Mülteci hareketleri denildiğinde akla ilk olarak savaşlar, siyasal istikrarsızlık, yoksulluk ve çevresel krizler geliyor. İnsanların ülkelerini neden terk etmek zorunda kaldıklarını anlamak açısından bunların her biri önemli. Ancak bir başka soru daha var:
Mülteciler neden belirli ülkelere yöneliyor?
Bu soruya verilen klasik cevaplar oldukça tanıdık. Coğrafi yakınlık, güvenlik, ekonomik fırsatlar, göçmen ağları, kültürel ve tarihsel bağlar ile sığınma politikaları hedef ülke tercihinde etkili olabiliyor. Nitekim mülteci hareketleri üzerine yapılan çalışmalar da bu faktörlerin önemini uzun süredir ortaya koyuyor. Fakat bütün bunların yanına başka bir değişken daha eklenebilir mi: Kurumlar?
Daron Acemoğlu ve James Robinson'un Ulusların Düşüşü kitabıyla geniş kitlelere ulaşan kurumsal yaklaşımı burada farklı bir pencere açıyor. Bu yaklaşıma göre kapsayıcı kurumlar hukukun üstünlüğünü, mülkiyet haklarını, demokratik işleyişi ve fırsatlara geniş erişimi desteklerken; dışlayıcı kurumlarda ekonomik ve siyasal güç daha dar bir kesimde yoğunlaşıyor. Acemoğlu ve Robinson bu ayrımı esas olarak ülkeler arasındaki kalkınma ve refah farklılıklarını açıklamak için kullanıyor. Burada ise aynı çerçeveden hareketle farklı bir soru soruyorum:
Kurumlar ülkelerin ekonomik ve siyasal gelişimini etkiliyorsa, mültecilerin hangi ülkeye yöneleceğini de etkileyebilir mi?
Aslında kurumlar ile mülteci hareketleri arasındaki ilişki tamamen yeni bir tartışma değil. Hedef ülkelerin kurumsal kalitesini inceleyen çalışmalar bulunuyor. Ancak burada soruyu biraz değiştirmek mümkün:
Belirleyici olan yalnızca hedef ülkenin kurumlarının ne kadar güçlü olduğu değil, kaynak ve hedef ülkelerin kurumsal yapılarının birbirine ne kadar benzediği olabilir mi?
Bu noktada kurumsal öngörülebilirlik kavramı önem kazanıyor. İnsanlar tamamen yabancı bir kurumsal çevre yerine işleyişini daha fazla öngörebildikleri ve kendilerine daha tanıdık gelen bir kurumsal yapıya yöneliyor olabilirler. Başka bir ifadeyle araştırılması gereken olası mekanizma şöyle kurulabilir:
Bu, kanıtlanmış bir göç yasası değil. Daha çok mülteci hareketlerinin yönünü açıklarken sınanabilecek bir mekanizma önerisi. Coğrafi yakınlığın, güvenliğin, ekonomik koşulların veya göçmen ağlarının önemini ortadan kaldırmıyor; bunların yanına kurumsal bir boyut ekliyor.
3 farklı göç rotası
Bu soruyu 3 büyük mülteci hareketi üzerinden ele aldım: Suriye'den Türkiye'ye, Venezuela'dan Kolombiya'ya ve Ukrayna'dan Polonya'ya yönelen hareketler. Karşılaştırmada ise göç hareketlerinin yoğunlaştığı döneme değil, krizlerden önceki 3 yıllık döneme odaklandım: Suriye-Türkiye için 2008-2010, Venezuela-Kolombiya için 2015-2017 ve Ukrayna-Polonya için 2019-2021.
Kurumsal yapıyı karşılaştırmak için Siyasal İstikrar (Political Stability) göstergesini kullandım. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Siyasal istikrar, kurumsal yapının tamamını temsil etmiyor. Dolayısıyla burada ölçülen kurumsal benzerliğin bütünü değil, onun siyasal istikrar boyutudur.
Türkiye ve Suriye
2011'de başlayan Suriye iç savaşı öncesindeki 2008-2010 dönemine baktığımızda 2 ülkenin siyasal istikrar göstergeleri (100'e yaklaştıkça istikrar artar) arasında, farklılıklara rağmen belirli bir yakınlık gözleniyor. Bu durum, yalnızca “mülteciler daha istikrarlı ülkelere gider” biçimindeki doğrusal açıklamanın her durumda yeterli olmayabileceğini ve kaynak-hedef ülke arasındaki kurumsal yakınlığın araştırılmaya değer olduğunu düşündürüyor.
Kaynak: Dünya Bankası, Worldwide Governance Indicators (WGI), Political Stability, 2008-2010. Görsel yazar tarafından yapay zekâ desteğiyle düzenlenmiştir.
Kolombiya ve Venezuela
Kolombiya ile Venezuela'da benzer fakat daha sınırlı bir görünüm var. Kriz öncesindeki 2015-2017 döneminde 2 ülkenin siyasal istikrar göstergeleri arasında belirli bir yakınlık görülürken, Kolombiya'nın skorları Venezuela'nın üzerinde seyrediyor. Dolayısıyla bu vaka kurumsal benzerlik düşüncesine kısmi bir destek sunuyor; ancak 2 ülkenin tamamen benzer bir kurumsal görünüm sergilediğini söylemek mümkün değil.
Kaynak: Dünya Bankası, Worldwide Governance Indicators (WGI), Political Stability, 2015-2017. Görsel yazar tarafından yapay zekâ desteğiyle düzenlenmiştir.
Polonya ve Ukrayna
Üçüncü örnek ise argümanın sınırlarını göstermesi bakımından belki de en önemlisi. 2022'de başlayan savaş öncesindeki 2019-2021 döneminde Polonya'nın siyasal istikrar göstergesi Ukrayna'dan belirgin biçimde daha yüksek. Dolayısıyla Polonya-Ukrayna örneği, ilk 2 vakada gözlenen yakınlıkla uyumlu değil.
Kaynak: Dünya Bankası, Worldwide Governance Indicators (WGI), Political Stability, 2019-2021. Görsel yazar tarafından yapay zekâ desteğiyle düzenlenmiştir.
Aslında bu üçüncü örnek çalışmanın temel fikrini zayıflatmaktan çok sınırlarını görünür kılıyor. Mültecilerin yönünü tek bir mekanizmayla açıklamak mümkün değil. Coğrafi yakınlık, güvenlik, göç ağları, ekonomik koşullar ve sığınma politikaları önemini koruyor. Kurumsal benzerlik de etkiliyse, muhtemelen bunların yanında çalışan mekanizmalardan yalnızca biri. 3 vaka ve tek bir gösterge üzerinden genel bir kurala ulaşmak bu nedenle mümkün değil.
Buna rağmen Acemoğlu'nun kurumlara ilişkin yaklaşımı mülteci hareketlerini düşünürken farklı bir soru sormamıza imkân veriyor. Savaş, yoksulluk veya siyasal istikrarsızlık insanların neden ülkelerini terk ettiğini açıklayabilir. Fakat göçün hikâyesi sınırı geçme kararıyla bitmiyor. Bir de nereye? sorusu var.
Bu soruya cevap verirken mesafeye, gelire, güvenliğe ve göçmen ağlarına baktığımız kadar kaynak ve hedef ülkeler arasındaki kurumsal ilişkiye de bakmamız gerekebilir.
Belki de mültecilerin yalnızca hangi ülkeden kaçtığını değil, hangi kurumlara doğru hareket ettiğini de sormamız gerekiyor.
*Bu yazı, Viyana Üniversitesi ve Avusturya Bilimler Akademisi (ÖAW) bünyesindeki Institute for Urban and Regional Research tarafından düzenlenen 9th Conference on Migration Research in Austria'da sunduğum “Institutions and Refugee Movements: The Role of Institutional Structures in Shaping Migration Dynamics” başlıklı bildirinin temel argümanlarından hareketle hazırlanmıştır.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish