Değerli Independent Türkçe okuyucuları,
29 Mayıs 2026 Cuma sabahı, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik gece saldırısında kullanılan insansız hava araçlarından biri rotasını aşarak Tuna Nehri'ni geçti ve Romanya'nın doğusundaki Galați kentinde bir apartman binasına çarptı. İki sivil vatandaş yaralandı ve binanın çatısında yangın çıktı. Bazı apartman sakinleri tahliye edildi. Yanan bina, bir NATO üyesi ülkenin topraklarında bulunan, vatandaşların ikamet ettiği bir konut bloğuydu.
Bu nedenle Galați olayı, yalnızca teknik bir drone sapması ya da savaşın "yan etkisi" olarak görülemez. Bu olay, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın artık ne kadar tehlikeli biçimde NATO sınırlarına dayandığını gösteren yeni ve ciddi bir eşiktir.
Romanya açısından bu ilk ihlal değildi. Rusya'nın Tuna boyunca uzanan Ukrayna limanlarını hedef almaya başlamasından bu yana Romanya hava sahası daha önce de defalarca ihlal edilmiş, drone parçaları Romanya topraklarında bulunmuştu. Ancak bu kez olayda siviller yaralandı. Bu ayrıntı, olayın siyasi ve stratejik anlamını değiştiriyor.
NATO toprağında aşılan eşik
Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Daniel Dan, olayı Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı geniş çaplı işgalinden bu yana Romanya topraklarını etkileyen en ağır olaylardan biri olarak değerlendirdi. Bükreş yönetimi, NATO'dan anti-drone kabiliyetlerinin güçlendirilmesi için destek talebini hızlandırdı; ki bu Türkiye'yi ilgilendirir. NATO da Rusya'nın bu tutumunu "pervasız" olarak nitelendirerek, ittifak topraklarının her bir karışının savunulacağı mesajını verdi.
Burada kritik nokta şudur: Olayın kasıtlı bir saldırı olup olmadığı ayrı bir tartışmadır. Ancak kasıtlı olmasa bile, savaşın bu yoğunlukta sürdürülmesi ve bir gecede yüzlerce drone'un kullanılması, taşma riskini neredeyse kaçınılmaz hâle getirmektedir. Bu silah sisteminin NATO sınırlarına yakın bölgelerde yoğun şekilde kullanılması başlı başına ciddi bir güvenlik sorunudur.
Bu gelişmeler karşısında, ABD'den gelecek reaksiyon her ne olursa olsun, Trump yönetiminin vereceği tepki ne olursa olsun, Avrupa güvenlik dayanışmasının pekişeceği aşikârdır.
Avrupa Birliği de bu olay karşısında, aynı zamanda bir AB üyesi olan Romanya'da AB vatandaşlarının yaralanması sebebiyle, haklı olarak çok tepkilidir.
Ancak Romanya gibi eski Varşova Paktı üyesi bir ülkede siviller yaralanırken, siyasi açıdan sükûnet ve itidal çağrısı yapılması yeterli değildir. AB'den farklı olarak NATO'ya tam da bu tür tehditlerden korunmak için katılmış Doğu Avrupa ülkeleri açısından, bu olaydan ötürü acilen caydırıcı tedbirler alınması beklentisi oluşmuştur. Bu hadise, Avrupa güvenlik dayanışmasının ve NATO'nun caydırıcılığının sınanmasıdır.
Dronlar artık cephe hattının ötesinde hayatı şekillendiriyor
Galați olayından daha önce de, Wrocław, Prag ve Orta Avrupa izlenimlerimi kaleme aldığım yazımda vurguladığım gibi, drone savaşları artık yalnızca cephe hattındaki askerî birlikleri değil, cepheden uzaktaki şehirleri, havalimanlarını, limanları, ulaştırma ağlarını ve gündelik hayatın psikolojisini de etkiliyor.
Evet, benim de Wrocław Polonya'daki Erasmus programı sonrası Prag üzerinden dönüş yolculuğumda, 8 Mayıs 2026 günü, bir drone hadisesi yüzünden uçuşum 3 saatten fazla rötar yapmıştı.
Hava sahası ihlalleri, sivil uçuşların ertelenmesi, hava savunma alarm sistemlerinin devreye girmesi, sınır bölgelerinde yaşayan sivillerin tahliye edilmesi ve acil durum protokollerinin sık sık test edilmesi; Orta ve Doğu Avrupa'da yeni bir güvenlik atmosferi yaratıyor. Bu atmosfer, savaşın Ukrayna sınırları içinde tutulabileceği varsayımını her geçen gün daha fazla zayıflatıyor.
Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik bu tür saldırıları yalnızca Ukrayna şehirlerini değil, aynı zamanda Avrupa güvenlik mimarisinin sinir uçlarını da hedef almış oluyor. Çünkü her drone sapması, her hava sahası ihlali, her sivil yaralanma NATO içinde yeni bir istişare, yeni bir hava savunma talebi ve yeni bir caydırıcılık tartışması doğuruyor.
Bu artık yalnızca Ukrayna'nın sorunu değildir. Bu, açık biçimde Avrupa güvenliğinin sorunudur ve dolayısıyla Türkiye'nin de sorunudur.
Rusya'nın stratejik yanlış hesabı
Rusya'nın drone kampanyasının merkezinde önemli bir stratejik yanlış hesap bulunduğunu düşünüyorum. Moskova, Avrupa kamuoyunu yormayı, NATO ülkeleri arasında görüş ayrılıklarını artırmayı ve Ukrayna'ya verilen desteği zayıflatmayı hedefliyor olabilir. Ancak sahadaki sonuç çoğu zaman bunun tam tersi olmaktadır.
Romanya'da, Polonya'da, Baltık ülkelerinde ya da Karadeniz çevresinde yaşanan her hava sahası ihlali, NATO ülkelerinin savunma harcamalarını artırma gerekçesini güçlendiriyor. Her drone parçası, Avrupa'nın doğu kanadındaki ülkelerin güvenlik kaygılarını daha somut hâle getiriyor.
Her sivil zarar, Ukrayna'ya verilen askerî ve siyasi desteğin "uzaktaki bir savaş" değil, doğrudan Avrupa güvenliği meselesi olarak görülmesine yol açıyor. Sınır uçlarına yönelik sınamalar ise Avrupa'da bölünmeyi değil, dayanışma ruhunu güçlendiriyor.
Bu durum, aslında Rusya farkında olmasa da Rusya açısından tam anlamıyla bir güvenlik ikilemidir. Rusya, NATO'yu bir yandan baskılamak isterken ittifakı daha da teyakkuz hâline geçiriyor. Finlandiya ve İsveç'in NATO üyelikleri bunun en açık örneklerinden biriydi.
Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik "özel operasyonu" sonucu tarafsızlık geleneğine sahip ülkeler bile NATO ittifakına yöneldiler. Bugün benzer biçimde, Doğu Avrupa'daki her yeni ihlal NATO'nun hava savunması, drone savunması, mühimmat üretimi ve sınır güvenliği kapasitesini artırma yönündeki iradeyi ve dayanışmayı pekiştiriyor.
Bu bağlamda 2026 NATO Zirvesi'nin 7-8 Temmuz tarihlerinde, Türkiye'nin ev sahipliğinde, Ankara'da yapılacak olması da ayrıca önemlidir. Bu durum, Türkiye'nin ittifak içindeki merkezi konumunu ve Avrupa güvenlik mimarisindeki güçlü rolünü yeniden görünür kılmaktadır.
Türkiye'nin arabuluculuk rolü daha önemli ama daha kırılgan
Galați olayı, Türkiye'nin Rusya-Ukrayna Savaşı'ndaki arabuluculuk rolünü de daha hassas hâle getiriyor. Ankara, savaşın başından bu yana hem Moskova hem Kiev ile diplomatik kanallarını açık tutmaya çalıştı.
İstanbul görüşmeleri, esir takasları, Karadeniz Tahıl Girişimi ve diplomatik temaslar Türkiye'nin bu süreçte oynadığı önemli rolün örnekleridir. Daha dün bu konu hakkında daha umutlu bir yazı yazmıştım.
Türkiye'nin avantajı, iki tarafla da konuşabilen az sayıdaki aktörden biri olmasıdır. Ancak bu diplomatik sermaye sınırsız değildir.
Rusya'nın her yeni tırmanışı, NATO toprağına düşen her drone ve sivilleri etkileyen her olay, Ankara'nın Avrupa başkentlerini "müzakere sürecine hâlâ şans verilmesi gerektiğine" dair argümanını zayıflatıyor. Sivil yaralanma vakaları ve drone hadiseleri karşısında Türkiye'nin Avrupa'daki müttefikleri ikna etme olasılığı azalmaktadır. Çünkü güven artık iyice sarsılmaktadır.
Türkiye, Nisan 2026'da da Rusya-Ukrayna müzakerelerini canlandırmaya çalıştığını NATO Genel Sekreteri ile temaslarında dile getirmiştir. ([Reuters][4]) Ancak diplomasi için zaman penceresi daralmaktadır. Rusya eğer gerçekten müzakere zeminini canlı tutmak istiyorsa, bunu yeni tırmanışları önleyecek ve samimi biçimde yapmak zorundadır.
Türkiye, Rusya'yı ihlallerin sonuçlarından ve ilave yaptırımlardan koruyamaz. Belki bundan birkaç ay önce müzakereleri ve olası bir çözümü destekleyebilecek Avrupa başkentleri, bugün Galați'de yanan bir apartman görüntüsüyle karşı karşıyadırlar. Bu görüntüler kamuoyunun sabrını da, hükümetlerin esneklik alanını da daraltır.
Kabul edilemez olan kabul edilemez kalmalıdır
Galați'de yaşanan olay açıkça şunu göstermektedir: NATO topraklarına yönelen ya da NATO topraklarına taşan saldırılar, kasıtlı olsun veya olmasın, kabul edilemez.
Rusya tarafı muhtemelen bu drone'ların Ukrayna'daki askerî altyapıyı hedef aldığını savunacaktır. Ancak mesele yalnızca niyet değildir. Mesele, bu tür saldırıların öngörülebilir biçimde üçüncü ülkelerin hava sahasına ve sivil yaşam alanlarına taşma riskidir.
Bir gecede yüzlerce drone fırlatıldığında, yalnızca askerî hedefler değil, bölgesel güvenlik dengesi de ateş altına alınmış olur. Bu yüzden Galați olayı bir "kaza" olarak geçiştirilemez. Bu, bilinçli bir operasyonel tercihin sonucudur.
Bu noktada yapılması gereken, tırmanmayı daha da ileri taşımak değil; diplomatik kanalları bir an evvel koşulsuz biçimde açmaktır.
Hem Rusya hem Ukrayna, sonucu en baştan belirlemeye dönük ön koşullar olmaksızın müzakere masasına gelmelidirler. Türkiye gibi hâlâ taraflarla konuşabilen aktörlerin rolü bu nedenle daha da önem kazanmaktadır.
Ancak diplomasinin yaşayabilmesi için sahadaki tırmanmanın da kontrol altına alınması gerekir. Bir yandan müzakere çağrısı yapıp diğer yandan NATO sınırlarına taşan drone saldırılarını sürdürmek, barış masasının altını oymaktan başka bir sonuç doğurmaz. Taraflardan birinin "karşı tarafa güvenilmemesi gerektiği" yönündeki argümanı güçlenir.
Galați çok ciddi ve kesin bir uyarıdır. Bugün uyarı niteliği taşıyan bir olay, yarın kontrol edilemeyen bir krize dönüşebilir. Tarih, kimsenin baştan istemediği ama herkesin yönetilebilir sandığı olaylar silsilesi yüzünden büyüyen savaşlarla doludur.
Bu nedenle bugün verilmesi gereken mesaj nettir: Ukrayna'daki savaşın NATO topraklarına taşmasına izin verilemez. Kabul edilemez olan, kabul edilemez kalmalıdır.
Barış için kalan fırsat penceresi daralıyor. Bu pencere kapanmadan diplomasiye derhal gerçek bir şans verilmelidir.
Kaynaklar:
Reuters, "Romania says Russian drone hit apartment block, NATO condemns Russia", 29 Mayıs 2026.
Associated Press, "Russian drone targeting Ukraine goes astray, crashes into apartment building in NATO member Romania", 29 Mayıs 2026.
NATO, "Türkiye to host 2026 NATO Summit in Ankara", 20 Ağustos 2025.
Reuters, "Turkey trying to revive Russia-Ukraine negotiations, Erdogan tells NATO chief", 22 Nisan 2026.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish