Okurlarımdan sık sık, “okuduğun kitaplardan bize de bilgi ver” mealinde yorumlar alıyorum. Bir yandan kitap okuma oranları düşerken, diğer yandan okuyacak kitap bulmak da zorlaşıyor. Bu ikilemde, fırsat bulup okuduklarımı zaman zaman sizinle paylaşmaya ve ana fikirlerini aktarmaya çalışacağım. İlk kitap, gündeme uygun olsun.
Yapay zekâ savaşın kaderini değiştiriyor mu?
Teknoloji ile savaş arasındaki ilişki insanlık tarihi kadar eski. Barutun icadı, zırhlı savaş gemileri, nükleer silahlar ve internet çağının ardından şimdi yeni bir dönemin eşiğinde olunduğu tartışılıyor: Yapay zekâ çağı.
Anthony King’in 2025 yılında Princeton University Press tarafından yayımlanan AI, Automation, and War: The Rise of a Military-Tech Complex adlı kitabı, bu tartışmayı teknik heyecanın ötesine taşıyarak daha derin bir soruya odaklanıyor:
Yapay zekâ gerçekten savaşları otomatikleştirecek mi, yoksa bu dönüşümün merkezinde hâlâ insanlar mı bulunacak?
Askerî sosyoloji alanının önde gelen isimlerinden Anthony King, yapay zekâ ve savaş ilişkisine dair yaygın anlatılara eleştirel bir gözle yaklaşıyor. Kitabın çıkış noktası, son yıllarda giderek yaygınlaşan bir varsayım: Yapay zekâ sistemleri yalnızca savaş alanında kullanılan araçlar değil, gelecekte savaşın karar vericileri de olabilir. Otonom silahlar, sürü dronlar ve algoritmalar tarafından yönetilen harekâtlar, birçok stratejist ve teknoloji uzmanına göre yeni bir askerî devrimin habercisi olarak görülüyor.
King ise bu görüşe tamamen karşı çıkmasa da daha ihtiyatlı bir yaklaşım benimsiyor. Ona göre yapay zekânın askerî etkilerini anlamak için yalnızca teknolojinin kapasitesine bakmak yeterli değil. Asıl önemli olan, bu sistemleri geliştiren, yöneten ve kullanan insan ağlarını incelemek.
Terminatör korkusundan gerçek dünyaya
Kitabın giriş bölümü, popüler kültürdeki yapay zekâ korkularıyla açılıyor. James Cameron’ın 1984 tarihli The Terminator filmi, insanlığı yok etmeye çalışan makinelerin sembolü hâline gelmişti. Aradan geçen kırk yılda yapay zekâ alanındaki gelişmeler, bu tür senaryoların artık yalnızca bilim kurgu olarak görülmemesine yol açtı.
King, özellikle son on yılda yapay zekânın gösterdiği ilerlemenin dikkat çekici olduğunu kabul ediyor. AlphaGo’nun dünya Go şampiyonunu yenmesi, AlphaFold’un protein yapılarını çözmesi ve büyük dil modellerinin ortaya çıkması, teknolojinin olağanüstü potansiyelini ortaya koydu. Ancak yazarın temel iddiası, bu başarıların çoğu zaman yanlış yorumlandığı yönünde.
Kitaba göre yapay zekâ hakkındaki tartışmaların önemli bir kısmı teknolojiyi insanlardan bağımsız, kendi başına hareket eden bir güç gibi ele alıyor. Oysa yapay zekâ sistemleri; veri bilimciler, yazılım mühendisleri, askerî planlamacılar, devlet kurumları ve özel şirketlerden oluşan geniş bir ekosistemin ürünü.
Yeni bir askerî-teknoloji kompleksi
Kitabın en dikkat çekici katkılarından biri, “askerî-teknoloji kompleksi” kavramı. King, Soğuk Savaş döneminin ünlü “askerî-endüstriyel kompleks” kavramını güncelleyerek yeni bir yapı tarif ediyor.
Bu yeni düzende savunma bakanlıkları ile teknoloji şirketleri arasındaki işbirliği giderek daha kritik hâle geliyor. Silikon Vadisi şirketleri, veri analitiği firmaları ve yapay zekâ girişimleri artık savunma politikalarının ayrılmaz bir parçası hâline gelmiş durumda. ABD’de Palantir, Google ve Microsoft gibi şirketlerin savunma projelerindeki rolleri bunun en belirgin örnekleri arasında yer alıyor.
King’e göre yapay zekânın askerî uygulamaları, tek başına bir teknolojik yenilikten ziyade kurumsal ve toplumsal bir dönüşümün sonucu. Bu nedenle savaşın geleceğini anlamak isteyenlerin algoritmalardan çok organizasyonlara bakması gerekiyor.
Yapay zekâ savaş alanında ne yapabiliyor?
Kitap, yapay zekânın askerî alandaki mevcut kullanım alanlarını ayrıntılı biçimde inceliyor. İstihbarat analizleri, hedef tespiti, operasyon planlaması, siber güvenlik ve lojistik süreçler bunların başında geliyor. Özellikle büyük miktardaki verinin işlenmesinde yapay zekâ sistemlerinin insanlardan çok daha hızlı ve etkili olduğu belirtiliyor.
Ancak King, burada önemli bir ayrım yapıyor. Yapay zekâ verileri işleyebilir, örüntüleri tespit edebilir ve tahminlerde bulunabilir. Fakat savaş yalnızca veri işleme sürecinden ibaret değildir. Siyasi hedefler, insan davranışları, belirsizlikler ve rakibin beklenmedik hamleleri savaşın temel unsurları olmaya devam ediyor.
Bu nedenle yazar, yapay zekânın insan komutanların yerini tamamen alacağı yönündeki iddialara şüpheyle yaklaşıyor. Ona göre savaş, hâlâ yoğun biçimde insan muhakemesine ihtiyaç duyan bir faaliyet.
Otonom silahlar gerçekten geliyor mu?
Kitapta geniş yer verilen bir diğer konu ise otonom silah sistemleri. Son yıllarda sürü dronlar ve yapay zekâ destekli silahlar, güvenlik çalışmalarının merkezindeki tartışmalardan biri hâline geldi.
King, bu sistemlerin önemini inkâr etmiyor. Özellikle Ukrayna savaşı ve Karabağ çatışmaları, insansız sistemlerin savaş alanındaki etkisini açık biçimde gösterdi. Ancak yazar, birçok yorumcunun bu gelişmelerden fazla kapsamlı sonuçlar çıkardığını düşünüyor.
Örneğin simülasyonlarda başarılı olan yapay zekâ sistemlerinin gerçek savaş ortamlarında aynı performansı göstereceğinin garanti olmadığını vurguluyor. Gerçek savaş alanları; eksik veriler, elektronik karıştırma, hava koşulları ve beklenmedik insan davranışları nedeniyle çok daha karmaşık ortamlardır.
Bu nedenle kitap, “robot savaşları” senaryolarına mesafeli duruyor. Yapay zekâ savaşın karakterini değiştirebilir, ancak yakın gelecekte tamamen insanlardan bağımsız savaş makinelerinin ortaya çıkacağı fikri King’e göre abartılı bir beklenti.
Teknolojiden çok insan faktörü
Kitabın belki de en güçlü yönü, teknolojik determinizme karşı geliştirdiği eleştiri. Günümüzde yapay zekâ tartışmalarının önemli bir bölümü teknolojinin kendi başına tarihsel dönüşümler yarattığı varsayımına dayanıyor.
Anthony King ise farklı bir noktaya işaret ediyor. Yapay zekâ ne kadar gelişmiş olursa olsun, onu geliştiren, eğiten, yöneten ve kullanan insanlar olmadan işlevsiz kalacaktır. Bu nedenle savaşın geleceğini belirleyecek olan yalnızca algoritmalar değil; devletler, kurumlar, uzmanlar ve askerî organizasyonlar arasındaki ilişkiler olacak.
Sonuç olarak AI, Automation, and War, yapay zekâ üzerine yazılmış birçok popüler çalışmadan ayrılıyor. Teknolojik heyecana kapılmadan, savaşın toplumsal ve kurumsal boyutlarını merkeze alan eser, savunma politikalarıyla ilgilenenler kadar uluslararası ilişkiler ve güvenlik çalışmaları alanındaki okuyucular için de önemli bir kaynak niteliği taşıyor. Yapay zekânın savaş alanındaki yükselişini anlamaya çalışanlar için kitap, geleceğin robot ordularından çok bugünün insan ağlarına bakmayı öneriyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish