Nebi Barlas, gerçeğin, adaletin, vicdanın sesi olarak yaşadı.
Toprağın altından da adalet ve vicdani duygumuzun itici gücü olarak değer üretecek!..
Unutulmayacak!..
Nebi Barlas, Kuleli Askerî Lisesi'nde ve Harbiye'de kurmay subay hayalleri kurarken, mezuniyetine 5 gün kala 21 Mayıs olayları nedeniyle Balıkesir ve Mamak cezaevlerinde 3,5 yıl geçirdi.
İçerideyken okuduğu Bakarya'nın "Suçlar ve Cezalar" kitabının etkisiyle de olmalı, başvurduğu Hukuk Fakültesi'ni kazanınca doğrudan dönemin başta gelen hukuk duayenlerinden Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'na gidip kendini tanıtıyor, cezaevinden çıktığını anlatıyor.
Hıfzı Bey yardımcı olmaktan imtina etmiyor. Yaşananlardan dolayı zaten Nebi Barlas'ı duymuş, tanıyordu. Kendi kitapları olan Şahsın Hukuku ve Hukuku kitaplarının kendisine verilmesi için Filiz Kitabevi'ne yazı yazıyor.
Nebi Barlas, Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Hıfzı Veldet Hoca'ya gidip, "Size borcumu nasıl ödeyeyim?" dediği zaman, "Hukukun üstünlüğü ilkelerine, haklara dair kavramlara inanmış onurlu bir avukatlık yaparsan bana borcunu ödemiş olursun" cümlesini meslek hayatı boyunca unutmuyor, yüreğinde taşıyor, kendi ifadesiyle onurlu bir avukatlık yapmaya çalışıyor...
Nebi Barlas, 12 Eylül darbeciliği sürecinin en zorlu zamanlarında ayrım gözetmeksizin, koşulsuz bütün devrimcilerin avukatıydı.
Davalara katılması, net bir tutumla, gerçeğe bağlı bir savunma yapması darbeci paşaları rahatsız edecekti.
Nitekim bir gün Genelkurmay'dan 5 albay Nebi Barlas'ın yazıhanesine gelecekti.
Kendisi o yaşananları şöyle anlatıyordu:
"Niye bu davalara giriyorsun? Siz doğma büyüme Nişantaşılısınız. Devlet ve Opera Ailesi'nin de avukatısınız. Onlar size davetiye gönderiyor, konserlere gitmeniz lazım, gitmiyorsunuz. Bir de sabah 09.00'dan akşam 18.00'e kadar Metris'te 60 kişiyle görüşüyorsunuz. İşte MLSPB davasına yetişmişsiniz Selimiye'de. Ara verilmiş, 16.30'da girmişsiniz, 24 kızla görüşmüşsünüz. Sen örgüt avukatı mısın, değil misin?" diye sorguladılar...
"Cevabım, hangi örgütün avukatıyım? Dev-Sol'dan 340 kişinin, MLSPB'den 420 kişinin, TİKKO'dan 20 kişinin, Dev-Yol'dan 30 kişinin, Üçüncü Yol davasında tümünün avukatıyım. Eylem Birliği'nden, Ankara Kurtuluş, Ankara Dev-Yol, Bursa Dev-Yol ve Kurtuluş davasından müvekkillerim var. Hangi davanın avukatıyım ben?" dedim.
Sonra "Çok basit" dedim.
"Nasıl basit, Avukat Bey?" dedi.
"5 tane kelle" dedim. Aynen söyledim, adamlar şaşırdı.
Beni getiren başkomiser, "Ya Nebi Bey, ne saygısızlık! 5 kelle dediniz resmen konsey üyelerine" dedi.
"Yasa çıkarıyorlar mı? O 5 kelle! 'Sıkıyönetim mahkemelerinde avukatlık kaldırılmıştır.' diye bir yasa çıkarsınlar, siz de rahat edin, biz de rahat edelim" dedim..
Kadınların çok saygın yeri vardır o dönemde.
Yaşadıkları çok ağırdı. O gencecik kızlara yapılan işkenceleri birebir konuşamazdık.
Kenan Evren, Diyarbakır'a Kemal Yamak'ı gönderiyor.
Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi'nde yatan binlerce insana vahşet uygulanıyor.
Bitirirken;
Nebi Bey, kendisiyle konuşan 78'li kadın arkadaşlara, "12 Eylül'ün Türk toplumuna getirdiği kara lekeyi, acıları gelecek kuşaklara nakletmek gibi büyük bir çalışma yaptınız, yapıyorsunuz. Başarılarınızın devamını dilerim" diyor ve teşekkür ediyor...
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish