2017’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’dan İstanbul’a bir adalet yürüyüşü başlatmıştı. Yürüyüşün 11. gününde, bayram şartlarında Bolu’nun girişindeki bir mola yerine gelmiş, oradan da birkaç araç değiştirerek yürüyüş kafilesinin Bolu’da konakladığı tır garajına varmıştım. Sabahın erken saatleriydi. Kılıçdaroğlu’nun ayakları morarmış, bir konteynerde dinleniyordu.
Her sabah saat 7 gibi kafile yürüyüşe koyuluyor, yoldaki sataşmalara karşı, verebileceğiniz tek yanıtın, “Hak, hukuk, adalet” olduğu tembihleniyordu.
Bir gün, Prof. Dr. Egemen İdiman ile yürüyordum, diğer bir gün sanatçı Edip Akbayram ile… Hatta bir gün Zonguldak’tan genç bir mühendis ile yol arkadaşlığı yapıyorduk, “Cüzdanımı düşürmüşüm. Maaşımı da yeni almıştım” diye dövünüyor.
Hava kararıp da mola verdiğimizde, genç bir kız mühendis arkadaşımızı aradığını belirttikten sonra, yolda bulduğu para dolu cüzdanı iade etmişti.
Üçüncü gün kameramanım bana katılmış, röportajlar nedeniyle öğleden sonra yürüyüşte bana aç kaldığını anlatıyordu ki, önümüzde yürüyen iki genç kız çantalarından ailelerinin kendileri için hazırladığı sandviçleri bize ikram etmek istediler, reddettim. “Yiyeceğinizi alamam.”
“Sizin açken, biz bu yürüyüşe tok olarak devam edersek, ‘hak, hukuk, adalet’ nerede kalır” yanıtıyla kaliteli ve seçkin bir kafileyle yürüdüğümü düşünmüştüm.
Sonraki günün akşamı bir partilinin cenazesi nedeniyle Kılıçdaroğlu Ankara’ya döndü. Ve sabah onsuz kafile yolu yarılamıştı. Öğle saatlerinde 12 kilometre kadar yürümüş, yine Bolu’da ormanlık bir arazide mola verilmiş, Kılıçdaroğlu’nun dönmesi bekleniyordu.
Mutlak butlan ile CHP genel başkanlığına geri dönmesinin konuşulduğu bir dönemde, önceki ay yazdığım e-posta ile Kılıçdaroğlu’na bu olayı anımsattım.
O gün hile yaparak mola yerine kadar aracınızla gelip, son bir kilometreyi yürüyebilme olasılığınıza karşı, kameramanım ile kafilenin yürüyüşe başladığı noktaya geri dönüp beklemeye başladık. Bizi görmediğiniz bir yerdeydik. Sıfır noktasından yürüyüşe başladınız ve tüm yürüyüş boyunca hile yapmamıştınız.
Mesajıma şöyle devam etmiştim:
Dürüstlüğünüzü takdir ediyorum. Ancak, bu tablo içerisinde başkanlık teklifini kabul etmeniz, partiyi bölecektir. Lütfen kabul etmeyiniz!
Bugün, o noktaya geldik.
Ne yazık ki, insanlarda bir umutsuzluk hali giderek yayılıyor.
Bazen kahramanlık geri adım atmaktır!
Hero/Kahraman, başrolünde Jackie Chan’in oynadığı ve 18 asır öncesinin bölünmüş Çin’ini anlatan bir film.
İmparatorluk öncesi dönemde birbirlerine düşman yedi krallığa bölünen Çin’in kuzeydeki Qin eyaletinin ilk Çin imparatoru olma saplantısındaki kralı, büyük bir suikast tehlikesi altındadır. Diğer altı krallıktan gelen saldırılara karşı, suikastçıları öldürdüğünü belirterek güvenini kazanmaya çalışan kahramanımız (Jackie Chan), aslında kralı öldürmeye gelen bir suikastçıdır.
Kralı öldürecek kadar yaklaştığı bir anda, suikastın Çin’in parçalanmış yapısına hizmet edeceğini fark ederek kendini ihbar eder. Böylece hükümdar Ying Zheng, Çin'i tek çatı altında birleştirerek "Şi Huangdi" adını alır ve Çin'in ilk imparatoru olur.
Bölünmek yerine birleşen Çin ile ortak yazı sistemi, standart ölçü birimleri ve yolların geliştirilmesi gibi reformlarla sonraki iki bin yıllık Çin medeniyetinin temelleri atılır.
Güven sınavı
Türkiye bugün liderlik, CHP’nin geleceği ve seçim tartışmasının içinde olduğu kadar, aynı zamanda ülkenin ortak geleceğine dair bir güven sınavından geçiyor. Toplumun farklı kesimlerinde hissedilen umutsuzluğun temelinde de bu var. Herkes kendi kahramanını arıyor. Oysa tarihin dönüm noktalarında kahramanlık, her zaman ileri atılmakla ortaya çıkmadı. Bazen bir makamı reddetmekte, bazen kişisel hırsları geri plana itmekte, bazen de kendisi için mümkün olanı değil, ülkesi için gerekli olana yönelerek ortaya çıktı.
Çin efsanesindeki suikastçı, kılıcını kullanabilecek güçteyken onu kınına koymayı seçmişti. Çünkü o an, kendi davasından daha büyük bir davanın varlığını görmüştü. Türkiye'nin de bugün ihtiyaç duyduğu şey, kazanmak uğruna her şeyi göze alan yeni kahramanlar değil; gerektiğinde geri adım atabilen, uzlaşabilen ve kişisel hesaplarındansa toplumun ortak yararını önceleyen devlet ve siyaset insanlarıdır.
Belki de bu yüzden Türkiye'nin aradığı kahraman, kalabalıkların omuzlarında yükselen kişi değil; gerektiğinde bir adım geri çekilerek milyonların önünü açabilen kişidir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish