Uzun gazetecilik kariyerim boyunca, 1961'de İngiliz Savunma Bakanı John Profumo'nun, Christine Keeler adlı bir kadınla yaşadığı evlilik dışı ilişki nedeniyle istifa etmesiyle sonuçlanan skandal başta olmak üzere birçok ahlaki olaya veya skandala tanık oldum. İstifa etmek zorunda kalmasının nedeni ilişkinin kendisi değildi, aksine Profumo'nun Keeler'ın aynı anda Sovyet askeri ataşesiyle de ilişki yaşaması nedeniyle ulusal güvenliği tehlikeye atmasıydı. Profumo istifa etti ve hayatının geri kalanını sosyal çalışmalara adadı.
Dar bir çevreye eğlence ve zevk hizmetleri sunan Dr. Stephen Ward ise intihar etti.
Jeffrey Epstein'ın intiharı haberi çıktığında ve fuhuşun siyaset, güvenlik ve ahlaki standartlarla iç içe geçmesinden bahsedildiğinde Dr. Ward'ın adı akla geliyor. Tüm bu skandalların çarpıcı yanı, hepsinin Batı'da, basın özgürlüğünün ve hatta iftira özgürlüğünün hakim olduğu bir yerde meydana gelmiş olmasıdır. Örneğin, Prenses Diana'nın ilişkileri ahlaki skandal olarak değil, sıradan aşk ilişkileri olarak değerlendirildi, çünkü herhangi bir güvenlik sorunu teşkil etmiyordu. Başkan John F. Kennedy ve ilişkileri de basının bugün bile kınamaya devam ettiği skandallar arasında yer almıyor.
Sorun aşk değil, siyaset. Ve Batı'da ahlaki standartlar giderek gevşiyor. Prens Andrew, yasadışı ve ahlaksız eylemlerde bulunan sapkın bir grubun parçası olduğu için tüm kraliyet unvanlarından ve ayrıcalıklarından mahrum bırakıldı; her zamanki gibi kötü şöhretli ilişkileri olduğu ve taht ile kraliyet ailesini zor durumda bırakan skandal durumlarda yer aldığı için değil.
Ancak ilk kez, ABD ve İngiltere'deki bazı çevreler genel olarak ahlaki çöküş konusunu gündeme getirdi. Ve okullar ile üniversitelerde davranış ve eğitim konusu da gündeme geldi. Birçok kuruluş, eşcinselliğe ve bunun normalleştirilmesine karşı mücadele etmeye başladı.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Şarku'l Avsat
© The Independentturkish