Donald Trump'ın "Görev sürem sona ermeden Grönland ABD’nin kontrolüne girecek, hatta buna bahse girerim" çıkışı, ilk okunduğunda Amerikan siyasi şovmenliğinin ya da emlakçı kökenli bir liderin fevri bir beyanatı gibi durabilir.
Ancak küresel stratejinin, güç dengelerinin ve dünyadaki büyük güç rekabetinin soğukkanlı bir okumasını yaptığımızda, karşımızda absürt bir iddia değil, Washington’ın yeni dönem Arktik doktrininin en çıplak ve agresif dışa vurumunu görürüz.
Aslında meseleye biraz geniş açıyla bakmak lazım. Dünya, 19'uncu yüzyılın o katı güç politikalarının, kaynak paylaşım kavgalarının modern ve çok daha sofistike bir versiyonuna geri dönüyor.
İklim değişikliğiyle birlikte eriyen buzullar, Arktik bölgesini sadece bir doğa belgeseli dekoru olmaktan çıkardı; burayı küresel ticaretin, yeni nesil askerî konuşlanmaların ve en önemlisi kritik hammadde savaşlarının merkez üssü hâline getirdi.
Süveyş ya da Malakka boğazlarına muhtaç kalmadan Doğu ile Batı’yı bağlayacak yeni deniz rotaları doğrudan Arktik üzerinden geçiyor.
İşte tam bu noktada, devasa yüzölçümü ve bomboş buz katmanlarının altına sakladığı inanılmaz potansiyelle Grönland, küresel satranç tahtasının en kıymetli kalesi konumuna yükseliyor.
Trump’ın burada hedeflediği şey sadece toprak büyütmek ya da haritaya yeni bir Amerikan eyaleti çizmek değil elbette.
Asıl mesele, Pekin ve Moskova’nın kuzeydeki hamlelerini daha başlamadan boğmak. Çin’in "Kutup İpek Yolu" vizyonuyla bölgeye yatırımlar yapma iştahı, Rusya’nın ise Soğuk Savaş döneminden kalan kuzey üslerini devasa bir askerî yığınakla modernize etmesi, Washington’da çok ciddi bir stratejik panik yarattı.
Danimarka gibi kısıtlı askerî kapasiteye sahip bir NATO müttefikinin, Pekin veya Moskova’nın ekonomik ve istihbarî nüfuzuna karşı Grönland’ı tek başına koruyamayacağını düşünüyorlar.
ABD için bu durum, Monroe Doktrini’nin 21'inci yüzyıl Arktik versiyonunu devreye sokmayı zorunlu kılıyor:
"Kuzey Amerika’nın arka bahçesinde başka bir büyük güce geçit yok" diyor Trump. Aslında bunu Pentagon söylüyor tabii Trump üzerinden.
Meseleye ekonomik güvenlik penceresinden baktığımızda ise tablo daha da berraklaşıyor. Bugün yüksek teknoloji, yeşil enerji, savunma sanayisi ve mikroçip üretimi tamamen nadir toprak elementlerine bağımlı.
Ve bu kritik minerallerin tedarik zinciri neredeyse tamamen Çin’in kontrolünde. Grönland ise dünyanın henüz dokunulmamış en zengin nadir toprak elementi, uranyum ve stratejik maden rezervlerine ev sahipliği yapıyor.
Washington, Pekin’in bu alandaki tekelini kırmak ve kendi savunma mimarisini güvenceye almak için bu kaynaklara doğrudan erişim sağlamak zorunda olduğunun farkında.
Peki, Trump bunu başarabilir mi? Danimarka ve Grönland halkının egemenlik haklarına sıkı sıkıya sarıldığı, Kopenhag’ın "Grönland satılık değildir" tepkisini net bir şekilde koyduğu ortada.
Diplomatik açıdan bakıldığında, bir NATO üyesinin diğerinin toprağına bu şekilde göz dikmesi transatlantik ittifakta ciddi çatlaklar yaratıyor.
Ancak Washington, diplomasinin nezaket kurallarıyla vakit kaybetmek istemiyor. Doğrudan mülkiyet devri olmasa bile, askerî üs haklarının devasa boyutlara ulaştırılması, maden imtiyazlarının Amerikan şirketlerine kapatılması ve bölgenin fiilen bir ABD korumasına alınması gibi hibrit yöntemlerle bu kontrolün sağlanması hedefleniyor.
Pituffik Uzay Üssü zaten yıllardır füze erken uyarı sistemlerinin kalbi olarak işlev görüyordu; şimdi yapılmak istenen, adayı bütünüyle Amerikan güvenlik şemsiyesine entegre etmek.
Trump, her zamanki meydan okuyan, diplomatik protokolleri hiçe sayan ve pazarlık payını en üstten açan diliyle konuşuyor. Ama bu sözlerin altındaki jeopolitik akıl oldukça rasyonel ve soğuk.
ABD, yaklaşan yeni dünya düzeninde Arktik’i ve onun sunduğu hayati kaynakları Çin ya da Rusya’ya kaptırmama konusunda kararlı.
Grönland üzerinden yürütülen bu bilek güreşi, önümüzdeki yıllarda küresel siyasetin ve büyük güçler arasındaki hegemonya mücadelesinin en sıcak başlıklarından biri olmaya devam edecek.
Öte yandan, Trump’ın Grönland hamlesini sadece retorik bir çıkış ya da medya şovu olarak görmek, jeopolitik aklın sığ bir okuması olur.
Önümüzdeki süreçte Washington’dan gelebilecek sürpriz hamleler, uluslararası hukukun ve klasik diplomasinin ezberlerini tamamen çökertecek nitelikte seyredebilir.
Peki ilerleyen süreçte Trump neler yapabilir?
1-) Trump, Danimarka’nın egemenliğini kâğıt üzerinde teğet geçip doğrudan Grönland’ın yerel yönetimiyle "böl-yönet" temelli tranzaksiyonel bir temas kurabilir. Adadaki bağımsızlık yanlısı siyasi aktörlere devasa altyapı fonları, Doğrudan Yabancı Yatırım paketleri ve nadir toprak elementleri üzerinden doğrudan gelir ortaklıkları teklif ederek, adayı Kopenhag’ın finansal ve siyasi ekseninden kademeli olarak koparmayı deneyebilir.
2-) Çok daha agresif bir sürpriz ise güvenlik parantezinde yaşanabilir. Trump, Çin’in Kutup İpek Yolu hırslarını ve Rusya’nın Arktik’teki askerî tahkimatını gerekçe göstererek 19. yüzyıl Monroe Doktrini’ni Arktik ölçeğinde yeniden güncelleyebilir. Bu doğrultuda, Danimarka’nın onay mekanizmalarını baypas edip adadaki ABD askerî varlığını ve Pituffik Üssü’nün etki alanını tek taraflı kararlarla devasa bir stratejik koruma kalkanına dönüştürebilir. Bu sayede, Grönland deniz ve hava sahasını fiilen Washington’ın kontrolüne alabilir.
3-) Diplomasi masasında Avrupa Birliği ve Danimarka’yı köşeye sıkıştırmak adına alışılmadık hukuki formüller ortaya atabilir. NATO yükümlülükleri, gümrük tarifeleri ve ticaret yaptırımları tehdidiyle Kopenhag’a ağır bir şantaj diplomasisi uygulayarak, Grönland üzerinde 99 yıllık kiralama veya Guantanamo tarzı "süresiz egemen üs alanı" gibi özel bir statü zorlayabilir.
Nihayetinde Trump, Grönland’ı kâğıt üzerinde satın alamasa bile adayı ticari imtiyazlar, askerî tahkimat ve finansal bağımlılık ağlarıyla fiilî bir Amerikan koruma bölgesine dönüştürerek küresel satranç tahtasındaki Arktik hamlesini tamamlamak isteyecektir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish
