Niçin Savaş?: Üçüncü dünya savaşı arifesinde Einstein ile Freud arasındaki tarihi mektuplaşmanın sosyolojik bir çözümlemesi

Dr. Batuhan Yıldız Independent Türkçe için yazdı

Görsel: madan.org.il

2020'li yıllar, daha şimdiden, insanlık tarihinin en çalkantılı, en gergin ve en bunaltıcı dönemlerinden biri olarak tezahür etmektedir. Başta, Trumpist zihniyetin histerik bir coşkuyla yürüttüğü sistematik yıkımlar ve bu saldırıları lejitimize etmeye çalışan çeşitli propaganda faaliyetleri yalnızca milyonlarca insanın hayatına mal olmakla kalmayıp, aynı zamanda uluslararası ilişkiler düşüncesinin ahlâkî ve siyasî temellerini de onulmaz bir biçimde aşındırmaktadır.

Bahsi geçen yapısal problemleri kalıcı olarak çözmek içinse, 20'nci yüzyılın en etkin iki bilim insanı arasında gerçekleşen tarihî mektuplaşmayı yeniden anımsamakta ve bunu sosyolojik bir dil ile çözümlemekte büyük bir fayda vardır.

Hatırlanacağı üzere, 1932 yılında Milletler Cemiyeti'ne bağlı Institute for Intellectual Cooperation (Entelektüel İşbirliği Enstitüsü) yetkilileri, olası bir küresel savaş ihtimalini yok etmek adına, dönemin iki kalburüstü figürü olan Albert Einstein ve Sigmund Freud'u bir mektup alışverişine davet etmişti. Bu daveti ivedilikle kabul eden Prof. Einstein, daveti karşılıksız bırakmayan Avusturyalı ruhbilimci muhatabı Freud'a şu soruyu yöneltmişti:

İnsanları savaşın felaketinden kalıcı olarak kurtarmanın bir yolu var mıdır?

İşte tam da bu noktada, Einstein'ın bu "çözüm odaklı" sorusuna verilen "uzun" ve "karamsar" yanıt, bu haftaki yazımda olabildiğince "kısa" ve "sade" bir biçimde ele alınacak ve metnimin ana iskeletini oluşturacaktır.

Öyleyse başlayabiliriz.
 

Einstein (solda) Küba'da ve Freud Viyana'da (sağda, 1930 / Fotoğraflar: Kongre Kütüphanesi
Einstein (solda) Küba'da ve Freud Viyana'da (sağda, 1930 / Fotoğraflar: Kongre Kütüphanesi

 

Bölüm 1: Freud'un gözünden savaşın ontolojisi

Weimar Cumhuriyeti'nin yerle yeksan edilmesinin hemen öncesinde yayımlanan "Warum Krieg?" (Tr. "Niçin Savaş?") adlı eserde sıklıkla bahsi geçtiği üzere, Freud'a göre savaş, yalnızca devletler arasında yaşanan çıkar çatışmalarının doğal bir sonucu değildir. Onun sosyolojik imgeleminde ve meselenin daha derininde, harp etme istenci insanın içinde öteden beri var olan Thanatos adı verilen yıkıcı bir dürtü ile ilgilidir.

Yakın tarihin bize gösterdiği üzere, Thanatos dürtüsü, uygun şartlar oluştuğunda bireyler arasında saldırgan bir nitelik kazanmakta ve bireyleri en net ifadeyle Dr. Jekyll'dan Bay Hyde'a dönüştürmektedir. "Der Schatten" (Tr. "gölge") metaforunun sosyolojik bir izdüşümü olan Engizisyon mahkemeleri, cadı avları, köle ticareti, Hiroşima ile Nagazaki'ye atılan atom bombaları, Holokost ve Srebernitsa Soykırımı, bu dürtünün çağlar boyunca ne kadar korkunç sonuçlar doğurabildiğinin en açık örnekleri arasında yer almaktadır.

Buna karşılık Freud'un değindiği bir diğer başat kavram olan Eros ise, toplulukları birleştiren, diğerkâmlığı pekiştiren, insan onurunu el üstünde tutan ve hayatı üretip eudaimonia'ya ulaşmamızı sağlayan tüm güzellikleri temsil eder. İnsanların birlikte uyum içerisinde yaşayabilmesi, farklı toplulukların birbirleriyle iş birliği kurabilmesi, ticaret yapabilmesi ve uygarlığın gelişebilmesi bu "okyanussal" güç sayesinde mümkün olmaktadır. Ne var ki, iki dünya savaşı sonrasında "usta" bir terzi titizliğiyle kurulan uluslararası ilişkiler sistemi, Vietnam Savaşı, Reaganizm, Neo-Con'culuk, MAGA hareketi ve KOVİD-19 pandemisi gibi artçı zelzeleler ya da popülizm tehdidinin oluşturduğu zehirli iklim karşısında yıprandığında, Eros dürtüsünün bastırdığı Thanatos yeniden gün yüzüne çıkmaktadır.

İşte o zaman dünyamız her seferinde, kelimenin tam anlamıyla sonsuz acı ve gözyaşının hüküm sürdüğü, oldukça "toksik" bir döneme girmektedir. 
 

Sigmund Freud — Thanatos kavramı, insanın içindeki yıkıcı dürtünün (ölüm itkisi) psikanalitik ifadesi olarak okunur
Sigmund Freud — Thanatos kavramı, insanın içindeki yıkıcı dürtünün (ölüm itkisi) psikanalitik ifadesi olarak okunur

 

Bölüm 2: Thanatos "Reloaded": Ya da Thanatos'u yeniden tahayyül etmek

Yukarıda söylenenlerden hareketle, ve geçtiğimiz yıl yayımlanan Hayek's Bastards: Race, Gold, IQ, and the Capitalism of the Far Right adlı eserde de çokça vurgulandığı üzere, özellikle 1980'li yıllardan bu yana hız kesmeden süregelen neo-liberal dönüşüm, insanı kolektif ve işbirliğine açık bir canlı olmaktan çıkarıp gözünü para ve güç hırsı bürümüş performatif bir yırtıcıya dönüştürmüştür.

Her şeyi kâr ve zarar hesabı üzerinden gören bu yeni insan modeli, gerektiğinde hümanizma değerlerini ayaklar altına alan "garabet" bir iktisadi sistemin yılmaz savunuculuğunu yapmakta, gerektiğindeyse kurduğu stratejik ve siyasi ilişki ağlarının "şeytani" tabiatı gereği kamusal alandan siyasal alana sıçrayarak, Donald J. Trump gibi "warmonger" (Tr. "savaş çığırtkanı") liderlerin "ayarsız" güçlerini mediawashing (Tr. "medya aklaması") dolayımıyla lejitimize etmekte ve dünyayı yaşanması oldukça zor bir yer haline getirmektedir. 

Dahası, söz konusu dönüşüm yalnızca gündelik hayatta değil, gündelik hayatın alternatifi olan dijital evrende de kendisini göstermektedir. Online mecralarda, mültecilere yönelik uygulanan sistematik dışlama kampanyaları, sözde "üçüncü dünya" ülkelerinin vatandaşlarının "yas tutulmaya değmez" hayatlar olarak kodlanması ve Evanjelist öğretinin ana akım medyada yaşanan tüm yasların karşısında bir tür kurtuluş reçetesi gibi parlatılması hem Thanatos'un hem de bahsi geçen propaganda tekniklerinin günümüzde aldığı en tehlikeli biçimlerden biridir.

Bu bağlamda, Thanatos denilen yıkıcı dürtü sürekli şekil değiştirmekte ve günümüzde artık yalnızca öldürerek değil; bizleri duyarsızlaştırarak, körleştirerek ve insan hayatını istatistikî bir veriye indirgeyerek "sinsi" bir biçimde işlemektedir. Tam da bu yüzden, Freud'un neredeyse bir asır önce ortaya koyduğu tespitler, içinde yaşadığımız çağın ruhunu anlamak bakımından hâlâ olağanüstü bir açıklayıcılığa sahiptir.  


Sonuç

Tüm bunlara ek olarak, Hak ile bâtılın savaşı olarak da tanımlanabilecek dünya konukluğunda aydınlanma ideallerinden kopmamak, bilime, sanata ve insanı insan yapan tüm evrensel değerlere sıkı sıkıya tutunmak ve Eros'u beslemek; tıpkı Yin ile Yang arasında kurulan mucizevi denge gibi, toplumları ve dünyamızı daha işlevsel kılacak ve hayatı daha anlamlı bir hâle getirecektir. ABD doğumlu gitar virtüözü Jimi Hendrix'in de söylediği üzere, sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacaktır. Herkese, algı kapılarımızın her daim açık olduğu ve mutlak barışın hayatın her alanında hüküm sürdüğü güzel bir hafta dilerim.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU