9 güne çıkarılan Kurban Bayramı tatilinde, doğup büyüdüğü, ayak izlerinin henüz silinmediği yerleri özleyen herkes gibi, ben de eşimi ve bizimle kalan büyük oğlumu alarak Fatsa’nın Beyceli köyüne gittim. Orada akrabalarım yaşıyor ve kardeşim Ayhan’la ortak bir evimiz de var.
Bu yıl Karadenizliler yağıştan göz açamamışlar. O kadar ki toprak artık su kabul etmez olmuş, emdiği suları da bağ bahçe, hatta ev kenarlarından dışarı atıyor. Karadeniz Bölgesi’nde birkaç yıldır toprak kaymaları yaşanıyor. Son (dördüncü) Jeolojik Dönem’de yaklaşık 2,5 milyon yıl önce oluşmaya başlayan ve oluşumu hâlen devam eden bölgede geçen yıldan beri de kaymalar olmuş. Köy yolunu bir köyün mahalle yolundan vermek zorunda kalmışlar.
Bayram ve ertesi günü güneşli bir bahar havasında bayramın keyfini çıkardık. Dışarıdan bayrama gelen erkeklerle camimiz kapıya kadar doldu. Namazdan sonra cami avlusunda geleneksel bayramlaşma töreninde daire içine geçildi. Namaza gelmeyen hasta 2 kişiyi saymazsak ben sıraya girenler içinde yaş sırasında 82 yaş ile üçüncü geliyorum! Zaman ne kadar da çabuk geçiyor!
Eskiden çeşitli bayramlarda cami avlusunda çeşitli eğlenceler de yapılırdı. Bir süredir, törenden sonra herkes acele ile evine gidiyor. Çünkü kesilecek kurbanın başında bulunması ve etin hazırlanması gerekiyor. Köyde kurban kesmeyenlerin sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Ekonomik darlık kurban kesenlerin sayısını azaltmıyor. Köyde kurban eti verecek kimse kalmıyor gibi.
CHP’deki kavga
Bayram haftası, aynı zamanda CHP’de Kılıçdaroğlu ekibi ile Özgür Özel yönetiminin kavgasına denk geldi. Politika tatil dinlemiyor. İkiye bölünmüş TV ekranlarında bir gözümüz CHP Genel Merkezi’nde, diğer gözümüz Güvenpark’ta idi. Görüntüler ve yayınlar, Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi yönetmek için hiçbir şansının olmadığını gösterdi.
Politikada milyonları ardına takmış kişilerin bu büyük düşüşü ibret vericidir. Bizim köyümüzde yıllardır seçimleri sağcılar kazanıyor. Ben gene de köyde ve Fatsa’da bir araya geldiklerime bu kavga hakkında ne düşündüklerini sordum. Sorduklarımın hepsi Kılıçdaroğlu’nu sert sözlerle suçladı. Özel, CHP’lilerin kalbini fethetmiş. Yolsuzluk iddialarına falan aldırdığı yok. Ben de böylece politikayı öğreniyorum.
Öğrendiğim şeylerden biri, yenilginin, seçim kazanamamanın hiçbir mazeretinin bulunmadığı; politika yapma hakkının parası olanların hakkı olduğu; hem iktidar hem muhalefet seçmeni için politikada esas olanın temiz siyaset değil, taraftarlarını iktidara taşımak olduğunu anladım. Bu konuda yapmaya çalıştığım (bundan önceki yazılarımda da dile getirdiğim) sözlerimi kimse dinlemek istemedi… Kılıçdaroğlu tarafında kalan Ordu milletvekili Mustafa Adıgüzel’e Allah kolaylık versin.
31 Mayıs Pazar günkü dönüş günümde cıvıl cıvıl bir Fatsa’da birkaç saatim geçti. Deniz kıyısında gezinen, parklarda oturan insanlar ilkbaharın güneşli olan son gününün tadını çıkarıyorlardı.
Fatsa’nın 1955’te 5 bin nüfuslu hâlini hatırlıyorum. Kasabaya girişte nüfus levhasında bu rakam yazıyordu. Fatsa, kocaman bir şehir olmuş. Neredeyse nüfus Ünye yönünde Dolunay tarafına inşa edilen çok katlı modern evlere taşınmış. İstanbul nasıl bütün ülkeden nüfus alıyorsa, Fatsa da bağlı köylerinden, Kumru, Korgan, Aybastı, Çatalpınar, Kabataş, Çamaş ilçe ve köylerinden yerleşimci alıyor.
Bir şey tespit ettim, neredeyse her köylünün hem köyde hem Fatsa’da evi var. Hatta bir kısmının İstanbul’da da. Köydeki evler de yenilenmiş veya yenileniyor. Neredeyse her evin önünde bir otomobil var. Bu gelişmelerin çoğu AKP iktidarı döneminde olduğu için hükümet aleyhtarı propagandalar köylüler üzerinde etkili olamıyor.
Fındık dalda tekleme
Köylünün esas geçim kaynağı fındık olmaktan çıkmış. Onun yerini başka gelirler ve emekli aylıkları almış. Buna rağmen fındık bahçeleri kendi hâline bırakılmıyor. Bahar yağmurları ile dize çıkan içindeki otlar kesiliyor, gübre vuruluyor ve sahil kesimlerinin ekonomik durumuna darbe vurduktan sonra iç kesimlerde görülmeye başlanan kokarca adlı bir kurtla bahçeler birkaç kez ilaçlanarak mücadele ediliyor.
Geçen yılın fındığı umulmadık bir biçimde bir ara 300 liraya kadar çıkmıştı. Şimdi 170 lira. Memleket halkı, kavrulmuş iç fındığın olsa olsa ancak tadına bakabiliyor. Fındık Batılılar için bir tatlı sanayii ürünü olarak üretiliyor. Köyde fındık toplayacak bir işçi kitlesi de yok. Toplayıcılar Doğu ve Güneydoğu’dan gelen mevsimlik işçiler. Fındık üreticileri, işçi gündeliğinin yüksekliğinden yakınıyorlarsa da Kürtlerin kuyruksuz olduğunu da görerek öğreniyorlar…
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish