Britanya çocukların yerine köpekleri koyuyor ve bu sağlıklı değil

Birleşik Krallık'ın kasaba ve kentlerinde köpek sahiplenme oranı hızla artarken, bu eğilimin insanlara (veya hayvanlara) bir faydası olup olmadığına dair sorular yükseliyor

Eskiden sadece insanlara ayrılmış yerlerde artık köpekler de görülebiliyor (Unsplash)

Köpekler her yerde; sadece onları görmeyi beklediğimiz yerlerde değil, kafelerde, barlarda, trenlerde, ofislerde, Airbnb'lerde, yoga stüdyolarında, fırınlarda, düğünlerde, ortak çalışma alanlarında ve bir zamanlar "İç mekanlar sadece insanlara aittir" sosyal sözleşmesine tabi olan her yerdeler.

İngiltere'deki her üç mahalleden birinde artık çocuktan fazla köpek var. Bu; hayatımızı, sevgimizi ve sorumluluk duygumuzu nasıl düzenlemeyi seçtiğimizle ilgili yapısal bir şeye işaret ediyor.

Britanya'nın doğum oranı düşüyor, barınma maliyetleri çok yüksek, ilişkiler ve işler giderek daha güvencesiz hale geliyor. Bu boşluğu duygusal yönü zengin, sosyal olarak kabul edilebilen, anlaması çok kolay ve en önemlisi, çocukların aksine, geri dönülebilir bir ilişki sunan köpekler dolduruyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ebeveynliği erteleyen veya tamamen vazgeçen bir nesil için köpekler, duygusal ikame haline geldi: çocukların talep ettiği uzun süreli fedakarlık, taviz ve geri dönülemez değişimler olmadan koşulsuz sevgi sunan bakıma muhtaç ikameler. Onlara yoğun bir sevgi besleyebilir, anılarını dilediğinizce kayıt edebilir ve yine de bir noktada hayatınızın tekrar sizin olacağı yönündeki rahatlatıcı bilgiyle yaşayabilirsiniz.

"Dinkwad"ın (insanların kendileri için kullandığı, "çift gelirli, çocuksuz, köpekli çift" anlamına gelen internet terimi) yükselişi çoğu zaman bir yaşam tarzı tuhaflığı gibi sunuluyor. Bu aslında toplumsal baskıya verilen bir tepki: uzun vadeli insan ilişkilerini riskli ve pahalı hale getiren bir sistemde anlam ve yakınlık kurma çabası. Köpekler bu duygusal boşluğu mükemmel bir şekilde dolduruyor; bakım istiyorlar ama miras talep etmiyorlar, adanmışlık istiyorlar ama kuşaklar arası planlama gerektirmiyorlar.

Sosyal medya kaçınılmaz bir şekilde bu düzenlemenin üzerine benzin döktü. Köpeklerin artık doğum günü partileri, temalı kıyafetleri, kişiselleştirilmiş beslenme planları, profesyonel fotoğraf çekimleri ve marka ortaklıkları var; tüm bunlar duygusal ihtiyaçları dışardan karşılamak için yapılan, göze batan davranışlar değil, sevginin kanıtı olarak sunuluyor. İnternette köpeklere küçük çocuklar gibi "oğlum", "bebeğim" veya "tüm dünyam" deniyor ve aslında bebekler için tasarlanan bebek arabalarında, kent sokaklarında gezdiriliyor.

Pastel renkli açıklamalar ve parti şapkalarının altında daha rahatsız edici bir soru, kaba ve hatta acımasız geldiği için genellikle kaçınmaya çalıştığımız bir soru yatıyor: Bu durum köpekler, toplum veya yaşadığımız kentler için gerçekten adil mi?
 

Köpek (AP)
Köpeklerin artık profesyonel fotoğraf çekimleri ve marka ortaklıkları var (AP)


Birçok köpek küçük dairelerde tutuluyor, uzun süre yalnız bırakılıyor ve duyusal dünyası farklı bir frekansta çalışan bir hayvan için gürültülü, kalabalık, öngörülemez ve bilfiil düşmanca olan insan mekanlarının içine sürükleniyor. Onlardan sessiz, sakin, itaatkar ve dostça davranmalarını ancak müdahaleci olmamalarını; varlıklarını hissetirmelerini ancak rahatsızlık vermemelerini; sevgi dolu olmalarını ancak asla muhtaç görünmemelerini ve programlarımıza sıkıştırabildiğimiz her türlü uyarana minnet duymalarını talep ediyoruz.

"İyi köpek" kavramımız tuhaf bir şekilde çarpık. İdeal köpek uysal, itaatkar ve sessiz olur; insan kaosunu asla geri yansıtmadan emen bir yaratık. Mükemmel köpek artık Game of Thrones'daki Reek'e (Leş) benziyor: İradesinden yoksun, bizi memnun etmeye çabalıyor, en küçük ilgi kırıntısına bile fazlasıyla karşılık veriyor ve en coşkulu övgüyü hiçbir şey istemediği zaman alıyor.

Köpeklerin hayvanlıktan en uzak ve duygusal mobilyaya en yakın şekilde davrandıkları zaman bizden en çok takdiri toplaması bana hep tuhaf geldi. Daha köpeksi her şey (heyecan, can sıkıntısı veya direnç) hızla patolojikleştiriliyor ve hem hayvanın hem de sahibinin kişisel bir başarısızlığı gibi görülüyor.

Pandemi bu dinamiği iyice güçlendirdi. Karantina aniden vaktimiz, alanımız ve fazladan duygusal kaynağımız bulunduğu; evden çalışmanın kalıcı hale geldiği; günlük yürüyüşlerin zorunluluk değil ritüel olduğu; yoldaşlığın başka insanlardan ziyade bir hayvanla sürdürülebilir biçimde inşa edilebileceği yanılsamasını yarattı. Geleceğin belirsiz bir süreliğine ertelenmiş geldiği bir anda yavru köpekler umudun sembolüne (ya da daha kötüsü birer dikkat dağıtıcıya) dönüştü.

Sonra hayat yeniden başladı. Ofisler yeniden açıldı, işe gidip gelmeler geri döndü, sosyal hayat yeniden canlandı. Britanya, sahiplerinin aslında köpek istemediğini fark etmeye başladığı bir pandemi köpeği nesliyle baş başa kaldı.
 

Barınak (Reuters)
Kovid pandemisinden sonra barınaklar dolup taştı (Reuters)


Barınaklar dolup taştı. Eğitmenler aşırı talep altında kaldı. Veteriner ücretleri fırladı. Köpeklere yönelik anksiyete ilaçları (şaşırtıcı bir şekilde) sıradanlaştı. Sokaklar daha kirli, parklar daha çekişmeli ve köpek sahipleriyle geri kalan herkes arasındaki gerilim de daha kırılgan bir hal aldı. Diğer yandan köpek ekonomisinde patlama yaşandı: Şık şehir merkezleri lüks mamalar, sağlık ürünleri, gündüz bakım kulüpleri ve davranış danışmanlarıyla dolup taşarken köpekler giderek daha stresli, aşırı uyarılmış bir duruma geliyor ve ilaç verilerek katlanılabilir hale getiriliyor.

Köpek kültürü de tuhaf bir şekilde ahlaki bir boyut kazandı. Köpeklerin her yerde olmasını sorgulamak, soğuk, neşesiz veya kötü biri olarak yaftalanma riskini doğuruyor.
 
Ancak şehirler ortak alanlar. Yemek yerken masanın altında, trende yanında ya da çalışırken bacaklarına sürtünen köpekler olmasını herkes istemez. Ve her köpek de orada olmak istemez. Bir noktada, hayvanlara gösterilen özen müsamahadan ayırt edilememeye başladı ve müsamaha da zorunluluk oldu.

Sevgi ve yoldaşlık söylemleriyle bastırılmadan önce sadece kısa süreliğine ortaya çıkan daha derin bir etik soru var: Gerçekten herkesin köpeğe ihtiyacı var mı?

Tarihin büyük bir bölümünde köpeklerin belirli rolleri vardı: Çalışır, korur, avlanır, sürü güder, avı getirir ve savunurlardı. Hatta evcil köpekler bile daha geniş bir fayda ve ortak amaç çerçevesi içinde var olurdu. Artık çoğu köpek, sevgiyi emmek, yalnızlığı gidermek ve diğer toplumsal yapıların yok olduğu hayatlara bir anlam katmak için var.

Bu güzel bir şey olabilir. Ama aynı zamanda son derece tek taraflı da olabilir.

Modern köpekten bitmek tükenmez bir duygusal erişilebilirlik sergilemesi, kapatılmaktan minnet duyması ve neredeyse tamamen insan konforu üzerine kurulu bir yaşamdan memnun olması bekleniyor. Bu imkansız görevde başarısız oldukları zaman onları daha sert eğitimlere sokuyor, daha hızlı ilaç veriyor veya satın alırken sürdürmesini umduğumuz fanteziyi yerine getiremediği için ona içerliyoruz.

Bunların hiçbiri sorunun köpeklerden kaynaklandığı anlamına gelmiyor. Onlar tam da her zaman yaptıkları şeyi yapıyor: Bize uyum sağlıyorlar. Sorun bunun ölçeği, hızı ve köpek sahiplenmenin kesin bir iyilik olduğu yönündeki kültürel ısrar; ahlaki bir yükseliş, duygusal olgunluğun bir işareti, bazı durumlardaysa sosyal dokumuzun ne kadar zayıfladığının bir belirtisi.

Belki de daha az köpeğe ihtiyacımız var. Ama köpeklerin ne için var olduğuna dair daha az yanılsamaya ve onlardan neyi ikame etmelerini istediğimiz hakkında daha fazla dürüstlüğe ihtiyaç duyduğumuz kesin.

Ve belki de ara sıra onları evde bırakmak sağlıklı olabilir.



independent.co.uk/voices

Independent Türkçe için çeviren: Büşra Ağaç

Bu makale kaynağından aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. İfade edilen görüşler Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independent

DAHA FAZLA HABER OKU