İran'a ABD'nin ekonomik baskısı: Stratejik değerlendirme

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Shadi Ghanim/The National News

Beşinci nesil hibrit bir savaştan söz ediliyorsa, bunun bir ayağı da ekonomik savaş. ABD, İran'a karşı ekonomik ve politik/diplomatik baskıyı ateşli savaşla iç içe yürütüyor. Siber konuları buna ekleyebilirsiniz.

2026 yılı başlarında ABD-İsrail öncülüğünde İran'a yönelik geniş çaplı askeri operasyonlar, Ortadoğu'da yeni bir jeopolitik kırılma yarattı. Bu süreç, İran ekonomisini ağır biçimde sarsarken, ABD'nin hegemonik konumunu ve belirli ekonomik çıkarlarını güçlendirdi. Yaptırımlar, kısa süreli ateşli savaş, ateşkes ve sonrası dönemdeki belirsizlik İran'ı ekonomik olarak geriletirken, Washington'a hem stratejik hem de kısa vadeli kazanımlar sağladı. Bu makale, İran ekonomisinin ABD baskısı altında durumunu ve sürecin planlı tarafını inceliyor.


A. İran'ın ekonomik kayıpları

İran'a yöneltilen stratejik bir baskı var. Bu yaptırımlarla başladı. Savaş, ateşkes ve ateşkesin uzaması dönemi ekonomik kayıpları, hatta sonrasında ne olacağı da değerlendirilmeli.


1. Yaptırımlar İran'a ne kadara mal oldu?

  • Uzun vadeli kronik darbe: 2018 JCPOA'dan beri "maksimum baskı" ile petrol ihracatı, bankacılık ve yabancı yatırım felç oldu. 2025'te enflasyon yüzde 40-50'yi (gıda enflasyonu yüzde 70+), riyal değer kaybı yüzde 60'ı aştı. Dünya Bankası 2025 için GSYİH'da yüzde 1,7-2,8 daralma öngördü.
  • Kümülatif etki: Petrol gelirlerinde büyük düşüş (gölge filo ile kısmi direnç sağlansa da), hiperenflasyon riski, ithalat zorluğu (gıda dahil), altyapı yatırımlarının ertelenmesi. 1.200+ yeni yaptırım dalgası (2025-2026) finansal izolasyonu derinleştirdi; riyal rekor düşük seviyelere indi, büyük bankalar battı.
  • Sonuç: Ekonomi zaten "kırılgan hasta" haldeydi; protestolar ve yapısal sorunlar (yolsuzluk, su/enerji krizi) ile birleşti.

2. Taarruzlar (askeri saldırılar) İran'a ne kadara mal oldu?

  • Doğrudan altyapı hasarı: ABD-İsrail operasyonları nükleer/füze tesisleri, enerji altyapısı (Güney Pars gaz sahası), çelik fabrikaları (Mübarek Çelik), limanlar ve depolama tesislerini vurdu. Güç üretimi ve sanayi kapasitesi düştü.
  • Kısa vadeli şok: Savaş dönemi GSYİH daralmasına yüzde 6-10 katkı (toplam savaş kaybı yaklaşık 270 milyar dolar). Enflasyon yüzde 50-70'lere (bazı gıda kalemlerinde yüzde 100-200+ zam), işsizlik ve elektrik/su kesintileri arttı. Merkez Bankası 10 milyon riyallik banknot bastı.
  • Dolaylı etki: Üretim durmaları, ithalat kesintisi ve güven kaybı. Kısa vadede yüksek petrol fiyatlarından kısmi gelir sağlandıysa da hasar ağır bastı.

3. Abluka (Hürmüz Blokajı) İran'a ne kadar mal oldu?

  • En ağır darbe: İran'ın Hürmüz'ü kapatması ve ABD deniz ablukası, ticaretin yüzde 90'ını felç etti. Günlük yaklaşık 435 milyon dolar ekonomik zarar (petrol ihracatında büyük kesinti).
  • Etki: Petrol/gaz gelirleri kesildi, riyal çöktü, kitlesel işten çıkarmalar, stok tükenmesi. İthalat (gıda tahıl dahil) zorlaştı; ekonomiye "serbest düşüş" yaşattı. Abluka, yaptırımların etkisini katladı.
  • Küresel yansıma: Kendisi de zarar gördü (kendi ihracatı durdu) ama asimetrik baskı yarattı.

4. Ateşkes uzatmaları ve uzun süre anlaşma yapılmaması İran'a ne kadara mal oldu?

  • Belirsizlik ve yavaş toparlanma: 8 Nisan ateşkesi (Pakistan arabuluculuğu) kısmi rahatlama getirdi (Hürmüz kısmen açıldı) ama tam normalleşme yok. Yaptırımlar ve blokaj unsurları devam etti.
  • Etki: Altyapı onarımı gecikti, yabancı yatırım gelmedi, enflasyon yüksek kaldı (yüzde 50+), riyal zayıf. Ekonomi "savaş ekonomisi" modunda kaldı; büyüme negatif, yoksulluk ve işsizlik arttı. Uzun belirsizlik, rezervleri eritti ve protesto riskini yükseltti.
  • Maliyet: Hızlı toparlanma yerine "yavaş boğulma"; fırsat maliyeti yüz milyarlarca dolar.

B. İran ekonomisi genel kritiği

İran ekonomisini değerlendirirken bankacılık, sigorta ve diğer faktörleri bir bütün olarak ele almak şart. Bu sektörler birbirini tetikliyor: Yaptırımlar ve savaş hasarları bir alanda sorun yaratınca, diğer alanlara (ticaret, enflasyon, likidite, güven) hızla yayılıyor. Aşağıda dönemlere göre holistik analiz sunuyorum (Mayıs 2026).


Genel bağlam: Zincirleme çöküş

İran ekonomisi yaptırımlar, savaş ve abluka üçlüsüyle "serbest düşüş"te.

  • GSYİH daralması: 2025'te yüzde 1,7-2,7, 2026'da yüzde 6,1-10 (IMF tahmini yüzde 6,1).
  • Enflasyon: Yüzde 50-70+ (gıda enflasyonu yüzde 100-200+ bazı kalemlerde).
  • Riyal: 1,3-1,8 milyon riyal/dolar (rekor düşük).
  • Yoksulluk: Milyonlarca kişi ek yoksulluk sınırına itildi; orta sınıf eridi.

Bu ortamda güven kaybı kritik: Yabancı aktörler (banka, sigorta, ticaret) İran'la iş yapmaktan kaçınıyor. İçeride likidite krizi, nakit talebi ve "Ponzi benzeri" bankacılık yapısı sorunu derinleştiriyor.


1. Bankacılık sektörü: Zaten kırılgan, şimdi ciddi risk altında

  • Öncesi: Yaptırımlar SWIFT erişimini kesti, bankaları izole etti. 2025'te Bank Ayandeh çöktü; diğer büyük bankalar (Sepah, Melli) stres altındaydı. Kredi verme kapasitesi düştü, likidite sorunu vardı.
  • Savaş sırası: Siber saldırılar (Bank Sepah ve Melli hedeflendi), altyapı hasarı ve nakit talebi patlaması. Merkez Bankası 10 milyon riyallik banknot bastı. Kredi daralması, mevduat kaçışı riski arttı.
  • Ateşkes sonrası: Likidite konservasyonu devam ediyor. Kredi verme azaldı, banka distress riski yüksek. Ödemeler sistemi ve güven sorunu var. Yaptırımlar gölge bankaları hedefliyor, bu da finansal dolaşımı tıkıyor.

Bağlantı: Bankalar battıkça şirketler kredi bulamıyor, sonra üretim/ithalat duruyor ve en sonunda işsizlik ve enflasyon artıyor.


2. Sigorta sektörü: Uluslararası güven sıfır, iç kapasite yetersiz

  • Yaptırımlar etkisi: Yabancı reasürans neredeyse yok (ABD/AB kısıtlamaları). Iran Insurance Company (Bimeh Iran) gibi büyük oyuncular yaptırım listesinde. Savaş riski ve deniz sigortası çok pahalı veya yok.
  • Savaş etkisi: Hürmüz ablukası ve altyapı hasarları savaş riski primlerini fırlattı. Uluslararası sigortacılar teminatı iptal etti. Hasar talepleri (gemi, enerji, liman) yerel sigortacıları zorladı.
  • Şu an: Gemicilik ve enerji sektöründe sigorta limiti ticaretin yüzde 90'ını etkiliyor. İç piyasa (sağlık, araç, yangın) talep var ama ödeme gücü düşük; gecikmeler yaygın. Çin/Rusya alternatifleri yetersiz.

Bağlantı: Sigorta olmadan gemi/ticaret yapılamıyor, petrol/ithalat gelirleri düşüyor, döviz krizi, riyal çöküşü ve en sonunda bankalara daha fazla baskı.


3. Diğer önemli faktörler ve karşılıklı etkileşim

  • Enerji ve ticaret: Petrol ihracatı abluka ve yaptırımlarla felç. Gölge filo direnç sağlıyor ama indirimli satış ve yüksek maliyet var. Altyapı hasarı (Mübarek Çelik, Güney Pars, limanlar) sanayi üretimini vurdu. İthalat (gıda dahil) zorlaştı; gıda enflasyonu patladı.
  • Likidite ve para politikası: Yüksek enflasyon ve riyal kaybı nakit talebini artırdı. Hükümet bütçe açığını sübvansiyon ve para genişlemesiyle dengelemeye çalışıyor ama açık büyüyor.
  • Yatırım ve güven: Yabancı yatırım sıfıra yakın. İçeride belirsizlik üretim ve istihdamı vuruyor (milyonlarca iş kaybı riski).
  • Sosyal ve yapısal: Yoksulluk artışı, protesto riski, su/enerji kesintileri ekonomiyi daha da kırılgan yapıyor. Rejim "savaş ekonomisi" ile ayakta kalmaya çalışıyor ama yapısal sorunlar (yolsuzluk, devlet müdahalesi) toparlanmayı engelliyor.

Zincirleme etki: Yaptırımlar, banka izolasyonu, sigorta yokluğu, ticaret durması, petrol geliri kaybı, riyal çöküşü, enflasyon, banka mevduat kaçışı, daha az kredi ve en sonunda daha fazla üretim düşüşü.


Stratejik ve gelecek değerlendirme

Bu durum ABD için planlı bir ekonomik baskı stratejisinin sonucu: İran'ı askeri tam yenilgi olmadan zayıflatmak (altyapı geriletme ve finansal izolasyon). Kısa vadede ABD şeyl (shale) enerji kazancı ve hegemonik üstünlük sağladı, ancak İran'da tam çöküş rejim değişikliği yerine iç istikrarsızlığa da yol açabilir.

Toparlanma şansı: Kalıcı anlaşma ve yaptırımların gevşemesi olmadan çok zor. Olumsuz senaryoda stagflasyon veya hiperenflasyon riski yüksek; ekonomi "dönüş noktası"na yaklaşabilir. Direnç unsurları (Çin/Rusya bağlantıları, gölge ağlar) var ama sınırlı.

İran ekonomisi çok zayıfladı; tek bir sektör değil, tüm sistem karşılıklı olarak çöküyor. Bankacılık likidite ve güven sorunu, sigorta uluslararası izolasyonla birleşince ticaret ve üretim felç oluyor. Bu holistik bakış olmadan analiz eksik kalır; her faktör diğerini besliyor.


C. İran'da gıda sorunu

İran'da gıda durumu (Mayıs 2026 itibarıyla) kritik seviyede gerilmiş durumda. Ülke bazı temel ürünleri içeriden karşılıyor olsa da, önemli ithalat bağımlılığı devam ediyor ve savaş, abluka ve yaptırımlar nedeniyle bu ciddi bir sorun haline geldi.


1. İç üretim ve genel durum

İran, buğday üretiminde kısmen kendine yeterli (yıllık üretim 12-16 milyon ton civarı). 2024'te iyi hasat sayesinde 2025/26'da ithalat ihtiyacı düşük tutuldu (yaklaşık 1,3 milyon ton). Stratejik rezervlerde 4 milyon ton buğday olduğu belirtiliyor (3-4 aylık tüketim).

Ancak mısır, soya, pirinç, bitkisel yağ gibi ürünler büyük oranda ithalata bağlı. Savaş öncesi bile su kıtlığı, kuraklık ve altyapı sorunları nedeniyle tam kendine yeterlilik yoktu.

Savaş etkisiyle gübre ithalatı ve enerji maliyetleri arttı; bu da gelecek hasatları tehdit ediyor.


2. İthalat: Nereden, ne kadar, ne alıyor?

Buğday: Rusya ve Kazakistan ana tedarikçiler (Karadeniz ve Hazar rotaları üzerinden). Yıllık ithalat ihtiyacı 1-3 milyon ton (savaştan önce).

  • Mısır: 7-9 milyon ton/yıl. Ana kaynak Brezilya (deniz yolu).
  • Soya ve soya fasulyesi: 2-3 milyon ton/yıl ve soya yağı. Yine Brezilya başı çekiyor.
  • Pirinç: 1-1,4 milyon ton/yıl. Hindistan, Pakistan, Tayland ve BAE kaynaklı.
  • Bitkisel yağlar: yüzde 90+ ithalata bağımlı (1,5-1,7 milyon ton). Soya, ayçiçeği ve palm yağı.
  • Diğer: Yemlik mısır, soya küspesi ve gübre (fosfat, üre vb.).

Sorun burada: Çoğu ithalat deniz yoluyla (Hürmüz Boğazı) yapılıyor. Abluka ve yüksek sigorta maliyetleri nedeniyle sevkiyatlar yüzde 70+ düştü. Alternatif kara yolları (Rusya, Türkiye, Suriye üzerinden) daha pahalı ve yetersiz.


3. Bu ithalat bağımlılığı sorun mu?

Evet, büyük sorun.

Riyalin değer kaybı ve yaptırımlar ithalat maliyetini katladı. Gıda enflasyonu savaş döneminde yüzde 115'e (bazı kalemlerde yüzde 200-375) çıktı.

Hükümet sübvansiyonları azalttı (temel ithalata verilen döviz desteği kesildi), bu da zamları tetikledi.

Abluka nedeniyle stoklar eriyor; gıda kıtlığı ve fiyat şoku riski yüksek. Gelecek hasatlar için gübre sıkıntısı ek sorun yaratıyor.

Rejim "iç üretim yeterli" dese de bağımsız raporlar, ithalat kesintisinin gıda güvenliğini tehdit ettiğini gösteriyor.


4. Halkın gıda şikayetleri

Halk ağır şikayet ediyor; sosyal medya, protestolar ve haberlerde sıkça dile getiriliyor.

  • Fiyat patlaması: Pirinç 7 kat, mercimek ve bitkisel yağ 3 kat zamlandı. Ekmek, tavuk, yumurta ve yağ en çok şikâyet edilenler. Birçok kişi temel gıdaları krediyle veya azaltarak alıyor.
  • Erişim zorluğu: "Marketlerde fiyatlar her hafta değişiyor", "Et ve yağ lüks hâle geldi", "Çocuklar için süt ve mama bulamıyoruz" gibi yorumlar yaygın.
  • Enflasyon etkisi: Gıda enflasyonu yüzde 115+ (yıllık bazda bazı kalemlerde daha yüksek). Tahran'da kebapçılar bile fiyatı 3 kez artırmak zorunda kalmış.
  • Protesto bağlantısı: 2025-2026 protestolarının ana nedeni gıda ve temel ihtiyaç zamları. "Ekonomi battı, soframız küçüldü" teması baskın.
  • Günlük hayat: Orta sınıf eriyor, yoksulluk artıyor; insanlar "savaş ve yaptırımlar yüzünden aç kalıyoruz" diyor.

İran buğday gibi temel üründe kısmen iç üretime dayanıyor ama mısır, soya, yağ ve pirinçte ithalata (özellikle Brezilya ve Rusya) bağımlı. Abluka ve ekonomik kriz bu ithalatı çok pahalı ve riskli hale getirdi. Halk ciddi gıda enflasyonu ve erişim sıkıntısından şikâyetçi; bu durum rejim için iç istikrar riski taşıyor. Kalıcı anlaşma ve Hürmüz'ün tam açılması olmadan toparlanma zor görünüyor.


D. İran ekonomisinin müzakerelerdeki yeri

İran'ın mevcut ekonomik darboğazı, müzakerelerde rejimin kabul edebileceği şartları doğrudan ve dolaylı olarak şekillendiriyor. Bu, klasik "ekonomik baskı ve teşvik" stratejisinin bir parçası ve Trump yönetiminin akılcı yürüttüğü görülüyor.


1. Ekonomik darboğazın durumu ve etkisi

İran ekonomisi (yaptırımlar, savaş hasarı ve abluka) ağır darbe aldı: GSYİH'da yüzde 6-10 daralma, enflasyon yüzde 50-70+, riyal rekor düşük, gıda ithalatı ve altyapı sorunları, banka/sigorta likidite krizi. Halk gıda zamlarından (yağ, et, ekmek) ciddi şikâyet ediyor; yoksulluk ve protesto riski yüksek.

Bu darboğaz, rejimi anlaşmaya daha açık hale getiriyor çünkü:

  • Kısa vadede nakit ve döviz ihtiyacı acil (ithalat, altyapı onarımı, sübvansiyonlar).
  • Uzun vadede toparlanma için yaptırımların gevşemesi ve yabancı yatırım şart.
  • Rejim "dayanma" stratejisiyle ayakta kalsa da, iç istikrarı korumak için ekonomik rahatlama arıyor.


2. Trump'ın 300 milyar dolar konusu ve donmuş varlıklar

Son haberlerde (28-29 Mayıs 2026) bir taslak anlaşma memorandumu tartışılıyor. İçeriğinde öne çıkanlar:

  • 300 milyar dolarlık uluslararası yatırım/rekonstrüksiyon fonu: İran'ın savaş sonrası toparlanması için Körfez ülkeleri (Suudi Arabistan, BAE vb.) ve diğer aktörlerden destekli bir paket. Bu doğrudan "para yardımı" değil, yatırım fonu şeklinde yapılandırılıyor. Trump yönetimi Körfez ülkelerini bu fona katkı vermeye teşvik ediyor.
  • Donmuş varlıklar: İran'ın yurtdışında dondurulmuş yaklaşık 20-24 milyar dolarlık fonu (bankalarda). İran ilk aşamada bunun bir kısmının (örneğin yarısının) serbest bırakılmasını şart koşuyor. Bazı raporlar "anlaşmanın ilk adımında 12 milyar dolar" diyor.
  • Karşılık: İran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmesi, nükleer programın sınırlandırılması, Hürmüz Boğazı'nın tam açılması ve mayınların temizlenmesi.

Bu unsurlar doğrudan anlaşma metnine giriyor: İran ekonomik rahatlama (varlık serbest bırakma ve fon) karşılığında stratejik tavizler veriyor.


3. Bu stratejinin rejime etkisi ve kabul edilebilirliği

  • Rejim için kabul edilebilirlik: Ekonomik çöküş rejimi "varoluşsal" baskı altına sokuyor. 300 milyar dolar fon ve varlık serbest bırakma, rejime "zafer" anlatısı sunabilir ("Batı bize para ödüyor"). İçeride halka "ekonomik rahatlama geliyor" mesajı vererek protesto riskini azaltır. Ancak rejim tam teslimiyet yerine "onurlu anlaşma" arıyor (Hürmüz egemenliği, yaptırımların kademeli kalkması).
  • Dolaylı etki: Darboğaz, rejimi daha esnek hale getiriyor. Gıda ithalatı sorunları, banka likiditesi ve sigorta krizi devam ederse iç baskı artar; rejim taviz vermeye daha yatkın hale gelir.

4. Stratejik sonuç ve etki

Bu yaklaşım ABD için akılcı bir "kazançlı barış" stratejisi:

  • Ekonomik kaldıraç: Savaş ve yaptırımlar İran'ı zayıflatınca, teşvik (para/fon) ile istenen tavizler (nükleer, Hürmüz) alınabiliyor. Tam askeri zafer yerine "ekonomik zafer" sağlanıyor.
  • Kısa vadeli kazanç: ABD şeyl (shale) enerji şirketleri savaşta kazandı; şimdi de dolar hegemonyası ve enerji güvenliği pekişiyor.
  • Uzun vadeli: İran'ı "zayıf ama istikrarlı" tutmak, rejim değişikliği yerine kontrollü normalleşme. Ancak risk var: Rejim parayı alıp taahhütlerden dönebilir veya Çin/Rusya'ya daha fazla yaslanabilir.
  • Genel etki: Bu strateji, modern jeopolitikte "savaş, ekonomik baskı ve teşvik paketi"nin etkili olduğunu gösteriyor. İran'ın fakirleşmesi masada ABD'ye üstünlük sağladı ama tam anlaşma olmadan (Hürmüz tam açılmadan) küresel petrol fiyatları ve enflasyon riski devam eder.

Ekonomik darboğaz, İran rejimini 300 milyar dolar fon ve varlık serbest bırakma gibi teşviklere karşı daha açık hale getiriyor. Bu, anlaşma metnine doğrudan giren argümanlar oluşturuyor ve Trump stratejisinin "baskı ile teşvik" dengesini yansıtıyor.


E. Ekonomik baskının stratejik anlamı nedir?

  • ABD için: Bu "ekonomik baskı" yaklaşımı (savaş, yaptırımlar ve abluka), İran'ı askeri yenilgi olmadan zayıflatmanın etkili yolu. Hegemonik kazanç: İran'ın nükleer/füze programı geriledi, Direniş Ekseni zayıfladı, Körfez müttefikleri bağımlı kaldı, şeyl yakıtı şirketlerine kısa vadeli kazanç (yüksek petrol fiyatları). Maliyetler (ABD enflasyonu, benzin zamları) olsa da "düşük maliyetli uzun süreli baskı" stratejisi başarılı görünüyor.
  • İran için: Varoluşsal tehdit; "dayanma stratejisi" (Hürmüz kozu) kendi ekonomisini vurdu. Stratejik esneklik eridi: Nükleer program pahalıya mal oldu, bölgesel nüfuz azaldı. Anlaşma olmadan "yavaş ekonomik yenilgi" riski var.
  • Genel: Bu süreç, modern jeopolitikte ekonomik araçların (yaptırımlar ve abluka) askeri güç kadar belirleyici olabileceğini gösterdi. Tesadüfi değil; ABD "fırsat penceresi"ni (İran'ın önceki zayıflığı) planlı kullandı.

İran bu süreçte iyiden iyiye fakirleşti (kümülatif kayıp yüz milyarlarca dolar, GSYİH'da çift haneli daralma potansiyeli). Toparlanma pahalı ve şartlara bağlı. Kalıcı anlaşma olmazsa uzun vadeli gerileme kaçınılmaz görünüyor.

Bu krizin İran ekonomisi üzerindeki baskı yönü büyük ölçüde planlı yürütüldü, ancak tam kontrollü değildi.

ABD-İsrail tarafı aylar süren istihbarat ve operasyonel hazırlık yaptı. Hedefler önceden belirlenmiş, "fırsat penceresi" (İran'ın önceki savaş hasarları ve zayıf hali) değerlendirildi. Deniz ablukası ve yaptırımlar da önceden tasarlanmış baskı araçlarıydı.

İran tarafı ise varoluşsal tehdit algısıyla "adaptif direniş stratejisi" izledi. Yıllardır süren "gölge filo", ardıl planları ve Hürmüz tatbikatları planlı hazırlıktı. Ancak iç fraksiyon kavgaları, altyapı hasarları ve koordinasyon eksikliği reaktif kararları artırdı. Genel olarak stratejik planlama hâkimdi; fakat "savaş sisi" etkisiyle esneklik ve şans faktörü devreye girdi.

İran'ın ekonomik gerilemesi, ABD'ye önemli fırsatlar sundu.

Hegemonik faydalar:

  • İran'ın nükleer ve füze kapasitesi geriletildi, "Direniş Ekseni" zayıfladı.
  • ABD-İsrail-Körfez ittifakı güçlendi; Çin ve Rusya'nın bölgesel nüfuzu sınırlandı.
  • Deniz yolları güvenliğinde ABD'nin belirleyici rolü pekişti. Bu adımlar, uzun vadede ABD hegemonyasını Ortadoğu'da yeniden tahkim etti.

Ekonomik faydalar:

  • Yüksek petrol fiyatları (100+ dolar) ABD şeyl (shale) üreticilerine 63 milyar dolar civarı ek gelir sağladı. ExxonMobil, Chevron gibi şirketler üretim ve ihracat rekorları kırdı.
  • LNG ve savunma sanayii (Lockheed, Raytheon) sipariş patlaması yaşadı.
  • Yaptırımlar mekanizması dolar hegemonyasını ve petrodolar sistemini korudu.

Ancak ilave maliyetler de vardı: ABD tüketicilerine 45 milyar dolardan fazla ek benzin maliyeti, enflasyon baskısı ve 200 milyar doları aşan askeri harcamalar. Net kazanç kısa vadeli ve tartışmalı; kalıcı anlaşma olmadan sürdürülebilir değil.


Bundan sonra anlaşma olmazsa maliyet nerelere gider?

  • Kötü senaryo: 2026'da yüzde 6-10+ daralma devam eder, stagflasyon veya hiperenflasyon riski yükselir. Altyapı onarımı 2-5 yıl sürer (yüz milyarlarca dolar maliyet). Yaptırımlar ve izolasyon devam ederse:
    - Petrol ihracatı düşük kalır; döviz krizi derinleşir.
    - Yoksulluk artar, orta sınıf erir, rejim içi gerilim ve protestolar yükselir.
    - Çin/Rusya "gölge" desteği sınırlı kalır; tam çöküş riski (ekonomik "nokta atışı").
  • Tahmini: Ekonomi "dönüş noktasına" yaklaşır; rejim hayatta kalsa bile stratejik kapasitesi (nükleer, bölgesel etki) kalıcı olarak geriler.

F. Sonuç

2026 İran krizi, ekonomik yaptırımların ve sınırlı askeri operasyonların bir rejimi veya ülkeyi nasıl geriletebileceğini gösterdi. İran en azından ekonomik açıdan ağır bedel öderken, ABD hegemonik üstünlüğünü ve enerji sektörü kazanımlarını artırdı.

Ancak süreç ne tamamen planlı bir zafer ne de rastgele bir kaos oldu; hesaplanmış risk ile adaptasyonun karışımıydı. Ateşkes sonrası belirsizlik devam ediyor. Kalıcı bir anlaşma sağlanmazsa, hem İran'ın toparlanması hem de küresel enerji istikrarı risk altında kalacaktır.

Bu kriz, jeopolitik rekabette ekonomik araçların ne kadar etkili olabileceğini bir kez daha kanıtladı.

Yeni nesil savaş süreçlerinde ekonomi çok önemli, özellikle başat güçlerin bölgesel/yerel güçlere olan baskısında.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU