Türkiye'de merkez sağın geleceği

Vahap Uluç Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Reuters

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK Parti) uzun süredir devam eden iktidarı karşısında tartışılan konulardan biri merkez sağ siyasetin geleceğidir.

Merkez sağa oy veren seçmenin büyük bir kısmı, kuruluşu ile birlikte AK Parti'yi tercih etti ve 20 yılı aşkındır AK Parti bu seçmen kitlesini konsolide etmekte.

Merkez sağın daha seküler olan az bir kısmı ise Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) gibi diğer partilere yöneldi.

AK Parti’nin iktidara geldiği tarihten bu yana hiçbir varlık gösteremeyen merkez sağdan hâlâ bahsetmek mümkün mü?

Merkez sağ neden bu kadar geriledi?

Merkez sağın bir geleceği var mı?


Merkez sağ ve merkez sağ seçmen

Yukarıdaki soruların cevabını bulmak için merkez sağın ve bu siyasi çevrenin oy devşirdiği geniş toplumsal kesimlerin temsil ettiği toplumsal ve siyasal kültürün ne olduğuna bakmak gerekir.

Bu anlayışın geçmişini, başını Prens Sabahattin’in çektiği Ahrar Fırkası’na kadar götürmek mümkün.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Merkez sağ, Metin Heper’in de ifade ettiği gibi bürokratik elitlerin hâkimiyetine karşı bir “protesto” hareketidir.

Başka bir ifade ile katı modernist bürokratik devlet anlayışına karşı kültürel bir tepkidir.

Türkiye'de geniş seçmen kitlesi; Batılı anlamda demokrasiyi içselleştirmemiş olsa da demokrasiye olumlu bakan, siyasal İslamcılar kadar İslamcı olmasa da dinî hassasiyetleri olan, Kemalistler kadar seküler değilseler de modern yaşama “evet” diyen, ülkücüler kadar Türkçü olmasalar da Türk milliyetçiliğini benimsemiş olma özelliğine sahiptir.

Merkez sağ, yukarıdaki sosyoloji ile uyumlu bir şekilde biçimlenmiş, Türkiye siyasetine özgü ortaya çıkmış bir düşüncedir.

Merkez sağ, en geniş anlamda serbest piyasayı, demokrasiyi, dinî değerleri, laikliği, muhafazakârlığı ve milliyetçiliği, aşırılığa kaçmayacak şekilde, savunmayı ifade etmektedir.

Dolayısıyla merkez sağ, aşırılıklardan uzak, vasat olanı savunan popülist bir kimliği temsil etmektedir.

Bu anlamda, sağın daha aşırı uçlarını temsil eden MHP ve Millî Görüş çizgisinden ayrışır.

Daha fazla seçmene ulaşmak adına “hiç kimseyi karşısına almama siyaseti” uygulayan merkez sağ partiler, 1950’den 2002’ye kadar siyasi iktidarı büyük ölçüde elinde tutabilmiştir.

Lider kadroları Cumhuriyet'in kültür devriminin taşıyıcıları olan Demokrat Parti’den (DP) başlamak üzere, merkez sağ partiler ile bu partilerin oy devşirdiği geniş seçmen kitlesi arasındaki ilişki hep gerilimli olmuştur.

Onun için merkez sağın lider kadroları, hiçbir zaman geniş toplumsal kesimlerin gönül rahatlığı ile oy verebildikleri kadrolar olmadılar.

Sağ partiler ile seçmen kitleleri arasındaki ilişki, duygusal bir bağdan ziyade patronaj ilişkisine dayanmaktaydı.


Merkez sağ ve AK Parti

Önce AK Parti'nin merkez sağ bir parti olup olmadığına bakmak gerekir.

Değilse, temsil ettiği anlayışın merkez sağdan farkı nedir?

Birincisi, DP’den başlamak üzere AP, Anavatan Partisi (ANAP) ve diğerleri sistem ile barışık modernist bir gelenekten gelmekteydiler; AK Parti ise mevcut sistemi sorunlu gören Millî Görüş geleneğine dayanmaktadır.

İkincisi; merkez sağ partiler dini, geleneğin bir parçası olarak görmüşlerdir ve din ile ilişkileri bu minvalde olmuştur. Onlar için din, toplumu bir arada tutmaya hizmet ettiği ölçüde gereklidir.

AK Parti çizgisi ise merkez sağdan farklı olarak dine, geleneğin bir parçası olmanın ötesinde bir değer atfetmektedir.

Onlara göre din, sosyal yaşamın temel belirleyicisi, hayatın anlamıdır.

Üçüncüsü, merkez sağ milliyetçidir, AK Parti ümmetçiliğe daha büyük anlam yüklemektedir.

Dördüncüsü, merkez sağ Atatürkçüdür, AK Parti bu düşünceye mesafelidir.

Sonuçta merkez sağ, modernist/seküler bir çizgide yer alırken; kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak ifade eden AK Parti çizgisi, merkez sağın bazı değerlerini içermenin yanında, yerine göre İslami tonları güçlü bir söyleme sahip muhafazakâr (dinî anlamda) bir anlayışı temsil etmektedir.

Başka bir ifade ile AK Parti, merkez sağ ile “Millî Görüş” çizgisinin bir sentezidir.

Merkez sağ partilerin DP’den başlamak üzere ekonomik sorunlar, yolsuzluk, liyakatsızlık gibi sorunların üstesinden gelememesi, kendi seçmen kitlesini AK Parti’ye kaptırmasının bir nedenidir; ancak asıl nedeni, AK Parti’nin sahip olduğu siyasal söylem ile merkez sağa oy veren seçmenin kimliğinin büyük ölçüde örtüşmesidir.

AK Parti hem sahip olduğu siyasal söylem hem de temsil ettiği değerler açısından muhafazakâr sağ seçmenin duygularına büyük ölçüde tercüman olmuştur.

Aynı zamanda AK Parti’nin lider kadrosu, bunu kelimenin olumlu ya da olumsuz manası ile değil, sosyolojik bir tespit olarak düşünmek gerekir, hem değer yargıları hem de yaşam biçimleri açısından sıradan halka çok yakındır; çünkü toplumun alt tabakasından geldiler.

Kullandıkları üslup, elit olmaktan ziyade ortalama bir Anadolu insanının üslubudur.

Sahip oldukları siyasal söylem, hayata bakışları, temsil ettikleri kültür ve yaşam tarzları ile AK Parti, merkez sağa göre çok daha güçlü bir şekilde topluma temas etmektedir.

Merkez sağ kadroları, kendi modernist ve seküler kimliklerini çok da ön plana çıkarmamaya özen göstererek ancak geniş toplumsal kesimlerden oy devşirebiliyorlardı.

Bugün benzer bir uygulamayı AK Parti’de de görmekteyiz.

AK Parti'nin üst düzey yönetici kadroları da daha çok seçmene ulaşmak için İslamcı kimliklerini çok fazla ön plana çıkarmamaya dikkat etmekteler.

Başka bir ifade ile nasıl ki merkez sağ partileri modernist kimliklerini ılımlı bir çizgide (CHP’den farklı olarak) tutmaya özen gösterdiyse, AK Parti kadroları da İslamcı kimliklerini ılımlı bir çizgide (Millî Görüş çizgisinden farklı olarak) tutmaya özen göstermektedir.

Çünkü Türkiye'deki geniş toplumsal kesimler modernist/seküler olmadıkları gibi İslamcı da değiller.

Şu da bir gerçektir ki Türkiye’de iktidarı belirleyen temel dinamik, ekonomidir.

Süleyman Demirel’e ait olduğu söylenen şu sözde ifade edildiği gibi “boş tencerenin yıkamayacağı iktidar yoktur.”

Ancak dikkat edilirse Türkiye’de seçmen, 1950'deki DP iktidarından başlamak üzere ekonomik ya da başka bir sorunu çözecek partiyi her defasında merkez sağın içinde aramıştır.

Öyle anlaşılıyor ki, benzer bir şekilde, bundan sonrası için Türkiye’deki mevcut sosyolojide AK Parti’nin belirlediği bu “muhafazakâr demokrat” siyasal çizgi karşısında merkez sağın çok da fazla şansı olmayacak gibi.

Tabii bu çizgi, son 10 yıldır savrulduğu otoriter tavrını yumuşatır ve merkez sağ gelenekte olduğu gibi güçlü liderler ortaya çıkarabilirse.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU