Normalde bürokratik rutin insanın estetik yaratıcılığını ya da coşkusunu köreltir.
Esin perilerini küstürür.
Mesela yetenekli bir insanın bürokrat olarak kalmasını bir yetenek ziyanı gibi görürüz.
En azından yerleşik düşünce bu yönde.
Öte yandan, en sevdiğim bazı Yunan şairlerinin aynı zamanda bürokrat oluşu bana hep ilginç gelmiştir.
Konstantin Kavafis, Kostas Karyotakis, Yorgo Seferis ve Yannis Skaribas gibi tanınmış şairler uzun yıllar bürokratik görev yaptılar.
Kostas Karyotakis
Kostas Karyotakis, Preveze'ye tayin olduktan sonra oradaki sıkıcı taşra hayatının sebep olduğu bunalımı Preveze şiirinde işler.
Karyotakis Preveze'yi, intiharın etmeden neredeyse yazımıştı.
Preveze'de küçük kasaba çıkışsızlığını ironik denilebilecek bir üslûpla bize hissettitir.
Hatta Karyotakis'in yaşadığı varoluşsal boşluk, zaman zaman Anton Çehov'un Altıncı Koğuş'unda ve Mihail
Bulgakov'un Genç Bir Doktorun Anıları'nda hissedilen dehşet ve tiksintiyi andırır.
*
İntihar etmeden hemen önce Preveze'deki Heaven Garden (Cennet Bahçesi) adlı kafede otururken -tarihin estetik ya da teleolojik kaygıları olmadığı için Bob Dylanvari son bir kahve içmek yerine- vişne suyu sipariş eder.
Sigara üstüne sigara içer.
Vişne suyu 5 drahmi tutar ama şair garsona 75 drahmi bahşiş verir.
Karyotakis üzerine yapılan çalışmalar, şairin bu son jestine dikkat çeker.
Ardından kafeden ayrılır.
Ayos Spridon sahiline gider ve orada intihar eder.
*
Karyotakis umutsuzluk ve çaresizlik içinde bir ökaliptüs ağacının altında kalbine (kimi kaynaklarda ise göğsüne) tabancayla ateş ederek intihar eder.
Tabanca kullanmasının sebebi şudur:
Daha önce intihar etmeyi dener ve kendini denize atar.
Bir türlü denizi boylamadığı gibi bir dünya da su yutar.
Çünkü iyi bir yüzücüdür.
Ancak kendini öldürmeyi kafaya koyduğu için gidip bir tabanca satın alır.
*
Cansız cesedi aynı gün bulunur ve cebinde bir intihar notu vardır.
Bıraktığı notu okurken, bugün ve uzaktan söylenebildiği kadarıyla, Karyotakis'in sürekli varlığını sorgulama çabasının ona acı verdiğini anlayabiliyoruz.
İntihar notunda, yaşamına son vermeyi düşünenlere denizi tercih etmemelerini bile söyler.
Karyotakis, karamsarlığına rağmen, nedense bende hep nazik ve düşünceli bir adam olduğu izlenimi uyandırır hep.
Belki de yanılıyorumdur.
Bilmiyorum.
*
Şu iki dörtlükle sona eren Preveze şiirinde birbirinden farklı ruh hallerini öne çıkarmaktadır: Acı, öfke, bunalım, karamsarlık ve ironi.
Rıhtımda ağır ağır yürürken
"Var mıyım?" diyorsun, sonra: "Yoksun!"
Gemi yaklaşıyor. Bayrak dalgalanıyor.
Belki Kaymakam Bey geliyordur.Keşke şu insanlar arasında
biri salt iğrençlikten ölse
sessiz, yaslı, mütevazı tavırlarla;
cenazesinde hepimiz eğlenirdik. 1
*
Yukarıdaki şiiri, bizde daha çok 16'ncı yüzyıldaki deniz savaşıyla kültürel hafızamızda yer eden, Preveze'de devlet memurluğu yaptığı sırada yazmıştır.
Son dizedeki "cenazesinde hepimiz eğlenirdik" ifadesinde güçlü bir istihza vardır.
Karyotakismos aramızdan ayrıldıktan sonra bir ekole sebep olduğunu bilse herhalde buna kendi de şaşırırdı.
Çünkü ölümünden sonra ismi Karyotakismos akımına ilham verir.
Preveze de bu hareketin önemli bir sembolüne dönüşür.
*
Karyotakis muhtemelen amirleriyle sorun yaşadığı için başka yerlerde görevlendirilmişti.
Bürokrasi modern çarkın acımasızca işleyen dişlileridir.
Karyotakis için bürokrasi, duyarlı bireyi öğüten ve insan yaratıcılığını körelten Kafkavari bir aygıttı.
Karyotakis'in bürokrasi deneyimi, yalnızlaşma ve modern yabancılaşma illetinin bir kisvesi olarak karşımıza çıkar.
*
Yunanistan Milli Eğitim Konseyi Başkanı iken beni kırmayıp benimle bir söyleşi gerçekleştiren tarihçi Thanos Veremis 2, John S. Koliopoulos'la birlikte yazdığı Modern Greece: A History since 1821 kitabında Yunanistan'ın, Megali Idea'nın başarısızlığını müteakip, kültürel ve politik bir kötümserliğe sürüklendiğini yazar.
Karyotakis ve şair Angelos Sikelianos, yaşadıkları dönemde "kötümserlik ya da mistik kaçış eğilimlerinin yükselişini" temsil ediyordu.
Veremis ve Koliopoulos, Karyotakis'in "savaş sonrası kayıp kuşağın bir sembolü hâline geldiğini", Sikelianos'un ise hayatını Antik Çağ'ın pagan ihtişamını yeniden canlandırmaya adadığına dikkat çeker. 3
*
Karyotakis'in Preveze'ye karşı ne hissettiklerinin benzerini bazen ben de Mağusa'ya karşı hissediyorum.
Konstantin Kavafis
Konstantin Kavafis, 29 Nisan 1863'te İskenderiye'de doğdu ve 29 Nisan 1933'te, yine İskenderiye'de hayata gözlerini yumdu.
Bu büyük şairin doğum gününde hayatını kaybetmesi ise kaderin tuhaf bir cilvesidir.
Kavafis, Mısır'daki İngiliz yönetimine bağlı Sulama Bakanlığı'nda - Amin Maalouf'un dedesi gibi - yaklaşık otuz yıl memur olarak görev yaptı.
Maalouf'un dedesi ve Kavafis birbirlerini tanır mıydı ya da yolları kesişti mi bilmiyoruz. Ama şöyle yazar Maalouf:
Dedem ihale almak üzere Mısır Bayındırlık Bakanlığı'na gittiğinde, o bakanlığın katlarından birinde, masasında çalışan Konstantin Kavafis diye bir memur vardı; tabii o sırada henüz hiç kimse onun modern zamanların en büyük Yunan şairi kabul edileceğini bilmiyordu (...) Tanıştıklarını var saymak için hiçbir sebep yok ama onları bir sulama projesi üzerine birlikte çalışır halde hayal etmek hoşuma gidiyor. 4
*
Kavafis, tantanasız bir memur yaşamı sürdü.
Şiirlerinde bürokrasinin dehşetinden açık açık dem vurmadı.
Bu kozmopolit şairin eserlerinde daha ziyade tarih, mitoloji ve politik unsurlar görürsünüz.
Ancak, Karyotakis gibi, Kavafis de, rahatsızlık duyduğu siyaseti, alay yollu eleştirel bir duyarlılıkla ortaya koydu.
Mizah bu iki şaire de yabancı değildi.
Peki, biz ne yapacağız şimdi barbarlar olmadan?
Bir çeşit çözümdü onlar sorunlarımıza
der Barbarları Beklerken 5 şiirinde.
*
Gündemi kültür endüstrisini kasıp kavuran The Odyssey hezeyanı kaplamışken, Kavafis'in İthaka şiirini de anımsatalım.
Filmin, daha doğrusu aynı adlı destanın kahramanı Odysseus, Truva Savaşı'nın ardından adamlarıyla birlikte evi İthaka'ya dönmeye çalışır ve yol boyunca binbir badire atlatır.
Bir başka büyük şair Alfred Lord Tennyson'ın, insanın aklını başından alan güzellikteki Odysseus (1842) şiirinde söylediği gibi "Karşılaştığım her şeyin bir parçasıyım ben" 6 artık.
Odysseus da yolda karşılaştığı her şeyin bir parçasıdır evine vardığında.
Ancak bir "sorun" vardır.
Hâl böyle olunca evi de, onu bekleyenler, Kral Odysseus'un kendisi ve İthaka, nostaljik hafızasındaki güçlü yerine rağmen, değişmiştir.
İmgeleminde koruduğu İthaka'ya dön(e)memiştir.
İthaka'dır bu; ama hem aynı hem farklı bir İthaka'dır.
*
Bizim de Odysseus'un yiğit bir ruh sayıldığı çağlara geri dönmemiz mümkün değil artık.
Hem aynıyım eski benle hem farklıyım eski benden.
"İnsanların özgürlük ve harekete ihtiyaçları varsa, bir tür geleneğe ve aidiyete de ihtiyaçları vardır" 7 diye bu ince ve karmaşık fark ilişkisine işaret etmişti Terry Eagleton.
Bir kaos yoktur ki içerisinde bir fark olarak düzen de olmasın.
Odysseia destanı bize aslında her eve dönüşün aslında bir dolambaç, bir başka yoldan geçiş veya sapak olduğunu da öğretmesi açısından değerlidir.
Madem tam olarak eve varmamız mümkün değil o zaman gerici bir tepki olan nostaljik hafızaya boyun eğmek yerine yolculuk süreci ve mekanlarını bir ev ve benlik telakki edecek bir duyarlılık geliştirmeliyiz belki de.
Şu satırları okuyoruz Kavafis'in uzaklardan gelen bir esintiyi andıran ünlü İthaka şiirinde:
İthaka'ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun. 8
2007 ya da 2008'di.
Biraz Kavafis okumuş biri olarak, varış noktasının fiziksel bir yerden ziyade hayata ve dünyaya bakmanın yeni bir biçimi olduğunu 9 fark etmek, beni karşı konulmaz biçimde şairin diğer şiirlerine çekmişti.
Sarhoş ediciydi.
Galiba Prakash Kona'nın derslerinden biriydi.
Epey zaman sonra Kavafis damarım kabardı yine.
Ben de bölünmüş başkentin karşı tarafına geçip Moufflon Kitabevi'ne, Kavafis'in şiirlerini almaya gittim.
Önüme iki farklı Kavafis çevirisi çıktı.
Hangi baskısını alsam diye düşündüm.
Aslında toplu Kavafis şiirlerinin birden farklı baskısı olması durumunda ne yapacağıma dair DAÜ İngiliz Dili Edebiyatı bölümünden John Wall'a akıl danışmıştım.
Prakash o dönem Hindistan'daydı.
Moufflon'a giderken John'u aradım.
O da bana iki baskıyı da okumamı ve hangisini daha rahat ve akıcı biçimde okuyabiliyorsam onu almamı tavsiye etmişti.
Yorgo Seferis
Yorgo Seferis'in yaşamı sık sık yer değiştirme, göç ve diaspora geçmişiyle şekillendiği için ona "sürgün şairi" denmesi boşuna değildi.
Seferis 1900'de İzmir'de doğdu.
Çocukluğu Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönemindeki Urla'da geçti.
Bugün Urla'da bir başka olağanüstü edebiyatçı daha yaşamaktadır: Ercan Kesal.
Bu bozkır bilgesi Odysseus gibi görüp geçirdikten sonra eve, Kapadokya'ya, dönmedi.
Kendine farklı bir ev ve benlik inşa etti Urla'da.
Çünkü Ercan Kesal bence geçmişin yabancı bir ülke olduğunu ve orada işlerin farklı yürüdüğünü anlamıştı.
Seferis ailesi 1922'deki İzmir felaketi ve nüfus mübadelesini müteakip Yunanistan'a göçmek zorunda kaldılar.
İlerleyen dönemde geride bıraktığı evini kalbinin derinlerinde hissederek, doğdup büyüdüğü topraklardan uzakta bir sürgün olarak yaşadığı söylenir.
Bu göç, zaman zaman onu yoklayan "yitik vatan" duygusunun en önemli motiflerinden biri olur.
*
Seferis bir üst-düzey diplomattı.
Klasik "bürokrat"tan çok diplomat-devlet görevlisidir aslında.
*
Benim aksime, Seferis, yaşadığım Kıbrıs'ı çok beğenmişti.
Beni hayattan soğutan bir yerin bir başkasına hayat vermesini anlamak zor.
Hele bu insanın yoğun şiirleri karşısında hayranlıktan nefesim kesiliyorsa, bu çelişki daha da derinleşiyor.
Söylenenlere göre Kıbrıs ona çocukluğunun Urla'sını anımsatmış.
Hatta ada ziyareti bir süredir mustarip olduğu yazar tıkanıklığını aşmasına yardımcı olmuş.
Bunu Moufflon Bookshop Kitabevi'nin kıymetli sahibi rahmetli Ruth Keşişyan anlatmıştı bana.
Huzur içinde yatsın.
Anlatılanlara bakılırsa, Seferis Salamis Harabeleri'nden etkilenir ve Kıbrıs'taki Salamis adlı parşömenleşmiş şiirini orada, bu harabelerde, belki de bir oturuşta, yazar:
Başak olgunlaşmakta gecikmez;
acının mayasının kabarması için fazla zaman istemez;
kötülüğün başını kaldırması için fazla zaman istemez;
boşalan hasta aklın delilikle dolması için de için fazla zaman istemez:
‘Bir ada var… ' 10
İşte Seferis'in bende kalan imgelerinden biri bu.
*
Çevirmenler Keeley ve P. Sherrard'a göre şiirin bu bölümü, Aiskhylos'un Persler'inde (447), habercinin Salamis'te Pers donanmasının yok edilişini anlattığı konuşmaya bir göndermedir.
*
Seferis 1963'te Nobel Edebiyat Ödülü alır.
Yannis Skaribas
Bir başka eşsiz şair ise Yannis Skaribas'tır.
Skaribas'ı tıpkı Karyotakis gibi hayatıma soktuğu için kıymetli dostum Yanis'e minnetarım.
Skaribas'ın kullandığı dil o kadar kendine özgüdür ki kimse onu çevirmeye yeltenmedi.
Skribas, Beat kuşağının yol anlatılarını andırsa da "modern Yunan edebiyatının ilk avangart eserlerinden biri" 11 olarak kabul edilen İlahi Teke adlı eserini yayımladı.
Romanın başkahramanı, çelişkilerle dolu bir dünyada yaşarken yazar alışıldık anlatım kalıplarını krize sokar. 12
Modern avangardın en belirgin özelliklerinden biri budur ve Skaribas'ın "yıkıcılığı" bana Vladimir Mayakovsky, André Breton, Louis Aragon ve Paul Éluard'ı anımsatır.
Skaribas aslında bu eserini Jack Kerouac'ın Yolda adlı romanından yaklaşık 25 yıl önce yazdı:
Yeryüzünde nasıl yürüdüklerini biliyor musun?
İşte böyle — yalnızca giderler.
Başka hiçbir şey yapmazlar.
Giderler.
Sınırlar seni karşılamak için ortaya çıkar.
Yollar ve şehirler arkandan gelir.
— Şehirler, derinliklerden sana şarkı söyler.
Kaosun bir kalp atışı vardır.
Boşluğun bir nabzı vardır. 13
*
Skaribas da diğer üç şair gibi bir bürokrattı.
Halkida'da (Khalkis) gümrük memuru olarak çalışıyordu.
Halkida, Yunanistan'daki Eğriboz (Euboea/Evia) Adası'nın en büyük şehridir.
Görünüşe göre şair Halkida'ya düşkündü de.
Ada Girit'ten sonra Yunanistan'ın en büyük adasıdır.
Seferis, Skaribas'ı "Evripos'un cazı" diye nitelendirmesi tesadüf değildir.
Seferis bu ifadeyle, caz müziği gibi disiplinli ama aynı zamanda uyumsuz, kurallara başkaldıran ve itaatsiz olan bu eşsiz adamın özgünlüğünü anlatmıştır. 14
Şu dizeleri yazar Halkida şiirinde:
Güney esiyordu, dedim, ve yine diyordum: Halkida,
ah Halkida, şehir diye sesleniyordum, ve bu yıl
ben, rüyamda gördüğüm Perikletus'tum,
yine Perikletus'tum, gördüm…
Böyle dedim! Bütün emeklerim boşunaymış;
hepsi kof, hepsi kirli,
değersiz birer tahta parçasıymış.
Hayvanlar gibi, ağaçlar gibi, çıplak, balıklar gibi,
rüyalarım (mumyalardı) ve insanlar. 15
*
İlginç bir ayrıntı daha:
Trajedi kavramının etimolojisi Antik Yunancada τράγος (tragos), yani "teke"ye dayanır. Ve τραγωδία (tragōidia, tragedy/trajedi) da etimolojik olarak "teke şarkısı" anlamına gelir.
Lisedeki ölümüne sıkıcı edebiyat derslerinden Antik Yunanlılara dair aklımda kalan tek bilgi kırıntısı, teke postuyla dans eden Yunanlılardı.
Bu nedenle "teke", Antik Yunan kültür tarihinde sıradan bir yaratık değildir.
Dahası, Dionysos kültü çağrışımları yapar.
Hatta akla doğa tanrısı vahşi Pan'ı getirir.
Uzun lafın kısası, Skaribas, onun anlatısal kahramanı, Dionysos ve Pan yerleşik anlam-değer yapılarının yaratıcı, farkı ötekileştirmeyen, bir antitezidir.
Bu yazı ile ilgili düzeltme veya yorumunuz varsa lütfen benimle iletişime geçin: [email protected]
İbrahim Beyazoğlu Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi (PhD.) ve gazetecidir. Leeds Üniversitesi Tarih Bölümü'nde, aldığı bursla, konuk araştırmacı olarak bulunmuştur. https://scholar.google.com/citations?user=JrwwtXAAAAAJ&hl=tr&oi=ao İ[email protected]
1. Karyotakis, K. (1992). Preveza (R. Hadas, Trans.). Harvard Review, 1, 40.
2. Beyazoğlu, İ. (2008, May 13). Yunanistan Milli Eğitim Konseyi Başkanı Thanos Veremis ile söyleşi: Kıbrıs’ta çözüm birkaç yıl içerisinde geriye dönülmez bir hal alacak. Kıbrıs, 14–15.
3. Koliopoulos, J. S., & Veremis, T. M. (2010). Modern Greece: A history since 1821. Wiley-Blackwell, s. 98.
4. Maalouf, A. (2019). Uygarlıkların batışı (A. Berktay, Çev.). Yapı Kredi Yayınları, s. 23.
5. Kavafis, K. (t.y.). Barbarları beklerken (C. Çapan, Çev.). Şiir.gen.tr. https://www.siir.gen.tr/siir/c/constantino_kavafis/barbarlari_beklerken_1.htm
6. Tennyson, A. L. (1842). Ulysses. Poetry Foundation. https://www.poetryfoundation.org/poems/45392/ulysses
7. Eagleton, T. (2004). Kuramdan sonra (U. Abacı, Çev.). Literatür Yayıncılık, s. 22.
8. Kavafis, K. (t.y.). İthaka (C. Çapan, Çev.). Şiir Parkı. https://www.siirparki.com/kavafis9.html
9. Miller, H. (1957). Big Sur and the oranges of Hieronymus Bosch. New Directions, s. 26.
10. Seferis, G., Keeley, E., & Sherrard, P. (1964). Salamis in Cyprus (1955). Poetry, 105(1), 45–47, s 46. http://www.jstor.org/stable/20589922
11. Elmatzoglou, I. (2024, Eylül 23). 40e anniversaire de la mort de Yannis Skaribas, un écrivain et poète extravagant avec une œuvre non conventionnelle. Grèce Hebdo. https://www.grecehebdo.gr/40e-anniversaire-de-la-mort-de-yannis-skaribas-un-ecrivain-et-poete-extravagant-avec-une-oeuvre-non-conventionnelle/
12. Elmatzoglou, I.
13. Bu şiiri benim için değerli zamanını ayırarak İngilizceye çeviren arkadaşım Yanis Papayanis’e teşekkür ederim.
14. Elmatzoglou, I.
15. Skaribas, Y. (n.d.). Chalkida (Χαλκίδα): From the collection OULALOUM (από τη συλλογή ΟΥΛΑΛΟΥΜ). Mikros Apoplous. https://www.mikrosapoplous.gr/extracts/skaribas-p.htm
Halkida, Skaribas açısından ideal bir sığınak olmaktan uzaktır. Bilakis, tek başınalığını, burukluğunu ve başından geçenlerin bir muhasebesini yaptığı sembolik bir İthaka’ya benzer sanki. Bunu bir ihtiyat payıyla iddia ediyorum. Perikletus ise Skaribas’ın, belki Fernando Pessoa gibi, farklı bir kimliğe bürünme macerasını örnekleyen bir anıştırma olarak okunabilir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish