylem hâlâ AB üyeliği stratejik bir hedef olarak belirtiliyor. Bu iki söylem arasındaki makas giderek açılıyor. Ve bu makas sadece diplomatik bir uyumsuzluk değil; ticaretten savunmaya, göçten sanayi politikalarına kadar çok somut farklılıklara sebep oluyor. Tabii ki Türkiye açısından çok ciddi olumsuzluklar üretiyor.

Üye Olmadan Entegre Edilmek Bir Seçenek Olmamalı

Türkiye bugün fiilen AB’ye derin biçimde entegre; ama hukuken ve siyaseten Brüksel’deki karar verme  masasının dışında. 1996’dan bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği, Türkiye’yi AB’nin ticaret politikalarına bağlarken, karar alma süreçlerine dahil etmiyor. Sonuç: yükümlülük var, söz hakkı yok. Zamanında Gümrük Birliği sayesinde önemli avantajlar elde edilmiştir, ancak artık bu anlaşma acilen güncellenmeli.

AB’nin son dönemde imzaladığı MERCOSUR ve Hindistan Serbest Ticaret Anlaşmaları (STA), Türkiye açısından doğrudan pazar ve rekabet kaybı riski anlamına geliyor. Türkiye, bu anlaşmaların hiçbirinde taraf değil; ancak Gümrük Birliği uygulanmasından dolayı sonuçlarına katlanmak zorunda.

AB, üçüncü ülkelerle STA imzaladığında, bu ülkelerin malları Türkiye pazarına Gümrük Birliği nedeniyle avantajlı giriyor. Buna karşılık Türk ürünleri aynı ülkelerde yüksek tarifelerle karşılaşıyor. Bu durum sürdürülebilir değil; ama yıllardır bir güncelleme olmuyor.

MERCOSUR ve Hindistan Alarm Zilleri

AB’nin Güney Amerika ülkeleriyle (MERCOSUR) ve Hindistan’la vardığı anlaşmalar, kağıt üzerinde “serbest ticaret” gibi görünse de Türkiye açısından yapısal bir rekabet dezavantajı yaratıyor. Otomotivden makineye, kimyadan tarıma kadar pek çok sektörde Türk firmaları, AB pazarında yeni ve güçlü rakiplerle karşı karşıya kalacak.

Türkiye elbette kısa vadede bazı teknik tedbirler alabilir:
– Country of origin (menşe) kontrollerini sıkılaştırmak,
– Belirli ürün gruplarında geçici istisnalar koymak,
– Ticaret Bakanlığı üzerinden korunma önlemleri devreye almak.

Ancak bunların hiçbiri kalıcı çözüm değil. Çünkü sorun teknik değil, siyasi ve yapısal. Türk ürünleriyle Hindistan veya MERCOSUR ürünlerinin AB pazarındaki rekabetini kalıcı biçimde dengeleyebilecek tek mekanizma, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve Türkiye’nin AB STA’larına eş zamanlı ve otomatik dahil edilmesidir.

İlaveten, AB Yeşil Mutabakat ve COP31 Çevresel kurallara yönelik dolaylı korumacılık tedbirleri de devreye alınabilir.

AB’nin Stratejik Çelişkisi

Burada bir başka çelişki daha var. AB, bir yandan Türkiye’yi Avrupa üretim ve değer zincirlerinin parçası olarak görüyor; diğer yandan Türkiye’yi bu zincirleri şekillendiren yeni mekanizmaların dışında bırakıyor. Bu durum sadece Türkiye için değil, AB için de riskli.

Avrupa, ABD–Çin rekabetinin sertleştiği, tedarik zincirlerinin yeniden kurgulandığı bir dönemde, en büyük üretim ortaklarından birini “yarı içeride, yarı dışarıda” tutarak potansiyel olarak kendi stratejik özerkliğini de zayıflatıyor. Hindistan ve Güney Amerika sayesinde Çin dengelenmek isteniyor, ancak Türkiye’nin hemen yanı başında olduğu düşünülürse,  stratejik olarak hemen yakında da üretim kapasitesini artırmak da stratejik bir öncelik olmalıdır.

Nitekim AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Marta Kos’un son Türkiye ziyaretinde dile getirdiği “yeni bir bakış açısına ihtiyaç var” ifadesi de aslında bu farkındalığın dolaylı bir itirafıdır.

Türkiye’nin Kaldıraçları: Gerçekçi Olalım

Peki Türkiye ne yapmalı?

Öncelikle gerçekçi olmak gerekiyor. Türkiye’nin AB üzerinde sınırsız sayıda kaldıraç noktası yok. Ancak bir alan açık ara öne çıkıyor: Savunma ve güvenlik.

Bugün Avrupa, güvenlik mimarisini yeniden düşünürken;
– NATO’nun geleceği,
– Avrupa savunma sanayisinin kapasitesi,
– Göç, sınır güvenliği ve hibrit tehditler

-- COP31 ile AB Yeşil Mutabakat gibi Cevre Meseleleri

gibi başlıklarda Türkiye’yi yok sayarak ilerlemesi mümkün değil.

Türkiye, Gümrük Birliği’nin güncellenmesini artık teknik bir ticaret meselesi olarak değil, stratejik bir bütünün parçası olarak masaya koymalı. Savunma, güvenlik ve göç alanlarındaki işbirliği beklentileriyle, ticari entegrasyon arasındaki bağ açıkça kurulmalı.

Başka bir ifadeyle:
“Türkiye’den stratejik katkı bekleyen bir AB, Türkiye’yi karar masasında da görmek zorundadır.”

Sonuç Yerine: İşbirliği Yetmez, Üyelik Gerekir

AB–Türkiye ilişkilerinde sürekli “işbirliği” vurgusu yapmak, üyelik perspektifini fiilen olmasa da dolaylı olarak rafa kaldırmaktır. Üyelik perspektifi rafa kaldırırken Türkiye’den entegrasyonun maliyetlerini üstlenmesini beklemek adil değil ve sürdürülebilir değil.

Türkiye için de artık mesele sadece “üyelik söylemini canlı tutmak” değil; üyelikte ısrar ederek, adaletsiz durumun giderilmesini talep etmek olmalıdır. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bu mücadelenin merkezinde yer almalıdır.

Aksi halde Türkiye, AB ile entegre ama etkisiz, bağlı ama söz sahibi olmayan bir konumda kalmaya devam eder. Bu da ne Ankara’nın ne de Brüksel’in uzun vadeli çıkarlarına hizmet eder.

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU