Modern tarihin en ırkçı ülkesi, ayrımcılığa karşı mücadelede dünyaya en ünlü iki kahramanını kazandırdı; birincisi, Hindistan'ın şimdi (Ocak 1948) ölüm yıldönümünde andığı Mahatma Gandhi, ikincisi ise Nelson Mandela. İkisi de avukattı. İkisi de koyu tenliydi, biri Hint diğeri Afrikalı ve ikisi de şiddete karşıydı.
Gandhi'nin ölüm yıldönümünde, Hindistan üzerindeki etkisinden geriye ne kaldığına dair çeşitli çalışmalar yapıldı. Gerçekten de çok az şey kaldı. Büyük bir ulusun kurtuluşunun tarım sisteminde yattığına inanan adam, yaşasaydı yoksulların ve açların ülkesinin şimdi dünyanın beşinci büyük ekonomisine sahip olduğunu görecekti. Kadın haklarına karşı savaşırken ne kadar yanıldığını görecekti. Bir zamanlar Hindistan'ı karakterize eden yavaş yaşam temposunun şimdi canlı, genç ve hızlı olduğunu gözlemleyecekti.
Gandhi'nin mirası, Hindistan diplomasisinde sürekli bir unsur olmayı sürdürdü. Ancak Narendra Modi 2019'da “Gelecek nesillerin Gandhi gibi birini hatırlamasını nasıl sağlayabiliriz?” diye sormuş olsa da Hindistan'daki Hindu sağcılar Gandhi'nin katili Nathuram Godse'yi onurlandırıp anıyorlar.
Gandhi'nin sömürgecilik karşıtı siyasi hareketi Güney Asya'da birçok kişiyi diktatörlüğe karşı isyana teşvik ederken, sınıf eşitsizliği konusundaki uzlaşmacı yaklaşımı ve eşitliğe karşı oluşu, Mohandas Gandhi'nin Hindistan tarihi üzerindeki etkisi ile varlığının Batı'nın Hindistan algısını nasıl şekillendirmeye devam ettiği konusunda soruları gündeme getiriyor. Abartmadan söylemek gerekirse, Gandizm, en az beş iklim bölgesini, yüzden fazla dil ve lehçeyi, beşten fazla resmi dini içeren 4 milyon kilometrekareden fazla bir alanı kapsayan binlerce yıllık “Hindistan tarihini” örtüyor. Peki, bir insanın etkisi ne kadar geniş olabilir?
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Şarku'l Avsat
© The Independentturkish