12 Eylül: Darbeler Türkiye'nin kaderi değildir

Prof. Dr. Aygün Attar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Bazı tarihler takvimde kalmaz.

Üzerinden yıllar geçse de bir milletin siyasi hafızasında yaşamaya devam eder.

12 Eylül 1980, Türkiye için böyle bir tarihtir.

Aradan 46 yıl geçti.

Bugün artık 12 Eylül'ü yalnızca "asker yönetime el koydu" cümlesiyle anlatmak yeterli değildir. Asıl üzerinde düşünmemiz gereken, Türkiye'yi o sabaha götüren şartlar, darbenin toplumsal ve siyasal sonuçları ve bütün bunlardan bugüne kalan derslerdir.

Çünkü darbeler bir sabah ansızın ortaya çıkmaz.

Fakat hiçbir toplumsal kriz de darbeyi meşru hâle getirmez.

1970'lerin sonlarında Türkiye ağır bir siyasi, ekonomik ve toplumsal buhranın içindeydi. Sağ-sol çatışmaları sokaklardan üniversitelere kadar yayılmış, siyasi cinayetler artmış, devlet otoritesi ciddi biçimde aşınmıştı. Hükûmetler istikrar üretmekte zorlanıyor, ekonomik sıkıntılar vatandaşın gündelik hayatını doğrudan etkiliyordu.

Dünyada ise Soğuk Savaş bütün sertliğiyle devam ediyordu.

Türkiye sıradan bir ülke değildi. NATO'nun güneydoğu kanadında, Sovyetler Birliği'ne komşu, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Doğu'nun kesiştiği son derece stratejik bir coğrafyada bulunuyordu. 1979 İran Devrimi, aynı yıl Sovyetler Birliği'nin Afganistan'a müdahalesi ve Orta Doğu'daki büyük dönüşüm, Türkiye'nin jeopolitik önemini daha da artırmıştı.

Dolayısıyla 12 Eylül'ü yalnız Türkiye'nin iç siyasi şartlarından hareketle okumak eksik kalır.

Fakat dış şartları dikkate almak başka, darbeyi dış güçlerin hazırladığına ilişkin kanıtlanmamış iddiaları tarihsel gerçeklik gibi sunmak başkadır. Akademik ve siyasi sorumluluk, bu ikisini birbirinden ayırmayı gerektirir.

Kesin olan şudur:

12 Eylül sabahı Türkiye'nin demokratik düzeni kesintiye uğradı.

TBMM feshedildi. Siyasi partilerin faaliyetleri durduruldu ve ardından partiler kapatıldı. Siyasetçiler yasaklandı. Çok sayıda insan gözaltına alındı ve tutuklandı. İşkence, kötü muamele, idamlar ve uzun yıllar devam eden siyasi yasaklar toplumun hafızasında silinmesi kolay olmayan yaralar bıraktı.

Fakat 12 Eylül'ün etkisi bunlarla sınırlı kalmadı.

Darbe, Türkiye'nin devlet mimarisini de yeniden şekillendirdi.

1982 Anayasası ile devlet-toplum ilişkileri, siyasal temsil, temel hak ve özgürlükler ve kurumlar arasındaki denge yeni bir çerçeveye oturtuldu. Sonraki yıllarda bu yapının önemli bölümleri değiştirildi. Buna rağmen 12 Eylül'ün hukuk ve siyaset kültüründeki izleri uzun yıllar tartışılmaya devam etti.

İşte bu nedenle 12 Eylül'ü yalnız geçmişte kalmış bir askerî müdahale olarak değerlendiremeyiz.

O aynı zamanda bize çok temel bir soruyu miras bırakmıştır:

Devleti nasıl güçlü tutacağız ve aynı zamanda demokrasiyi nasıl güçlü kılacağız?

Bana göre bu iki kavram birbirinin karşıtı değildir.

Güçlü devlet, hukukun askıya alındığı devlet değildir.

Güçlü devlet; kurumlarının işlediği, vatandaşının kendisini güvende hissettiği, adaletin kişiye ve zamana göre değişmediği, millet iradesinin tartışmasız biçimde egemen olduğu devlettir.

Aynı şekilde güçlü demokrasi de devletsizlik anlamına gelmez.

Devlet otoritesi ile demokratik meşruiyet birbirinin rakibi değil, doğru işleyen bir hukuk düzeninin birbirini tamamlayan iki unsurudur.

Burada Türk Silahlı Kuvvetleri konusunda da açık ve dikkatli konuşmak gerekir.

Türk ordusu, bu milletin tarih boyunca vatan savunmasında en büyük bedelleri ödemiş kurumlarından biridir. Mehmetçiğin sınırda, sınır ötesinde ve gerektiğinde dünyanın başka coğrafyalarında Türk bayrağı için gösterdiği fedakârlık, günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutulması gereken millî bir değerdir.

Tam da bu sebeple ordunun şerefli vazifesi ile siyasetin vazifesi birbirine karıştırılmamalıdır.

Ordunun yeri milletinin yanında ve vatanının savunmasındadır.

Siyasetin meşruiyet kaynağı ise millettir.

Birinin saygınlığını korumanın yolu diğerinin alanına müdahale etmek değildir.

Türkiye, 12 Eylül'den sonra da demokrasisine yönelik müdahalelerle karşı karşıya kaldı. Her defasında çok ağır bedeller ödedi.

Bu tarih bize çok yalın bir hakikati öğretti:

Sandığın alternatifi tank değildir.

Demokrasi kusursuz değildir.

Siyasetçiler hata yapabilir. Hükûmetler başarısız olabilir. Meclisler zaman zaman çözüm üretmekte zorlanabilir. Toplum ağır kutuplaşmalar yaşayabilir.

Fakat demokratik sistemin yanlışlarının ilacı demokrasiyi ortadan kaldırmak değildir.

Daha fazla hukuk, daha güçlü kurumlar, daha nitelikli siyaset ve daha fazla demokrasi üretmektir.

12 Eylül'ün yıldönümünde bir başka sorumluluğumuz daha var.

Acıları ideolojik kamplara ayırmamak.

Bu ülkenin sağcı gençleri de öldü, solcu gençleri de. Anneler çocuklarını siyasi kimliklerine göre ağlamadı. Cezaevlerinde yaşanan hukuksuzlukların mağdurunun hangi görüşten olduğu, hukuk devleti açısından hiçbir zaman belirleyici olamaz.

Devletin adaleti, vatandaşın siyasi görüşünü sormaz.

Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı seçici bir hafıza değil, ortak bir demokratik hafızadır.

12 Eylül'ü hatırlamak, geçmişle kavga etmek anlamına gelmemelidir.

Tam tersine, geçmişin hatalarından geleceğin devlet aklını çıkarabilmek demektir.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında artık darbeleri tartışan değil, darbelerin toplumsal ve kurumsal zeminini bütünüyle ortadan kaldırmış bir Türkiye idealine odaklanmalıyız.

Devleti güçlü…

Ordusu güçlü…

Meclisi güçlü…

Hukuku güçlü…

Ve hepsinin üzerinde millet iradesi güçlü bir Türkiye.

Çünkü devlet ile millet birbirinin karşısında değildir.

Ordu ile demokrasi birbirinin karşısında değildir.

Hukuk ile devlet otoritesi birbirinin karşısında değildir.

Bunları karşı karşıya getiren anlayışlar Türkiye'ye geçmişte çok ağır bedeller ödetti.

12 Eylül'den 46 yıl sonra geçmişe baktığımızda artık şu cümleyi tereddütsüz söyleyebilmeliyiz:

Darbeler Türkiye'nin kaderi değildir.

Ve hiçbir güç, millet iradesinin üzerinde değildir.

Çünkü Türkiye'nin kaderini ne tanklar ne muhtıralar ne de vesayet odakları yazmalıdır.

Türkiye'nin kaderini millet yazar.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU