Renk, gözün gördüğü değil; ruhun hissettiğidir. Ateş'in tuvalleri bu hissin en derin, en kalıcı ve en evrensel adresidir.
Ben Profesör Dr. Uğur Batı. Karar Bilimi Uzmanıyım ve burada sanat, kültür, ikna, idealar ve düşünce patlamaları kaleme alıyorum. O zaman daha sorulurken cevaplanamayan soruların köşesine hoş geldiniz.
Dünya gündemine, ülke gündemine baktığımızda inanın sanata, bilime, felsefeye daha fazla yer vermenin zamanı. Ben de öyle yapacağım ve sizin için dünya çapındaki bir Türk ressamının izini süreceğim. Göstergebilim, retorik ve imaj analizleriyle olacak bu iz sürme. Biraz da felsefe ve yorumbilim olacak. Renkleri, biçimciliği ve orijinalliği ile evrensel bir ressam olan Prof. Dr. İsmail Ateş olacak konumuz.
Metafiziğin renk haritacısı
Felsefe yaparım ve hep derim, metafizik, varlığın görünen yüzeyinin arkasındaki gerçekliği sorgular. Renk ise insan algısının en doğrudan, en öngörülemez ve en sınır tanımaz boyutudur. Bu iki alanı birleştirdiğimizde ortaya çıkan soru, sanat tarihinin en büyüleyici sorularından biridir:
Renk, görünenin ötesini anlatabilir mi?
İsmail Ateş'in tuvalleri bu soruya kendi varlığıyla yanıt verir:
Evet, anlatabilir. Hem de insan dilinin hiçbir sözcüğünün ulaşamayacağı bir derinlikle!
"Ateş Resim" olgusu!
"Ateş Resim" diye bir kavram ortaya atmak istiyorum. Renk estetiğinden yola çıkarak. Kavramı, sanatçının hem adını hem de temel estetikle malzemesini bir araya getiren çift anlamlı bir ifadedir. "Ateş" hem ressamın soyadıdır hem de onun tuvallerindeki en başat rengin kırmızının simgesidir. Ateş elementi, dönüştürücü, arındırıcı ve aydınlatıcı bir güçtür; Ateş'in resim anlayışı da bu 3 vasfı taşır:
Dönüştürür izleyiciyi başka bir algı haline taşır.
Arındırır gereksiz olanı soyup atar, öze ulaştırır.
Aydınlatır görünenin arkasındaki ışığı görünür kılar.
"Ateş renk" olgusu, metafizikle ilgilidir. Metafizik renk, salt optik bir olgu değildir. Rengin fiziksel dalga boyu gözün reseptörlerini uyarır; ama rengin metafizik boyutu, bu uyarının çok ötesine uzanarak ruhun en derin katmanlarına dokunur.
İsmail Ateş'in tuvalleri önünde duran bir izleyici, bu farkı sezgisel olarak hisseder: Baktığı şey yalnızca kırmızı bir yüzey değil; o kırmızının içinde yaşayan ve izleyiciyi içine çeken bir evrensel titreşimdir.
Peki, metafizik renk nedir?
Metafizik renk nedir? İsmail Ateş resmine felsefi bir zemin
Rengin metafizik boyutu, felsefe tarihinde Platon'dan Hegel'e, Goethe'den Wittgenstein'a uzanan uzun bir tartışmanın konusu olmuştur. Platon'a göre renk, duyusal dünyanın bir görünümüdür; ama arkasında idealar diyarının saf biçimleri durur. Rengin güzelliği, bu saf ideayla kurduğu yakınlıktan gelir. Goethe ise rengi yalnızca fiziksel bir olgu olarak değil; ruhun ve doğanın diyalogu olarak tanımlamış, renk deneyimini öznel ve nesnel boyutlarıyla birlikte ele almıştır.
Kandinsky bu felsefi mirası sanat pratiğine taşıyan ilk büyük teorisyen olmuştur. "Görsel Tinsellik Üzerine" adlı manifesto-metninde rengin ruhsal titreşimler taşıdığını, izleyicinin iç dünyasını doğrudan etkileyebildiğini ve bu etkinin görsel temsili aşan bir metafizik gerçekliğe işaret ettiğini ileri sürmüştür. Sarı sinir sistemi uyarır; mavi ruhu derinleştirerek içe çeker, kırmızı güçlü ve kararlı bir varlık hissi uyandırır. Bu teorik çerçeve, İsmail Ateş'in renk pratiğini anlamak için en verimli başlangıç noktalarından birini sunar.
Ateş elementi ve kırmızı: Varlığın en sıcak rengi
Dört element geleneğinde ateş, dönüştürücü ve aydınlatıcı olandır. Toprak kalıcılığı, su akışkanlığı, hava özgürlüğü temsil ederken ateş her şeyi başka bir biçime dönüştürme gücünü simgeler. Simyada ateş, ham maddeyi değerli madene dönüştüren ilkenin ta kendisidir. Bu evrensel simge, İsmail Ateş'in soyadında ve tuvallerinin en baskın renginde aynı anda cisimleşir.
Ateş'in kırmızısı, dekoratif ya da dikkat çekici bir kırmızı değildir. Bu kırmızı ısrar eder; varlığını sakin bir güçle kabul ettirir. Kandinsky'nin teorisinde kırmızı güçlü, canlı ve hareketlidir; sınırsız bir enerji ve kararlılık taşır. Ateş'te bu tanım, metafizik bir boyut kazanır: Kırmızı, hayal gücünü ve varoluşun benzersizliğini temsil eder. Güneşin rengidir; Mars gezegeninin rengidir, yaratıcı ısının, doğurganlığın ve dönüşümün rengidir.
Son dönem "Evren Tasarımları" serisi, bu kırmızı metafiziğinin doruk noktasını oluşturur. Neredeyse tüm yüzeyi kaplayan derin kırmızı alanlar içinde geometrik biçimler yüzer; sanki evrenin kırmızı ısısının içinde kristalleşen anlam parçacıkları gibi. Bu tuvaller karşısında duran izleyici, bir rengi değil bir kuvveti hisseder. Kırmızı burada kozmosu ısıtan o ilk enerjidir; Big Bang'ın rengi, yaratılışın ateşidir.
Kırmızının alanı uçsuz bucaksızdır; manifesto gibi konuşur, sessiz değil ama bağırmaz. Duru bir güçle varoluşunu ileri sürer. Son dönem Evren Tasarımları tuvallerinde kırmızı, güneşin baş rol oynadığı evrene gönderme yapar; kozmik düzenin matematiksel mükemmeliyetiyle yarışır niteliktedir.
İsmail Ateş mavisi: Mavinin metafiziği ve sonsuzluğun rengi
Mavi, insanlık tarihinin en metafizik rengidir. Gök mavisi, tanrısallığın ve aşkınlığın rengi olarak hemen hemen tüm kültürel geleneklerde karşımıza çıkar. Mısır'da lapis lazuli rengi ölümsüzlüğü simgelerdi; Hristiyan ikonografisinde Meryem Ana'nın rengidir, İslam mimarisinde kubbenin mavi rengi gökyüzüyle bütünleşmeyi ifade eder. Batı sanat tarihinde ise mavi; Giotto'nun gök kubbesinden Vermeer'in ışıltılı iç mekân aydınlığına, Yves Klein'in "Uluslararası Klein Mavisi"ne uzanan zengin bir anlam geleneği taşır.
Ateş'in mavisi bu geleneğin içinden gelir ama onu aşar. Onun tuvalindeki mavi uzaklığı ve sonsuzluğu çağrıştırır; ama pasif bir uzaklık değil, çekici bir sonsuzluktur bu. Kandinsky'nin tanımıyla mavi, ruhu derinleştirerek içe çeker; koyu mavi göksel sesler çıkarır, açık mavi yüksek perdeden notalar taşır. Ateş'te mavi, bu tinsel çekim kuvvetinin rengidir: İzleyiciyi kendine çeker, içine sokar, başka bir alana taşır.
Ateş'in tuvallerinde mavinin konumu da metafizik bir anlam taşır. Çoğunlukla büyük kırmızı alanların yanında dar ama kararlı şeritler olarak beliren mavi; sonsuzluğun sınırlı ama vazgeçilmez varlığını temsil eder gibidir. Kırmızının ısısı ile mavinin soğukluğu arasındaki gerilim, varoluşun iki temel kutbu arasındaki metafizik gerilimlerin görsel ifadesidir: Yaratım ve yok oluş, sıcaklık ve soğukluk, yakınlık ve uzaklık, bilinç ve sonsuzluk.
Sarı, İsmail Ateş'te ana ışıktır: Sarının zamansal boyutu ve tüm zamanları kat eden ışık
Sarı, Ateş'in üçlü renk sisteminde zamanı temsil eder. Sanatçıya göre sarı tüm zamanları kat eden bir yapıdadır hem başlangıcı hem ortayı hem de sonu aynı anda taşır. Bu zamansal boyut, sarının evrensel sembolizmiyle örtüşür: Güneşin rengidir, dolayısıyla hem zamanın kaynağı hem de ölçüsüdür. Antik çağlarda güneş saatleri zamanı ölçer; sarı ışığın uzunluğu ve yoğunluğu günün hangi anında olduğumuzu anlatırdı.
Sarının metafizik boyutu ise daha derin ve daha karmaşıktır. Budizm'de sarı aydınlanmanın rengidir; Çin'de imparatorluk ve kozmik merkezin rengi. Goethe'nin renk teorisinde sarı, ışığın maddeye en yakın olduğu hali temsil eder; en hafif, en uçucu, en aydınlık renktir. Ateş'in tuvallerindeki sarı bu özelliklerin tamamını taşır: Hem kozmik bir ağırlık hem de neredeyse maddesiz bir hafiflik. Hem zamanın tüm ağırlığı hem de anın saf hafifliği.
Üç ana rengin metafizik üçgeni kırmızı, mavi, sarı Ateş'in tuvallerinde evrenin üç temel ilkesini simgeler: yaratım (kırmızı), sonsuzluk (mavi) ve zaman (sarı). Bu üçlü, tesadüfi bir renk seçiminin değil; evrenin yapısına dair derin bir sezginin ürünüdür. Sanatçı bu sezgiyi formüle etmez, ama tuvale her yaklaştığında bu sezgiden beslenir.
Sonsuz olan onun tuvalde sonlu olarak görünmekte; oysa o sonsuzluğa yeni bilgiler yollamakta, kırmızı, mavi, sarı manifestolar vermektedir. Bu üç renk manifestosu, evrenin en temel denklemini görsel bir formüle dönüştürmektedir.
İsmail Ateş turkuazı: Aykırı metafizik, beklenmedik tin
Ateş'in dört renkli söz dağarcığının en gizemli üyesi turkuazdır. Ana üçlünün dışında yer alan bu renk, kompozisyonlarda nadir ama belirleyici anlarda belirir. Sanatçı bunu "aykırı renk raporu" olarak tanımlar; dengeyi bozan ama aynı zamanda zenginleştiren bir unsur. Matematiksel bir denklemin beklenmedik çözümü gibi, turkuaz ortaya çıktığında tüm kompozisyon yeniden anlam kazanır.
Turkuazın metafizik sembolizmi de son derece zengindir. Türk ve İran kültürlerinde turkuaz, kötülüğü uzaklaştıran ve bereket getiren bir koruyucu renk olarak kabul görmüştür. Anadolu'nun mavi boncuğu nazar boncuğu bu geleneğin en yaygın gündelik ifadesidir. Sufi geleneğinde ise turkuaz, suyun ve havanın birleştiği noktayı, yani ruha geçişin eşiğini simgeler. Ateş'in tuvallerinde turkuazın bu eşiksel anlamı sezilir: O renk göründüğünde, bir sınırdan öte geçilmektedir.
Turkuazın beklenmedik belirişi, Ateş'in metafizik renk anlayışının en özgün boyutlarından birini oluşturur. Ana üçlünün kurduğu evrensel dengeye karşı çıkan bu "aykırı ses", evrenin kendi içinde barındırdığı sürprizin, düzenin içindeki kaosun görsel ifadesidir. Büyük bir fuga içindeki beklenmedik bir armonik sapma gibi, turkuaz Ateş'in tuvallerine o olmadan eksik kalacak bir boyut katar: İlahi sürpriz, kozmik ironi, varoluşun öngörülemezliği.
Bitirirken: Geometri ve metafizik, Tanrı'nın düşünce biçimi ve ateş resim!
Eski Yunan matematikçisi Pisagor, sayıların evrenin özünü oluşturduğuna inanıyordu. Platon ise Akademia'sının kapısına "Geometri bilmeyenler girmesin" yazdırmıştı. Bu iki antik önerme, Ateş'in sanatsal felsefesiyle şaşırtıcı bir örtüşme içindedir: Geometrik formlar, sanatçı için evrenin temel yapısını yansıtan kutsal biçimlerdir. Yalnızca estetik bir araç değil; varoluşun kendisinin dilidir geometri.
Frithjof Schuon'un İslam metafiziği bağlamında geliştirdiği form anlayışı, Ateş'in geometrik düşüncesiyle doğrudan rezonansa girer: Üçgen ahenktir, kare sebattır. Bu formlar sayıyla özdeşleşerek kaynağına bağlanma çabası taşır. Sanatçının tuvallerindeki üçgenler ve kareler, yalnızca görsel biçimler değil; evrensel armoninin ve kalıcılığın simgeleridir. Her üçgen, düzenin ve uyumun sessiz beyanıdır; her kare, değişmez olanın tuvaldeki huzurudur.
Bu metafizik geometri anlayışı, Ateş'in tuvallerini sıradan soyut resimden ayıran en temel özelliklerden birini oluşturur. Çoğu soyut ressam formu özgürce kullanır; Ateş ise formu seçerken evrensel bir anlam hiyerarşisine göre davranır. Her biçim, taşıyabileceği en yüksek metafizik yükü taşımak üzere seçilir ve konumlandırılır. Bu seçim süreci bilinçli bir hesabın değil; derin bir içgüdünün ürünüdür. Ve bu içgüdü, sanatçının en büyük metafizik yeteneklerinden biridir.
Çok ilham verici bir yazı oldu diye düşünüyorum. Bir ressamın 360 derece, panoramik bir ifadesi.
Şimdi burayı bitiriyoruz. Konuşulacak çok şey var doğrusu. Başlarken demiştim:
Ben Profesör Dr. Uğur Batı.
Karar Bilimi Uzmanı ve 3 boyutlu düşünce ahtapotuyum.
Ve hepinize şöyle sesleniyorum:
Biz size düşünmeyin demiyoruz, hobi olarak yine düşünün.
Ve büyük düşünün ki seneye de düşünürsünüz!
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish