Silahlı örgütler hangi koşullarda silah bırakır?
Bu soru, son yarım yüzyılın hemen bütün iç savaşlarında tekrar tekrar karşımıza çıktı.
Tarih, silahların çoğu zaman askeri yenilginin ardından değil, siyasi bir gelecek mümkün hale geldiğinde sustuğunu gösteriyor.
Kuzey İrlanda'da İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA), Kolombiya'da FARC ve Güney Afrika'da Afrika Ulusal Kongresi'nin (ANC) silahlı kanadı farklı coğrafyalarda mücadele etti.
Ortak noktaları ise aynıydı. Hiçbiri gelecekte nasıl bir siyasi düzende yer alacağını görmeden silahlarını tamamen bırakmadı.
Silahsızlanma, siyasi uzlaşmanın başlangıcı olmadı. Çoğu zaman onun sonucu olarak ortaya çıktı.
Gazze'de bugün yürüyen tartışma ise bu tarihsel sıralamayı tersinden kurmaya çalışıyor.
ABD Başkanı Donald Trump'ın öncülüğünde oluşturulan Barış Kurulu'nun açıkladığı yol haritasının ardından Hamas'ın silahsızlanmayı ilkesel olarak kabul ettiği yönündeki açıklama, ilk bakışta savaşın seyrini değiştirecek bir gelişme gibi görüldü.
Peki gerçekten öyle mi?
Açıklamanın ayrıntıları, askeri bir dönüşümden çok diplomatik bir hamleye işaret ediyor.
Uzun süredir uluslararası toplumun temel taleplerinden biri Hamas'ın silahlı kapasitesini ortadan kaldırmasıydı.
Hamas ise tartışmayı farklı bir zemine taşımaya çalışıyor. Örgüt, silah bırakmayı ilkesel olarak kabul ettiği mesajını vererek uluslararası gündemi İsrail'in Gazze'deki askeri varlığına çevirmeyi hedefliyor.
Asıl değişim ne?
Yıllardır "önce Hamas silahsızlansın" ekseninde ilerleyen diplomatik tartışmanın yönü değiştirilmeye çalışılıyor.
Bu nedenle yapılan açıklama, silahlardan çok diplomasiyle ilgili görünüyor.
Peki Hamas neden şimdi böyle bir adım attı?
Cevabın önemli bölümü sahadaki askeri tabloyla bağlantılı.
Gazze'de aylar süren operasyonlar örgütün hareket alanını daralttı.
İsrail ordusu kontrol ettiği bölgeleri genişletirken Hamas askeri kapasitesini korumakta zorlanıyor.
Bu şartlarda mücadelenin yalnızca askeri yöntemlerle sürdürülmesinin maliyeti artıyor.
Diplomasi ise yeni bir alan açıyor. Örgüte zaman kazandırabilir.
Uluslararası kamuoyunun dikkatini farklı bir noktaya yöneltebilir.
Bu nedenle Hamas'ın son açıklamasını bir teslimiyet belgesi olarak okumak eksik kalır.
Daha doğru soru şu olabilir:
Örgüt, askeri mücadeleyi diplomatik mücadeleyle destekleyen yeni bir strateji mi izliyor?
İsrail açısından ise aynı gelişme farklı bir anlam taşıyor.
Tel Aviv yönetimi uzun süredir Gazze'den çekilmenin ancak Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasıyla mümkün olacağını savunuyor.
Bu nedenle Hamas'ın açıklaması İsrail'in güvenlik yaklaşımını değiştirmeye yetmiyor.
Sorun nerede?
İsrail açısından mesele, Hamas'ın bugün ne söylediği değil, yarın ne yapabileceği.
Silahların depolanması ya da uluslararası gözetim altına alınması güvenlik açısından yeterli görülmüyor.
İsrail'in hedefi, Hamas'ın yeniden askeri kapasite oluşturamayacağı kalıcı bir düzen kurmak.
Tam da bu noktada taraflar birbirini kilitliyor.
İsrail önce silahların tamamen bırakılmasını istiyor.
Hamas ise önce İsrail'in Gazze'den çekilmesini ve askeri operasyonların sona ermesini talep ediyor.
İki taraf da ilk adımı karşı taraftan bekliyor. Hazırlanan diplomatik planlar da bu güven sorununu aşamıyor.
Asıl düğüm silahların nasıl bırakılacağı değil.
Tarafların neden birbirine güvenmediği.
Dikkat çeken noktalardan biri de kullanılan dil.
Hamas doğrudan "silahsızlanma" ifadesini kullanmıyor. Bunun yerine silahların kullanım dışı bırakılması ya da uluslararası gözetim altında depolanmasını öne çıkarıyor.
Bu tercih rastlantı değil. Silahların teslim edilmesi askeri yenilgiyi çağrıştırıyor. Kullanım dışı bırakılması ise siyasi müzakerenin sürdüğü mesajını veriyor.
Bu yaklaşım Kuzey İrlanda deneyimini hatırlatıyor.
IRA silahlarını kamuoyu önünde teslim etmedi. Silahlar bağımsız uluslararası mekanizmaların gözetiminde aşamalı olarak erişilemez hale getirildi.
Bunun nedeni açıktı. Siyasi uzlaşma da aynı dönemde ilerliyordu. Silahların devreden çıkması ile siyasi süreç birbirini tamamladı.
Peki Gazze'de aynı zemin var mı?
Henüz böyle bir tablo görünmüyor.
Filistin devletinin hangi sınırlar içinde kurulacağı belirsizliğini koruyor.
Gazze'nin gelecekte kim tarafından yönetileceği konusunda ortak bir plan bulunmuyor.
Hamas'ın savaş sonrasında siyasi yapının neresinde yer alacağı da netleşmiş değil.
Bu şartlar altında örgütün elindeki en önemli caydırıcılık unsurundan tamamen vazgeçmesini beklemek, tarihsel örneklerle tam olarak örtüşmüyor.
Aynı durum İsrail açısından da bir güvenlik paradoksu oluşturuyor.
İsrail yönetimi, depolanan silahların yeniden kullanılmayacağına inanmıyor.
Hamas ise siyasi geleceğine ilişkin güvence olmadan silah bırakmanın kendi varlığını sona erdireceğini düşünüyor.
Tarafların birbirine duyduğu güvensizlik, hazırlanan diplomatik girişimlerin önündeki en büyük engel olmayı sürdürüyor.
Peki bütün bunlar ne anlama geliyor?
Gazze'deki mücadele artık silahların sayısından çok, silahların hangi siyasi denklem içinde anlam kazandığı üzerinden ilerliyor.
Bu nedenle diplomasi de çatışmanın merkezine yerleşiyor.
Önümüzdeki dönemde uluslararası toplumun temel sınavı, tarafları silah bırakmaya ikna etmekten çok, bunu mümkün kılacak siyasi zemini oluşturmak olacak.
Tarih, kalıcı barışların teknik silahsızlanma planlarından değil, ortak bir siyasi gelecekten doğduğunu gösteriyor.
Gazze'de açıklanan yol haritası bu nedenle bir barış anlaşmasından çok, yeni bir diplomatik safhanın başlangıcı olarak görülmeli.
Tarafların öncelikleri değişmediği sürece silahlar yalnızca güvenlik meselesi olmaktan çıkacak, uluslararası müzakerelerin en önemli pazarlık unsuru olmaya devam edecektir.
Gazze'de bugün şekillenen şey, silahlardan çok onların belirlediği diplomatik dengedir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish