Sırrı Süreyya Önder'in anısına saygıyla… Gezi direnişinin öğrettikleri

Celalettin Can Independent Türkçe için yazdı

İstanbul'da Gezi Parkı protestoları sırasında Taksim Meydanı'nı dolduran kalabalık, Türkiye'nin yakın tarihinin en kitlesel toplumsal hareketlerinden birine sahne oldu

Gezi'nin öğrettiği en önemli toplumsal deneyim, Barış ve Demokrasi Partili (BDP) bir genç erkek ile Atatürk posterli bayrak taşıyan bir genç kızın el ele direnirken, bir MHP'linin kendi işaret sembolüyle polise karşı durması ve onlara destek vermesiydi.

Aynı kesimlerin Sayın Öcalan'ın resmi altında hep beraber halay çekmeleriydi.

Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Alevi, Sünni, Hristiyan, solcu, Atatürkçü vd. kesimlerden insanların; çadırları, aşı, temizliği, gazı paylaşımıydı.

Türkiye halklarının hep özlemini duyduğu barışın, kardeşliğin, zulme karşı birbirine tutunmanın, ortak yaşama iradesinin yaratabileceğinin unutulmaz bir deneyimi oldu Gezi direnişi…

Kendiliğinden gelişen, sosyolojik derinliği olan toplumsal muhalefet karşısında adeta politikasız kalan ve belki de 11 yıllık iktidarı döneminde Batı'da/kendi zemininde ilk kez böylesi bir kitlesel tepkiyle karşılaşan hükümet acz içine düştü.

Bu bakımdan Gezi direnişi, mesajlarını tüm dünyaya net olarak iletmiş ve amacına ulaşmış bir direniştir.

Bundan sonra atılacak adımlar, Gezi direnişinin geleceği ve kaderi açısından hayati önem taşıyor.

Hükümetin referandum önerisini kabul etmeyişimiz hukuken ve insanlığın müktesep hakları açısından doğruydu.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

"Mahkeme kararını bekleme tutumu" hükümet için geri adım olmakla beraber, ona tepkisel reaksiyonları sorgulama zamanı da kazandırıyordu. Bize de ciddi bir hareket sahası sağlamaya aday olan bu tutum, Taksim Dayanışması bünyesindeki kurumsal yapıların çoğunluğunun hemfikir olduğu, barikatın kaldırılması, sembolik çadırlar kurma vs. gibi ortamın yeniden düzenlenmesi tutumu; gerilimi aşağı çekme, taleplerimizin bütünüyle karşılanması politikamızın canlı tutulması açısından gerçekçi ve anlaşılır bir politikaydı.

Bundan sonra hükümetin atacağı adımlar gözlenerek yön tayin edilmesi de öyle.

Ne var ki kimi "sol" gruplardan ve genç kuşaktan gelen "ret ve her koşulda sürdürme" tutumunun aşılması sürece bırakılınca, "bunların niyeti başka" manipülasyonu eşliğinde hükümet güçlerinin saldırısı bilinen sonucu yarattı.

Bu noktada ortaya çıkan gerçek eksiklik, ne yaptığını bilen, ortaya çıkan Gezi "karmaşası" üzerinde söz sahibi olabilecek bir liderliğin olmayışıydı.


Gezi direnişinin öğrettiği diğer bir husus da halkın; kendini yok sayan, kişisel iradesini kamu iradesi hâline getirmeye çalışan, otoriteryen, kibirli siyasete karşı temennaya durmayacağı, sesini yükselteceğidir.

1970'lerde ortaya çıkan, 12 Eylül darbesiyle birlikte üzerinden silindir geçer gibi toprağa gömülen demokratik bilincin 30 yıl sonra yeniden dirilişidir.

Ancak tüm bu tespitlere karşın 2000'nin 19 Aralık Cezaevi operasyonları vahşetini akıldan çıkarmadan bir noktadan sonra aklıselimle hareket etmemiz gerekiyor.

Büyük coşkuların arkasından kıyıcı şiddetle gelen yenilgilere müsaade etmememiz gerekiyor. Türk devlet geleneğinde bunun emsali çok, bunları hep hatırlamamız gerekiyor.

Toplumsal tepkimiz ve özgürlük arayışımız bir atımlık barut olmamalı.

Zirve sandığımız nokta, karşılığı olmayan zafer sarhoşluklarının da yaşanabileceği nokta olabilir.
 

Aydın Aydoğan
Aydın Aydoğan

 

Gezi direnişi yalnızca bir dönemin toplumsal itirazı değil, aynı zamanda binlerce insanın hayatında derin izler bırakan bir deneyimdi.

Gezi'de direnen, bedel ödeyen, Gezi'nin tüm sürecine tanıklık eden isimli, isimsiz kahramanlar da var. Bunlardan biriyle, 78'li yoldaş Aydın Aydoğan ile Gezi'nin sürecini bütünlüklü konuştuk:

Aydın Aydoğan Bey; ilk sorumla ilgili Gezi'yi ortaya çıkaran koşullarla ilgili değerlendirme yapmanı istesem…

Gezi direnişini ortaya çıkaran koşullar toplumun aciliyetleri ve çözümsüz bırakılan sorunları ile ilgilidir. Bu ülkede siyaset, özellikle 12 Eylül 1980 darbesinden sonra, siyasetin belirli bir zümre tarafından yapılabileceği algısı yaratıldı. Geçen zaman içinde toplumsal halk kesimleri bunu hazmedemedi. Üstenci akıl, kimin nasıl okuyacağı, kızlı erkekli okula gidilip gidilemeyeceği, eğitim sisteminden ekolojiye, kadın sorununa kadar hayatın her alanına müdahale etti…

Şehrin orta yerinde olan bir parkın sermayeye peşkeş çekilmesine karşı halktan oy alındı ama icraata dair halkın hiçbir şekilde görüşünün alınmaması ve daha birçok konuda lafta başka, uygulamada başka davranılması, halkın Gezi'de ortaya çıkan doğal tepkisine yol açtı.

Bu tip olumsuz uygulamaların birikimi, Gezi Parkı eylemleriyle bir umut ve direniş sürecine dönüştü.


Gezi öncesi ve sonrasında ülkede siyasi konjonktürle ilgili ne söyleyebilirsin?

Ülkenin yakın tarihi dâhil siyasi iktidarların uyguladığı baskıcı, üstenci, emredici devlet algısı, 2000'li yıllara geldiğimizde artan ölçüde devam ediyordu.

11 Eylül 2001 yılında dünyada ortaya çıkan değişimlerden en hızlı etkilenen ülkelerden biri de Türkiye idi. Türkiye aynı zamanda NATO üyesiydi. Bu nedenle NATO'nun kontrol altında tuttuğu Türkiye'de ABD'li karar vericiler tarafından değişim gündeme getirildi. Sayın Öcalan'ın teslim edilmesi, 28 Şubat postmodern darbesi, ülkedeki yönetim değişikliği hep bu sürecin devamıydı. Gelinen noktada kapitalizmin demokrasi ile dansı bitmişti, ta ki Gezi Direnişi'ne kadar…


Seni Gezi'ye çeken duyguyu sorsam…

Ben bir 78'liyim… Ülkede cereyan eden demokratik toplumsal gelişmelere, işçi ve emekçi eylemlerine karşı duyarlıyım. En önemlisi, bu hasletler ile halkın ortak hikâyesini yansıtan Gezi Direnişi'nin demokrasiye ve adalete yönelik her türlü hukuksuzluğa itiraz etmenin temel bir vatandaşlık hakkı olması, beni Gezi direnişine çeken etmenlerden olmuştur.


Gezi sadece evrensel bir hareket miydi?

Egemen sınıflar, bizden sonra gelen kuşakların etkilenmemesi için 12 Eylül 1980 darbesinden sonra son derece planlı bir şekilde organize edilmiş bir çaba gösterdiler.

Aslında siyasi irade, olayların ilk çıktığı günlerde bunu 3-5 ağaç meselesi gibi bir algı yaratarak Gezi direnişini halkın gözünde basitleştirmeye çalışmış olsa da bu algı çalışması genç neslin ve kuşağımızın etkisiyle başarıya ulaşamadı.

Eylemlerin sadece bir çevre duyarlılığı veya 3-5 ağaç türünden yeşil alan koruması değil; halkın yaşam tarzına, demokratik haklarına ve özgürlüklerine yapılan müdahalelere karşı bir itiraz olduğu kısa zamanda anlaşılacaktı.


Gezi direnişinin sana ve senin gibi katılımcılara ne anlattığını sorsam, en kısa şekliyle ne diyebilirsin?

Gezi direnişi başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlattı...

Gezi direnişi, ayrılıkların değil, aynılıkların olduğu bir haysiyet mücadelesiydi, bunu anlattı…


Gezi direnişinin hayatını nasıl etkilediğini sorsam ya da şöyle ifade edeyim; Gezi'den önceki Aydın ile Gezi'den sonraki Aydın'ı bir kıyaslasanız…

Gezi'den önce de toplumsal tepkilerimiz tabii ki vardı. Yaşadığımız coğrafyada zaten malzeme bolluğu var… Mesela işçi, emekçi, çevre, insan hakları vb. eylemlere katılırdım. Fakat Gezi Direnişi benim için tüm bunlardan farklı bir itiraz dinamiğini içimden çıkarıverdi, duyarlı insan olma potansiyeli ortaya çıktı.

Gezi, güç ile erdemin bir araya geldiğinde toplumda nelerin değişebileceğinin en güçlü örneğidir. Bir ağaca tutunarak her şeyi değiştirebileceğini görmek; işte tüm bunlar benim hayata daha pozitif bakmama sebep oldu.

Gezi'nin bana verdiği en büyük duygu adalet duygusu oldu.

Adalete olan hassasiyetim Gezi direnişi ile benim için daha önem kazandı diyebilirim. Direnişten sonra hayatımız adliye ile hastane arasında sıkışıp kalmıştı.


Gezi direnişi toplumda bir karşılık buldu diye sorsam, ne dersin?

Bence Gezi toplumda ziyadesiyle karşılık buldu. Türkiye'nin 80 ilinde protestolara katılım sağlandı. Halk kitleleri ülkenin idarecilerinin kendilerine yaşam koçu gibi davranmasını istemiyordu. Sokakta, okulda, spor karşılaşmalarında, işyerinde, bilgisayar başında tepkiler her alanda ayyuka çıkmıştı.

O günlerde sosyal medyayı etkin kullanmamızı engellemelere rağmen bu baskılar toplumda karşılık bulmadığı gibi, aksine toplumda eylemlere katılım daha da arttı. Sistemli bir şekilde Gezi direnişini itibarsızlaştırma çabaları boşa gitti. Tüm bu yalanlar, aslında Gezi'nin ne kadar masum ve halktan yana olduğunun ve halkta karşılığının bulunduğunun birer resmidir.


Gezi direnişinin dünyada bir karşılığı oldu diyebilir miyiz?

Gezi direnişi biçiminde olmasa bile tarihin o döneminde dünyanın birçok kentinde benzeri kitle hareketlerinin cereyan ettiğini söyleyebiliriz. Ama bu hareketlerin ne ölçüde Gezi'nin etkisi altında ortaya çıktığını gelinen noktada tespit etmek zor; her şey bir yana, aradan çok zaman geçti…

Şunu söyleyebiliriz; Gezi, lokal bir başkaldırıdan ziyade global bir eylemsellik içinde değerlendirilmesi gereken bir eylem, bir itiraz türüdür… Gezi kapitalizm karşıtı ama tek bir zeminde izah edilemeyen, heterojen, öngörülemeyen bir toplumsal tepkidir.

2013 yılındaki küresel isyan dalgası, dünya genelinde neoliberal politikalara, eşitsizliğe ve otoriter yönetimlere karşı büyük toplumsal hareketlenmelerin fitilini ateşleyenler arasındadır. Bu dönemden itibaren küresel protestolar, yeni iletişim araçları sayesinde hızla yayılarak birbirini ilhamla besleyen uluslararası bir karaktere büründü diyebiliriz.

Bu hareketlerin ortak noktası, tıpkı Gezi'deki gibi iç dinamiklerin; ekonomik adaletsizlik, çevresel tepkiler, yolsuzluk ve temel hak-hürriyet taleplerinin her kıtada ortak bir zeminde buluşmasıdır.

Tarihte çok önemli olaylar vardır; "Keşke orada olabilseydim" diyebileceğimiz günler vardır. Gezi direnişi benim için öyle günlerden biridir. Ben oradaydım.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU