Dünyada stratejik alanda dönüşümün yaşandığı bir dönemde, NATO'nun 7-8 Eylül 2026'da gerçekleştirilen Ankara Zirvesi'nin sonucu, bu askerî ve siyasi teşkilatın fiilî lideri olan ABD Başkanı Trump tarafından "birlik" olarak ilan edilmişti. Herkes NATO 3.0'dan bahsetmekte ve bu toplantının çok önemli olduğunu belirtmektedir. Daha önceki yazılarımda NATO 3.0'ın ahtapotvari bir yapıya dönüşeceğini ve 6 kol hâlinde müşterek ülkeler komutanlıkları tarzında örgütleneceğini anlatmıştım. Bu yazımda ise vesika tahlil eden bir tarihçi ve seçilen kelimelerin gerçek amacıyla açacağı kapıların nereye varacağını öngören bir stratejist gibi, NATO'nun Ankara Zirvesi Sonuç Bildirisi'ni analiz etmeye çalışacağım.
İlk önce şunu belirtmek gerekir ki devletler arası belgelerin mahiyetlerini kavramada, imza koyan devletlerin nitelikleri arasında gerçek paralellikler mevcuttur. En basit yazılan belgelerin zaman içerisinde nice problemlere veya başarılara yol açtığı bedihidir. Bundan dolayı 36. NATO Zirvesi'nin 6 maddelik Ankara Bildirisi de stratejik, siyasal, taktiksel ve şekli devlet niteliğine bağlı olarak okunacak kadar çeşitli mana ve hedef içermektedir. Diğer bir deyişle bu sonuç bildirisi, stratejik devlet mantığıyla hazırlanan, basit görünümlü ama NATO'yu tamamen dönüştürmeye, yani 2.0'dan 3.0'a geçişe hizmet edecek temel bir metindir.
Biz bu yazıda; "Washington Antlaşması'nın 5. maddesi uyarınca kolektif savunmamıza ve transatlantik bağa olan sarsılmaz bağlılığımızı yeniden teyit" edilmesine, "kolektif üretim kapasitesini genişletmeye ve yeniliği hızlandırmak için sanayi ile birlikte çalışmaya kararlıyız. Müttefikler arasında savunma ticareti engellerini ortadan kaldırılmasına", NATO üyelerinin "2026 yılı için Ukrayna'ya 70 milyar avro askerî teçhizat, yardım ve eğitim sözü vermekte ve 2027 yılında en az eşdeğer seviyeleri sürdürme konusundaki egemen taahhütlerini teyit" etmelerine veya "Türkiye'nin bize gösterdiği cömert misafirperverlik"ten bahsetmeyeceğiz. Bu açık, yani siyasi ifadeleri atlayarak bu tarihî zirve metnine stratejik bir anlayışla yerleştirilen maddeleri eşelemeye çalışacağız. İlk olarak, kuruluşunda Sovyet Rusya'yı düşman gören NATO'nun yeni düşmanının kim olduğu konusunu incelemeye başlayalım.
NATO'nun küresel rakibi: Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC)
Soğuk Savaş sonrasında ÇHC, artan nüfuzu ve devletler arası politikalardaki etkinliği dolayısıyla NATO'nun 2019'dan itibaren zirve bildirilerine girmeye başlamıştır. NATO zirve bildirilerinde 2021'de ÇHC'nin NATO'ya zorluklar çıkarabileceğine temas edilmiş, 2022'de ÇHC'nin rekabetine yer verilmiş ve 2024'te ÇHC'nin meydan okumaya başladığı belirtilmişti. Ancak 2025'teki Hague ve 8 Temmuz 2026 Ankara Zirvesi bildirilerinde ise ÇHC ile ilgili doğrudan bir ifadeye yer verilmiştir.
Tabii bu, ÇHC'nin küresel bir rakip olmaktan çıkarıldığı manasına gelmemektedir. NATO yeni bir ifade türü geliştirmiş ve Ankara Bildirisi'nde de "stratejik rekabet" ifadesiyle adı verilmeden ÇHC işaret edilmiştir. Yani "İttifak, daha geniş güvenlik ortamımızı tanımlayan stratejik rekabete, yaygın istikrarsızlığa, hibrit tehditlere ve tekrarlayan şoklara yanıt vermeye ve uyum sağlamaya devam etmektedir" ile "derin hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, en son teknolojilere… yatırım yapıyoruz" cümlelerinin de ÇHC'ye yönelik kurulmuş olduğunu anlamaktayız. Bu yazım şeklini belirleyen stratejistler, bu sayede ÇHC ile iyi ilişkileri bulunan veya açıktan çatışmaya girmek istemeyen NATO üyelerinin bildiriye imza atmalarını temin etmişlerdir.
Ankara Bildirisi'nde ÇHC'nin adı açıktan geçmese de onun müttefiklerinin isimleri yer almıştır. Mesela ÇHC'nin 1 numaralı müttefiki olan Rusya Federasyonu, Ukrayna bağlamında doğrudan hedefe konulmuştur. "Rusya'nın Avrupa-Atlantik güvenliği ve istikrarına yönelik uzun vadeli tehdidine" karşı NATO üyeleri fikir birliğine varmıştır. ÇHC'nin ikinci derecedeki müttefiki İran hakkında ise NATO üyeleri, "İran'ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiği" hususunda ortak kanaatlerini Ankara Bildirisi metnine yazmışlardır.
Kısacası Ankara Bildirisi'nde, NATO'nun stratejik rakibi olan ÇHC yazılmadan işaret edilmiş, ÇHC'nin müttefikleri olan Rusya Federasyonu ve İran ise resmen kaydedilmiştir. Diğer bir ifadeyle hep söylediğim gibi, "strateji söylenmez, yapılır" anlayışına uygun olarak NATO, artık stratejik rakibinin adını söylemeden icraata geçmeye başlamıştır. Bildiride ÇHC'nin adı yokken, NATO'nun bir üyesinin adı alışılagelmişin aksine defalarca tekrarlanmıştır.
Ankara Bildirisi'nde Kanada'ya özel yer verilmesi
ABD'nin kuzey sınır komşusu olmasına rağmen, ÇHC ile özellikle ticari ilişkileri iyi olan Kanada'nın, 6 maddelik kısa bildiride 3 defa adının geçmesi oldukça dikkat çekmektedir. Mesela "2025 yılında, Avrupa Müttefikleri ve Kanada, temel savunma gereksinimlerine yönelik yatırımlarını 139 milyar dolardan fazla artırdı"; "Avrupa Müttefikleri ve Kanada, Ukrayna'ya sağlanan güvenlik yardımının büyük çoğunluğunu ikili ve çok taraflı yollarla finanse etmektedir" cümleleri buna iyi birer örnektir. Ayrıca NATO'nun geleceği ile ilgili bahiste; "Geleceği inşa ediyoruz… modernize edilmiş bir İttifak. Avrupa Müttefikleri ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte çalışarak İttifakın savunması için daha büyük sorumluluk üstleniyor" ifadelerine yer verilmesi, NATO'nun en zayıf halkası olarak görülen Kanada'yı bu ittifaka daha sıkı bağlama niyetinden kaynaklandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu durum, ABD'nin yeni stratejisine göre oluşturmaya başladığı merkezi alan dâhilinde gördüğü Kanada'yı yanında tutarak ÇHC'den uzaklaştırma stratejisine de uygundur.
Muharip NATO’nun inşası
NATO’nun ÇHC’ye karşı müdafaadan muharipliğe geçmesi hedefinin Ankara Bildirisi'nde dolaylı bir şekilde yer aldığını görmekteyiz. Bildiride NATO üyeleri, “NATO'nun caydırıcılığı ve savunması, uzay ve siber varlıklarla desteklenen nükleer, konvansiyonel ve füze savunma yeteneklerinin uygun bir karışımına dayandığını" tespit ettikten sonra, “Savaş üstünlüğümüzü korumaya kararlıyız” beyanını yapmışlardır.
Bu kararın sadece söylemde olmadığını da “Silahlı kuvvetlerimizi konuşlandırma, yetkilendirme ve sürdürme ile derin hassas vuruş, entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, en son teknolojiler ve istihbarat yetenekleri de dâhil olmak üzere tüm alanlarda yetenek hedeflerimizi gerçekleştirme yeteneğimize yatırım yapıyoruz” ifadeleriyle icraya başlandığını Ankara Bildirisi ile ilan etmişlerdir.
NATO üyeleri, Ankara Bildirisi ile caydırıcı savunmadan, silahlı kuvvetlerini “konuşlandırma”, “yetkilendirme” ve “hassas vuruş” yapabileceklerini kayda geçirmişlerdir. Yani NATO’nun müdafaadan muharipliğe geçişini kabul etmişlerdir. Tabii muharipliğe geçecek NATO’da ilk önce çözülmesi gereken problem, Avrupa-NATO ilişkileridir.
Avrupa modernize NATO’da kalacaktır
Soğuk Savaş’ın bitmesi ve ardından ABD’nin tek kutuplu hegemonyasına karşı ÇHC liderliğinde yeni bir kutbun oluşması ve Rusya Federasyonu’nun ÇHC yanında yer almasıyla birlikte, ABD’nin 2018’den itibaren yeni stratejisini uygulamaya başlaması üzerine özellikle Orta ve Batı Avrupa ülkelerinin güvenlik endişeleri zirveye çıkmıştır.
AB’nin silahlı güç oluşturması, Fransa-İngiltere liderliğinde nükleer savunma sistemi kurulması gibi yaklaşımlarda bir başarı elde edilememiştir. ABD’nin ÇHC’ye karşı küresel mücadeleye girerken Avrupa’nın daha aktif ve aceleci olmasını istemesi bir kargaşaya sebep olmuştur. NATO’nun Ankara Bildirisi ile bu konuda sonuca varıldığı anlaşılmaktadır.
Bildiride, “Geleceğimizi inşa ediyoruz: daha güçlü bir Avrupa, modernize edilmiş daha güçlü bir NATO ittifakında yer alması ile gerçekleşecektir” ifadesi yer almaktadır. Böylece Avrupa’nın, güvenlik açısından ABD liderliğindeki modernize edilmiş NATO, yani NATO 3.0, diğer bir ifadeyle Muharip NATO içinde yer alacağı anlaşılmaktadır. Doğal olarak akla bunun nasıl gerçekleştirileceği sorusu gelmektedir.
NATO kalkanlar kubbesinin kurulması
Yeni teknolojik gelişmeler dolayısıyla artık ülke olarak hedef hâline geldiğini anlayan ABD, hem uzaktan hem de yakından gelebilecek saldırıları engellemek üzere bir sistemin kurulması için çalışma başlatmış ve 20 Ocak 2025’te Trump’ın göreve gelmesiyle bu konu açıklık kazanmıştı. Uzaydan koruma yapılacağını belirten Trump, bu sistemin adını 12 Mayıs 2025’te Altın Kubbe olarak açıklamıştı. Altın Kubbe; Grönland, Kanada, Alaska, Havai ve Jamaika dörtgenindeki büyük bir sahayı içine alacaktır. Bu Altın Kubbe'nin sadece savunma amaçlı değil, saldırı amaçlı da kullanılacağı açıktır.
2026 Ankara Bildirisi ile muharip hâle dönüşeceği belli olan NATO’nun da “entegre hava ve füze savunması, insansız sistemler, en son teknolojiler ve istihbarat yetenekleri”ne yatırım yaptığı açıklanmıştır. Bunun nasıl olacağına da “Birlikte çalışabilir bir transatlantik savaş bulutu geliştiriyor ve güçlü yapay zekâ modellerini benimsiyoruz” ifadesiyle açıklık getirilmiştir.
Bunun manası ise ABD’nin kendi etrafı için düşündüğü Altın Kubbe'nin daha büyük ve daha genişinin kurulması demektir. NATO kubbesinin tek parçadan oluşması zor olacağı için bu kubbenin entegre bir yapıda olması gerekecektir. Bu da ülkelerin veya bölgesel kalkanların birleştirilmesiyle kurulacak NATO Kalkanlar Kubbesi olacaktır. NATO kendi coğrafyasını Kalkanlar Kubbesi ile koruyacaksa, acaba sınırlarında nasıl tedbirler alacaktır?
NATO’nun gayri kurumsal müttefikler temini
Kendi coğrafyasını korumayı ve üyelerinden birine yapılan saldırıyı diğer üyelerin tamamına yapılmış sayacağını Ankara Bildirisi'nde kuvvetli bir şekilde vurgulayan NATO’nun, etrafında koruyucu, yıpratıcı ve hatta vurucu müttefikler teminine başlayacağı anlaşılmaktadır. NATO’nun stratejik rakibinin müttefiklerine karşı iş birliği yapacağı bu ülkelerin NATO’nun üyesi olmasına ihtiyaç duyulmayacaktır.
Bundan dolayı biz bu tür ülkeleri daha önceki yazımızda Gayri Kurumsal ülkeler olarak adlandırmıştık. Bu çeşit NATO müttefiklerinin ilki Ukrayna olmuştur. ÇHC’nin en önemli müttefiki Rusya Federasyonu’nu yıpratma ve hatta saldırı düzenlemede başarılı olan Ukrayna, bu konuda bir model hâline getirilmiştir.
Bu konuyu daha iyi anlamak için Rusların, 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya saldırısından sonraki NATO yıllık zirve bildirilerini incelemek şarttır. NATO; 2023’te “Ukrayna, uluslararası alanda tanınan sınırları içinde bağımsızlığını, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmaya devam ederken, bu ülkeye siyasi ve pratik desteği daha da artırma taahhüdümüzde kararlıyız ve ne kadar sürerse sürsün desteğimizi sürdüreceğiz”; 2024’te “Caydırıcılığımızı ve savunmamızı güçlendirmek, Ukrayna’nın özgürlük mücadelesinde galip gelmesi için uzun vadeli desteğimizi pekiştirmek ve NATO’nun ortaklıklarını derinleştirmek amacıyla yeni adımlar atıyoruz”; 2025’te ise NATO üyeleri, “güvenliği bizim güvenliğimize katkıda bulunan Ukrayna’ya destek sağlama konusundaki kalıcı taahhütlerini yeniden teyit ederler ve bu amaçla, müttefiklerin savunma harcamalarını hesaplarken Ukrayna’nın savunmasına ve savunma sanayisine yönelik doğrudan katkıları da dikkate alacaklardır” ifadelerine yer vermişti.
Ancak 2026 Ankara Bildirisi'nde, “Ukrayna, transatlantik güvenliğe katkıda bulunmaktadır ve müttefikler, Ukrayna’nın özgürlüğünü, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmasında ona verdiğimiz sarsılmaz destek konusunda birleşmiş durumdadır” denilmiştir. Yani daha önceki bildirilerde yer alan “desteği artırma”, “desteği pekiştirme”, “doğrudan katkı” gibi ifadeler yerine, 2026’da Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunması konusunda NATO üyelerinin birleştiği kaydedilmiş, hatta 2026 ve 2027 yıllarında 70 milyar dolar yardım yapılması kabul edilmiştir.
Ankara Bildirisi ile NATO’nun üyesi olmayan ülkeler ile özel müttefiklik kurma usulünü stratejik olarak benimsediği anlaşılmaktadır. Gayri Kurumsal Müttefiklikteki ölçü; bildirideki atıfla NATO ülkelerinin “güvenliğine katkıda bulunma”, remzen ise stratejik rakibin müttefikini yıpratmaya yardım etmesidir. NATO 3.0’ın rakibi ÇHC’nin küresel bir aktör olarak dünyanın her tarafında faaliyet gösterdiği dikkate alındığında, NATO’nun kendi alanı ve civarı dışında nasıl faaliyet göstereceği konusunu da incelemek gerekmektedir.
NATO’nun dünyadaki kilit mekânları kullanarak küreselleşmeye başlaması
Daha önceki hiçbir NATO bildirisinde bulunmayan Hürmüz Boğazı konusunun 2026 Ankara Bildirisi'nde yer almasının stratejik açıdan büyük önemi vardır. Eskiden beri NATO bildirilerinde “deniz güvenliği”nden bahsedilirken, 2021’den itibaren NATO bildirilerinde “seyrüsefer özgürlüğü” yer almaya başlamıştır. NATO Ankara Bildirisi'nde daha da ileri bir adım atılarak Hürmüz Boğazı anılmış ve “İran'ı Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermeye çağırmaktadır” ifadeleri kayda geçirilmiştir.
NATO’nun Ankara Bildirisi'ne giren Hürmüz Boğazı konusunun ABD’nin yeni stratejisiyle ilişkili olması nedeniyle, önce bunu izah etmek şarttır. Zira ABD, 2018’den itibaren yeni rakibi ÇHC’ye karşı uygulamaya koyduğu yeni stratejiye göre, artık dünyanın her kısmına hâkim olmak yerine dünyanın stratejik hedef alanlarını ve bilhassa da kilit mekânlarını kontrol etmeye yönelmiştir.
ABD’nin bu stratejiyi değiştirmesinin sebebi, ÇHC’nin 2013 yılında Bir Yol Bir Kuşak Projesi ile küresel liderlik için ABD’ye rekabete girdiğini ilan etmesiydi. Tabii küresel hâkimiyetini kaybetmek istemeyen ABD’nin buna karşı bir strateji geliştirmesi şart olmuştu. ÇHC’ye her mekânda karşılık vermenin zorluğundan dolayı ABD farklı bir stratejik adım atmış ve dünyadaki kilit mekânları mutlaka kontrol etme hedefini uygulamaya başlamıştır.
ABD, yeni rakibinin stratejisi dolayısıyla Dünyanın Stratejik Hedef Alanları'na bile hâkim olmayı bırakarak, 2021 yılından itibaren enerjisini esas olarak kilit mekânlar için kullanmaya başlamıştır. ÇHC’nin müttefiki İran’ın etkisinin bulunduğu Hürmüz Kilit Mekânı da doğal olarak ABD’nin hedefi hâline gelmiştir.
Hürmüz Boğazı konusunun ABD tarafından gündeme getirilmesi, 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a saldırısından sonra gerçekleşmişti. İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki geçişi engellemeye başlamasıyla ABD de NATO üyelerini yardıma çağırmıştı. NATO üyelerinin, özellikle de İngiltere ve Fransa’nın, NATO’nun görev alanı dışında olduğu gerekçesiyle itirazları üzerine ABD Başkanı Trump, ABD’nin NATO üyelerine her zaman yardım ettiğini ama ABD’nin onlara ihtiyacı olduğunda herkesin uzak durduğunu belirterek, “ABD’nin kimsenin yardımına ihtiyacı yok” demişti.
İran’a karşı önemli bir adım atan ABD de Hürmüz Boğazı çıkışını ablukaya almıştı. İran saldırısı başladığında Hürmüz konusunu hiç dillendirmeyen ABD’nin hedefinin Hürmüz Kilit Mekânı'na yerleşmek olduğunu, 17 Mart 2026 tarihinde Independent Türkçe’de yayımlanan “Hürmüz Kilit Mekânı'nın küresel rekabette ve ABD’nin yeni stratejisindeki yeri” başlıklı makalemde yazmıştım.
ABD, yeni stratejisi çerçevesinde NATO’yu muharip ve küresel olarak kullanılacak bir teşkilat hâline getirmeyi kademe kademe örmeye başlamıştı. Hürmüz Kilit Mekânı'nda NATO’dan da faydalanmak isteyen ABD, 2026 Ankara Bildirisi ile NATO üyelerinin tamamına, “İran'ı Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne tam olarak saygı göstermesi” için imza attırmıştır.
Burada şunu da belirtmek gerekir ki, Hürmüz Boğazı hakkında daha önce ABD’ye itiraz eden İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da NATO’nun Ankara Bildirisi'ne ABD’nin istediği imzayı atmışlardır. Stratejik bir ufukla hareket eden ABD, NATO üyelerini Hürmüz Kilit Mekânı konusunda resmen yanına almıştır.
Bu aynı zamanda NATO’nun dünyadaki bütün seyrüsefer yapılan geçitlere müdahil olmasının da önünü açacaktır. Çünkü Hürmüz’de seyrüsefer konusu, NATO’nun “daha geniş güvenlik ortamımızı tanımlayan stratejik rekabete, yaygın istikrarsızlığa, hibrit tehditlere ve tekrarlayan şoklara yanıt vermeye ve uyum sağlamaya” ilişkin maddesinin içinde yer almaktadır. Yani NATO artık Malakka, Babülmendep, Tayvan ve sair bütün boğazlarda meydana gelecek seyrüsefer problemlerine müdahil olmak zorunda kalacaktır. Bu da ABD’nin dünyanın bütün kilit mekânlarına müdahil olma stratejisi ile uyumlu olacaktır.
Sonuç
Küresel ölçekteki rekabette dönüşümün yaşandığı bir dönemde gerçekleştirilen NATO Ankara Zirvesi’nin Ankara Bildirisi, içinde bazı siyasi kısımlar olsa da NATO’nun dönüşümünü simgeleyen stratejik bir metindir. NATO, Ankara Bildirisi'nde stratejik rakibi olarak ÇHC’nin adını açıkça yazmayarak işaret etmiş, ÇHC’nin müttefikleri olan Rusya Federasyonu ve İran’ı ise resmen kayda geçirmiştir.
ÇHC ile ilişkileri dolayısıyla NATO’nun en zayıf halkası olarak görülen ve ABD’nin yeni merkezi alanı için hayati öneme sahip olan Kanada’nın adı, kısa Ankara Bildirisi'nde defalarca yazılarak ÇHC’den uzaklaşması gerektiği kayda geçirilmiştir. Ankara Bildirisi ile Avrupa’nın güvenliğinin, ABD liderliğinde modernize edilmiş NATO 3.0, yani Muharip NATO içinde yer alacağı kararlaştırılmıştır.
NATO, kendi coğrafyasını savunmak için tek bir kubbenin kurulmasının zorluğu nedeniyle, ülkelerin veya bölgesel kalkanların birleştirilmesiyle bir NATO Kalkanlar Kubbesi kurulmasını kararlaştırmıştır. Ankara Bildirisi ile NATO’nun üyesi olmayan ülkelerle özel müttefiklik kurma usulünü benimsediği, bu Gayri Kurumsal Müttefiklikteki ölçüyü de NATO ülkelerinin “güvenliğine katkıda bulunma” ve stratejik rakibin müttefikini yıpratmaya yardım etme olarak belirlediği anlaşılmaktadır.
2026 Ankara Bildirisi ile NATO üyelerinin tamamı, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüseferi engellemesine karşı ortak görüşe varmış olup, bundan sonra NATO’nun artık Malakka, Babülmendep, Tayvan ve sair bütün boğazlarda meydana gelecek seyrüsefer problemlerine müdahil olmasının önü açılmıştır. Kısacası Ankara Bildirisi, NATO’nun Kuzey Atlantik İttifakı’ndan küresel bir ittifaka dönüşmesini beyan eden stratejik bir belge olarak tarihteki yerini almıştır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish