Bir Amerikan başkanı, Rusya'nın yörüngesindeki bir ülkenin seçiminde ilk kez taraf oldu. Donald Trump, 28 Mayıs günü Truth Social hesabından Nikol Paşinyan için "yeniden seçilmesine tam ve mutlak desteğini" ilan etti, onu "büyük bir dost ve lider" diye niteledi. Mesajın kapanışı ise manidardı: "Make Armenia Great Again."
Peki Vaşington, Hazar'a uzanan bu küçük dağ ülkesinde neden bu kadar yüksek sesle sahaya indi?
Cevap, 7 Haziran'da Erivan'da atılacak oyların aslında Erivan'la sınırlı kalmamasında saklı. Bu seçim, Güney Kafkasya'nın bir asırlık Rus vesayetinden kopup kopmayacağına dair bir referanduma dönüştü.
Anketler ne gösteriyor?
Tablo ilk bakışta Paşinyan lehine. 22 Mayıs tarihli IRI anketinde Sivil Sözleşme partisi yüzde 32 ile birinci sırada. En yakın rakibi, Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan'ın "Güçlü Ermenistan" bloku yüzde 7-8 bandında. Eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı yüzde 3-4'e gerilemiş durumda. Аşina olduğumuz o eski milliyetçi cephe, fiilen marjinalleşti.
Ama rakamların arkasında bir paradoks var. Paşinyan sevilen bir lider değil. 2021'deki yüzde 47'lik desteği bugün yarı yarıya erimiş halde. Onu ayakta tutan şey kendi popülerliği değil, muhalefetin parçalanmışlığı ve seçmenin yüzde 40'ının "hiçbir siyasetçiye güvenmiyorum" demesi. Yani Paşinyan, sevildiği için değil, alternatifi daha zayıf göründüğü için önde.
Kampanyanın asıl ekseni iç politika değil, dış yönelim. Batı'ya yaklaşma ile Rusya'ya dönüş arasındaki tercih. Karapetyan ordunun güçlendirilmesini ve Moskova ile yeniden müttefikliği savunurken, Koçaryan "garantili barış" formülüyle Rusya'yı yeniden denkleme sokmaya çalışıyor.
Paşinyan neden iki ateş arasında dans ediyor?
İşte bu yazının ana merkezi burası. Paşinyan iktidarda kalmak için aynı anda 2 yöne hamle yapıyor:
- Birincisi, Vaşington'a yaslanmak. 26 Mayıs'ta, seçimlere iki hafta kala, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile Erivan arasında "Stratejik Ortaklık Anlaşması" imzalandı. Bu, Ermenistan'ın Rus yörüngesinden Batı kampına geçişini kurumsallaştıran bir belge. Trump'ın açık desteği de bu zincirin son halkası. Karşılığında Moskova sert tepki verdi: konyak ve maden suyuna ithalat yasağı, doğalgaz tehdidi ve Putin'in "Ukrayna senaryosu" uyarısı.
- İkincisi (ve Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren kısmı), "Gerçek Ermenistan" söylemi. Paşinyan, "Tarihi Ermenistan" hayalinin ülkeyi yeni bir askeri yıkıma sürükleyeceğini savunuyor, ülkenin uluslararası tanınan 29.743 kilometrekarelik sınırlarına çekilmesi gerektiğini açıkça dile getiriyor. Sözde "soykırım" anlatısını geri plana itmesi, Ararat iddialarını "paslı silahlar" diye nitelemesi tesadüf değil. Bunlar, Türkiye ve Azerbaycan'ı yanında tutmaya yönelik hesaplı adımlar. Çünkü Kars-Gümrü hattının açılması, Erivan'ın fiziki olarak Batı'ya bağlanmasının tek yolu.
Kısacası Paşinyan, hayatta kalmak için bir eliyle Vaşington'a uzanıyor, diğer eliyle Ankara ve Bakü'yü tutuyor.
Vaşington bölgeye girerken aslında kimi kuşatıyor?
Paşinyan'ın bu dansı, ABD'ye Güney Kafkasya'da kalıcı bir zemin yaratıyor. Ve Vaşington bu zemine basarken tek hamleyle iki devi sıkıştırıyor.
Anahtar, "Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu" (TRIPP). Geçmişte "Zangezur Koridoru" diye bilinen bu hat, Ağustos 2025'te Vaşington'da imzalandı; Ermenistan'ın güneyindeki Sünik üzerinden Azerbaycan anakarasını Nahçıvan ve Türkiye'ye bağlıyor. İşletme hakkı 49 yıllığına yüzde 74 ABD ortaklı bir şirkette. Yani İran sınırında, fiilen Amerikan denetiminde bir koridor.
Bu koridor Rusya'yı güneyden kuşatıyor; Moskova'nın Kafkasya'daki son kozlarından birini, Gümrü'deki 102. askeri üssünü işlevsiz bırakıyor. Aynı koridor İran'ı kuzeyden kuşatıyor; Tahran'ın kuzeydeki tek dost sınır kapısını yalıtıyor. 28 Şubat'ta başlayan ABD/İsrail-İran çatışmasının gölgesinde bu hat, İran için doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidine dönüşmüş durumda.
Burada İran’ın hatasını söylemeden geçmemek lazım. Zengezur koridoruna destek vermiş olsaydı, ABD’nin bölgeye gelişi söz konusu olmayabilirdi. "Orta büyüklükte güçlerin kendi aralarında anlaşamamaları, büyük güçlere alan açar" cümlesi için somut bir örnek.
Bu arada Bakü, 2020 ve 2023 zaferlerinin ardından elindeki üstünlüğü çok yönlü ve aktif bir dış politikaya çeviriyor. İsrail ile derinleşen savunma ortaklığı, İlham Aliyev'in İran'daki etnik Azeri nüfusa yönelik söylemleri ve Mart 2026'da Nahçıvan Havalimanı'nın İran kaynaklı dron saldırısıyla vurulması, bölgenin ne kadar gergin bir tel üstünde yürüdüğünü gösteriyor.
Türkiye için fırsat mı, tuzak mı?
Tablonun Ankara'ya bakan yüzünde hem fırsatlar hem de riskler var.
Fırsat tarafı somut: TRIPP'in açılmasıyla Türkiye, Gürcistan'ı baypas ederek Nahçıvan üzerinden Hazar havzasına doğrudan karasal erişim kazanır. Kars-Gümrü demiryolu 33 yıl sonra canlanır, Orta Koridor'da nakliye süresi deniz yoluna kıyasla haftalardan günlere iner. Üstelik Paşinyan'ın tarihsel anlatıyı yumuşatması, Türkiye'nin diplomatik yükünü hafifletir.
Risk tarafı da bir o kadar gerçek. Sınırdaki aktif ABD-İran savaşı, Sünik'teki ulaştırma projelerini İran'ın hedef tahtasına oturtuyor. Türkiye sınırına yakın alanların vurulması ihtimali masada. Diğer yandan, ABD’nin Ermenistan ve Azerbaycan’ı NATO’ya daha fazla yakınlaştırması Rusya’nın bölgede yeni gerginlikler çıkarması için sebep yaratabilir. Seçimi Rusya destekli muhalefet kazanırsa barış süreci iptal edilebilir, yeni bir savaş patlak verebilir. Ve en az bunlar kadar önemlisi: ABD'nin bölgeye yerleşmesi, Türkiye'nin doğal nüfuz alanında istemediği kalıcı bir aktör yaratıyor.
İşte Ankara'nın ince çizgisi tam burada. Paşinyan'ın rasyonel barış adımlarını desteklemek, ama bölgenin Rusya, ABD ve İran arasında yeni bir cephe hattına dönüşmesine de izin vermemek. Sandığa atılan her oy Erivan'ın kaderini belirleyecek; ama o kaderin gölgesi, Kars'tan Hazar'a kadar uzanıyor.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish