Bu okuyacağınız yazıyı farklı yönlere çekip çarpıtmak isteyen olabilir. Bu yüzden en başta şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum: Takdir ettiğim gazeteci John Pilger'ın etik duruşundan hareketle, "her şeyin ötesinde, nerede olursa olsun, insanların hayatına eşit değer verilmesi gerektiği; gazetecilerin 'biz'inin insanlık olduğu" ilkesini benimsiyorum. 1 Ve bu tutumu şiar edinerek kendimi ezilen ve aşağılanan insanlarla özdeşleştirdim.
Dolayısıyla, 1940'larda Avrupalı Yahudiler benim zaviyemden ne ifade ediyorsa, bugün Filistinlilerin ve Filistinlilere destek olan onurlu ve cesur Yahudi insanların yaşadıkları bana onu ifade ediyor. Böyle basit insani bir hassasiyeti karmaşıklaştırmaya gerek duymuyorum.
Bu yazı, Holokost sırasında Yahudi halkının üçte biri ve diğer birçok azınlık grubundan sayısız insanın anısına kaleme alınmıştır.
*
Bu yazı da her zaman olduğu gibi, gezip gördüklerimden, okuduklarımdan, izlediklerimden, tanıştığım insanlardan, geçmişte yaşadıklarımdan—kısacası dünya ve yaşam denen metinsellikten dokunmuş bir örgüdür. Bu unsurlar birbirinden bağımsız ya da birbirini dışlayan fragmanlar değil. Hepsi bir bütün olarak bir metinsellik oluşturur ve ben de bu metinselliğin dokusunda sadece bir ilmek ya da teğelim. Bu yüzden metin ve yaşananlar düz-doğrusal bir kronoloji izlemiyor.
*
Gizli bir cinayetin dumanı dolaşıyordu çevremizde.
"Birini öldürüyorlar," dedim.
"Kimi olabilir?.."
"Lehler tedirgin..." dedi köylü bana,
"Yahudileri boğazlıyorlar". 2
*
Normalde bir seyahat yazısının amacı, başka insanların da orayı görmesi için onları özendirmektir.
Ben ise Polonya'daki Auschwitz-Birkenau'yu görmemenizi tercih ederim.
Bu yazıyı yazacak gücü kendimde uzun süre bulamadım.
Auschwitz-Birkenau'yu ziyaret ettikten neredeyse bir yıl sonra yazıyorum.
*
Krakov yazımda, Auschwitz-Birkenau'ya uyumadan gittiğimden bahsetmiştim. Aslında bu yazıyı Krakov ve Naziler yazımdan önce ya da sonra okuyabilirsiniz.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Sabah karanlığında, saat 5.30'da yola çıktık.
Auschwitz'e giderken hava kapalıydı.
Yağmur endişesine kapıldım.
Çünkü şemsiye almamıştım.
Sonra yaz havası geldi.
Bu kez de bunaldık, boğulduk.
*
Otobüste birçok Avrupa ülkesinden yolcu var.
Günün sonunda, birçoğunun düzgün ve saygılı insanlar olduğuna tanık oluyorum.
Çünkü Auschwitz herkese göre değildir.
Ziyaretçisinden olgunlukla karışık bir güç ve empati talep eder.
Bizim grupta İrlandalı, Hollandalı, İngiliz, Avusturyalı, Türk, Singapurlu, Yunan ve Belçikalı ziyaretçiler var.
*
Otobüsle Auschwitz'e giderken garip bir ruh hâline kapıldım.
Sanki köşeyi dönünce her an bu ölüm kampı karşıma çıkacakmış vehmine kapıldım ve bunu aşamadım.
Garip.
Gözüm, yol kenarında hızla yanından geçtiğimiz Lehçe tabelalara takılıyor: "Koniec", "Uwaga" (dikkat!), "Dikkat, önünüze geyik atılabilir!", "Reklama", "Żabka" ve "Netto" adlarında ufak market zincirleri, "Draculino" ve hayatımda ilk kez gördüğüm huş ağaçları.
*
Yaklaşık 1, 1 buçuk saat sonra Auschwitz'e varıyoruz.
Kamp, sessiz sakin Oświęcim kasabasından yaklaşık 3 kilometre uzakta.
Oświęcim, aslında Auschwitz'in Lehçe adı.
Auschwitz ise bu kasabanın Almanca karşılığı.
II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyası bölgeyi işgal edince Almanca isim kullanılmaya başlanmış.
Sobibor ve Treblinka ile birlikte bu "yirminci yüzyıl Nazi kıyametçiliğinin korkunç müzesi", dünyaya Auschwitz adıyla yayılmıştır. 3
*
Auschwitz-Birkenau'ya girmek için 100 ya da 200 metrelik bir sıra var.
Ayakta neredeyse 3, hatta 3 buçuk saat bekledikten sonra nihayet bilet alıyoruz.
Bazı insanlar beklemekten bıktıkları için söylenmeye başlıyor.
Bana kalırsa insanların bunca işkence görüp acı çektiği bir yerde beklemekten şikâyet etmek terbiyesizce. Aynı zamanda çocukça.
*
Kulağa garip ve anlamsızca gelecek ama sanki hayaletler bizi izliyor.
Üzerime dikilmiş gözlerin altında yürüyormuşum gibi hissediyorum.
Auschwitz ve Birkenau civarında insanlar yaşıyor.
Dediğim gibi, burası bir yerleşim yeri.
Bir kadın, meşum trenlerin Yahudileri Auschwitz'e taşıdığı yerde köpeğini yürüyüşe çıkardı.
İnsanları yargılamak aptallık ve ahlâksızca.
Ama bu kampta yaşananlardan sonra ben Auschwitz yakınlarında yaşayamazdım.
*
Auschwitz'de kahve servisi var, üstelik bir restoran da.
İnsan buradan çıktıktan sonra nasıl yemek yiyebilir ki?
*
Bazı insanlar burada yaşananları ya bilmiyor ya da işin ciddiyetini anlamıyor. Birkenau'nun soykırım simgesi tren raylarında öyle tuhaf poz veren bazı ziyaretçiler var ki insanlıktan ümidini kesiyorsun.
Bu, bilgisizlikten, sosyal medyanın etkisinden ya da belki de yalnızca anlık bir dikkatsizlikten kaynaklanıyor belki.
Bazı turistler kötü niyetli olmayabilir. İyi ki bu tür ziyaretçiler fazla göze çarpmıyor. Yine de bazılarının hâl ve tavırları, tarih bilinci veya duygusal duyarlılık eksikliğini ortaya koyuyor.
Kimi insanlar neşeli, espri üstüne espri yapıyorlar. Ben ise fazla neşeli olacak ya da gülecek bir şey göremiyorum.
Auschwitz herhangi bir "turistik ziyaret yeri" değil. Burası, Buchenwald Toplama Kampı'ndan sağ çıkan yazar Jorge Semprun'un hatırlattığı gibi bir "kitlesel imha kompleksi (…) Yahudi halkının kütle halinde imhası işinde uzmanlaşmış olan Auschwitz-Birkenau kompleksinin kampları". 4
Ve burada 1 milyondan fazla insan öldürüldü. Tarihçilere göre Auschwitz'de 5 yıl içerisinde sırasında yaklaşık 1,1 milyon kişi hayatını kaybetti. Kurbanların büyük çoğunluğunu, yaklaşık 1 milyon kişi ile Yahudiler oluşturuyordu.
Bunu yaklaşık 70 bin kişiyle Polonyalılar, 21 bin kişiyle Romanlar ve Sinti'ler izliyordu. Ayrıca yaklaşık 15 bin Sovyet savaş esiri ve 12 bin kadar Çek, Belorus, Yugoslav, Fransız, Alman ve Avusturyalı mahkum da burada öldürüldü. 5
Dolayısıyla influencer tarzı pozlar verip şaklabanlık yapmak hem rahatsız edici bir sorumsuzluk. Bu da duyarlı insanlarla Holokost mağdurlarını rencide edebilir.
*
Gün boyunca karanlık bir sıkışmışlık hissinden çıkamadım. Ürkütücüydü. Tercüme etmesi zor olan bazı şeyler var. Sonra bu sıkışmışlık hissi günlere, haftalara ve aylara yayıldı.
Gün batımında Auschwitz'den ayrılıyoruz.
Burada, hassas bir ziyaretçi açısından tanık olunanlar, aklın işleyişini sekteye uğratan türden bir kötülük ve dehşet.
Bunu daha basit bir şekilde nasıl anlatacağımı bilmiyorum, ama Auschwitz herkese göre bir yer değil.
Akıl bir süre sonra orada cereyan edenleri takip edemiyor, kavrayamıyor. İnsan müzede nesnelere ve yaşananlara uzun süre dikkat kesildiğinde, aklın —insana kalkan olan— rasyonel "emniyet supabı" işlevi devre dışı kalıyor.
Ben de sarsılıyorum. Hem de o kadar hazırlıklı olmama rağmen.
Öyle ki, allak bullak olmuş halde kendimi otobüse zor atıyorum. En son binen ben oluyorum. Otobüse geldiğimde herkes "Nerede kaldın?" diye beni bekliyormuş meğerse. Özür dileyerek otobüse geçip oturuyorum.
Nazi Almanyası'nı yakından gözlemlemiş ve risk alıp bu dönemi belgelemiş tanınmış cesur ve ahlâklı gazeteci/tarihçi William L. Shirer'ın soykırıma ilişkin aşağıdaki gözlemleri oldukça yaralayıcı:
Günlerce uyuşmuş halde kaldım. Aklım, hayal gücüm, olanların korkunçluğuyla baş edemiyordu. Sıradan ölümlülerin anlayamayacağı kadar dehşet vericiydi. 6
Nazi İmparatorluğu: Doğuşu, Yükselişi ve Çöküşü, Shirer tarafından kaleme alınmış ve İnkılap Kitabevi tarafından çevrilmiştir. Bu 3 ciltlik eser, Nazi dönemine dair değerli bir tanıklık sunuyor ve ayrıntılı anlatımıyla okuyucuyu dönemin içine çekiyor.
Shirer'a ek olarak, Agora Kitaplığı'nın yayımladığı Bana Yalan Söyleme derlemesi gerçekten eşsiz bir çalışma. Araştırmacı gazeteciliğin zirvesini temsil eden, vicdanlı ve cesur gazeteci John Pilger'ın derlediği bu eleştirel-edebi seçkide, Martha Gellhorn'un 1945'te kaleme aldığı Dachau yazısı insanın hafızasına kazınıyor. Zaten bu derlemeye bakmadan yazının başlığını şu an bile ezberden hatırlayabiliyorsam, bunda edebi gazeteci ve yazar Gellhorn'un muazzam gücünün büyük payı var.
Bu yazıda Gellhorn, Nazilerin kampı terk eder etmez Amerikan ordusuyla birlikte Dachau'ya giren ilk gazetecilerden biri olarak Nazilerin ardında bırakarak kaçtıkları akla zarar manzarayı betimliyor. Manzara korkunçtur ve Gellhorn gördüklerini öyle çarpıcı bir dille aktarıyor ki, okurun imgeleminde silinmez bir iz bırakıyor.
*
Auschwitz-Birkenau'da, Naziler hayatlarından ettikleri bu tutukluların öldürmeden önce onları insanlıktan çıkarıyorlar. İnsanlar mütemadiyen şiddet gördükten sonra, işkence içinde katlediliyor. Tanrı beni affetsin ama yaşayan ölüleri bir kez daha öldürüyorlar.
*
Kampı gezen bazı insanlar öfkeyle Joseph Mengele'yi lanetle ve kargışla anıyor. Mengele, bu kampta görev yapan rütbeli bir SS subayı ve doktordu; kurbanları üzerinde gerçekleştirdiği acımasız ve sözde bilimsel deneylerle tanınıyordu. "Ölüm Meleği" olarak da bilinir.
Düşünür Paul Virilio: "Yaşlı bir Japon dostum geçenlerde bana şöyle dedi: 'Amerikalıları bağışlayamamamın nedeni Hiroşima'nın yalnızca bir savaş eylemi değil, bir deney olması" diye yazmıştı Enformasyon Bombası kitabında. 7
Peki, bunu farklı bir bağlamda sorabilir miyiz?
Hangisi daha kötü: İnsanları katletmek mi, yoksa insanları bir deney nesnesi haline getirmek mi?
Mengele, uzun yıllar boyunca popüler kültüre kadar sızmış ve film, bilgisayar oyunu ya da müzik fark etmeksizin kültür endüstrisinin bir parçası hâline gelmiştir; örneğin 1978 yapımı The Boys from Brazil filmi, Metal grubu Slayer'ın "Angel of Death" şarkısı ve Wolfenstein video oyun serisi, bu adamın dehşet verici mirasını dramatize eden rahatsız edici popüler kültür ürünlerindendir.
"Ölmüş insanların arkasından kötü konuşulmaz" derler.
Ama bu soykırıma kalkışmış Naziler için geçerli olmamalı. Albert Einstein aptallığın sınırı olmadığını söylemişti. Ben ise haddim olmayarak kötülüğün de sınırı olmadığını söylüyorum.
İnsan doğasına inanan, yani, insanların temelde kötülüğe meyilli olduğunu düşünen birisi olarak bu kamptan, düşüncem maalesef perçinlenmiş hâlde ayrılıyorum.
*
Bugün müzede sergilenen vahşet, bence buzdağının sadece görünen kısmı.
Ve bu vahşeti, bırak bir başkasına, kendime bile anlatamıyorum. Ne desem boş.
Gördüklerim yüzünden yorgunluğumu ve uyukusuzluğumu unutmuş halde Krakov'a varıyorum.
O kadar yoruldum ki, yatakta otururken nasıl uyuya kaldığımı anlayamadım. Sabah, o vaziyette uyandım.
Auschwitz-Birkenau'ya giden yolun köşe taşları
Yahudi Soykırımı/Holokost, hem zor hem de kolay bir konudur.
Bu soykırımın uzun evveliyatını, birbirine bağlı unsurlarıyla birlikte, kısa bir zamanda ve sınırlı bir sayfa ekonomisi içinde etraflıca anlatmak mümkün değildir. Yapılabilecek en iyi şey, ancak köşe taşlarına dikkat çekmektir.
Anlatması kolaydır çünkü bir soykırım yaşanmıştır. Bu bakımdan, düşünür Theodor W. Adorno'nun Minima Moralia'da dem vurduğu gibi, "Polonya'nın en uzak köşelerinde kurulan insan mezbahalarına varan gelişim çizgisi hiç dolambaçlı değildir". 8
Ama acıları anlamak ve anlatmak, bu acılara yol açan süreçlerin nasıl cereyan ettiğini göstermek zordur.
Yaşaması kolay mı ki, anlatması basit ve kolay olsun?
Nazizm ve Holokost'un düşünsel dayanakları
Aslında Yahudi Soykırımı'na giden yol İkinci Dünya Savaşı'nda başlamadı.
Birçok insanın hayatına mal olmuş her kitlesel harekette olduğu gibi, Yahudi Soykırımı'na giden yolu döşeyen önceller vardı.
Yahudiler, Kudüs'teki Büyük Tapınak Romalılar tarafından yıkıldıktan sonra dünyanın dört bir yanına dağılırlar ve ne yazık ki dünyamız, ev sahiplerinin misafirleri sevmediği bir yerdir. Hatta misafirler bile birbirini sevmez.
Buna karşılık, binlerce yıl boyunca dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Yahudiler, yaşadıkları her yerde, aralarında bulundukları çeşitli inançsız topluluklardan açıkça farklı, özel bir halkın üyeleri olarak kendilerini tanımlamaktan asla vazgeçmediler; hiçbir aşamada… 9
Yahudilerin "hayatta kalma ustası" olduklarını iddia etmek bayağı bir genelleme ve mit olur.
Çünkü sayısız Yahudi, İkinci Dünya Savaşı'na dek hedef gösterilip telef oldu.
Yine de bu iddianın bir haklılık payı var.
Yeryüzüne dağılıp zaman zaman hareketli ve kozmopolit, ama sürekli diken üstünde bir hayat sürmeleri, kimi Yahudileri belirsizlik ve zorluklar karşısında esnek ve uyum sağlayabilen hayatta kalma ustaları hâline getirmiş olabilir.
Ama bunu tüm Yahudilere genelleyemeyiz.
Yine de Yahudi topluluklarını özel kılan, pragmatizm ve idealizmi harmanlamalarıdır.
Yani, diasporada Batılıların tekniklerini kaptıkları kadar, kendi cemaat ülkülerini de korumuş olmalarıdır. 10
Bu anlamda Yahudiler, diğer milliyetleri asimile edemeyen ve kendisi de yalnızca belirli müstakil olaylarda asimilasyona uğramış kapalı bir gruptu.
Buna rağmen Yahudi entelektüeller, daima egemen milletle özdeşleşmişlerdir ve içinde bulundukları toplumun kültürel ve entelektüel hayatına önemli katkılarda bulunmuşlardır. 11 Hatta kimi Yahudiler, geçmişte birçok ülkede "değersiz bir ırk" veya "hiçbir şekilde asimile edilemeyen özgün bir halk" olmakla suçlandıklarında bile, özgünlüklerini yadsıyarak, her türlü ötekilik görüntüsünü üzerlerinden atmaya çalışarak ve ırk olgusunu reddederek buna karşılık vermişlerdi. 12
Gelgelelim stereotipler inatçıdır, "yavaş değişirler" ve ne yazık ki "insanlar, büyük grupları, oldukça kaba/yaygın birkaç özelliğe bakarak karakterize etmeye" alışıktırlar. 13 Örneğin Yaşanan aksilik ve kötülükler çoğu zaman yeni gelen farklı ötekilerin uğursuzluğuna yorulur ve bu göçmenler kolayca günah keçisi ilan edilirler. Bundan dolayı da "Önyargı, yöneldiği kimseleri gözden kaybetmeyi ister. Onları saklamanın ve bunu başarmanın birbirinden farklı yollarını bulmuştur" .14 Burada kadim ikili karşıtlık mekanizması bir kez daha iş başındadır. İnsanlar zaman zaman gülünç bir şekilde kendilerini olduğundan iyi, ötekilerini ise kötü gösterip şeytanlaştıracak biçimde kurgulanmış teolojiler inşa eden Maniheist birer canavardır. 15
*
Umberto Eco'nun roman karakterlerinden biri ise Prag Mezarlığı romanında şöyle diyor:
[B]ir düşman gerekiyor. Bir zamanların hükümdarlarının yaptığı gibi gidip düşmanı Moğollar ya da Tatarlar arasında aramanın gereği yok. Düşmanın tanınır ve korkulur olması için onun evde ya da evin eşiğinde olması gerekir. İşte Yahudi dememin nedeni budur. Kader onları karşımıza çıkardığına göre kullanmalıyız; her zaman korkacak ve nefret edecek birkaç Yahudi'nin olması için dua etmeliyiz. Halka umut vermek için bir düşman gereklidir (…) Şimdi kimliğin anlamı, nefret üzerinde temelleniyor, aynı olmayana duyulan nefret üzerine. Nefreti uygar bir tutku olarak beslemek gerekir. Düşmanı, halkların dostudur. İnsanın kendi sefilliğine mazeret bulabilmesi için nefret edecek birine gereksinmesi vardır. Nefret insanın en kadim tutkusudur. Anormal olan durum sevgidir. İsa bu nedenle öldürüldü: Doğaya karşı olan bir şeyden söz ediyordu. İnsan birini, bütün bir ömrü boyunca sevemez (…) Oysa insan ömür boyu birinden nefret edebilir. Yeter ki nefretimizi körüklesin . 16
Örnek Olay 1: Albrecht Altdorfer
Orta Çağ boyunca Yahudiler birçok yasal haktan mahrumdu ve mütemadiyen halk tarafından katlediliyorlardı.17 Alman tarihinde antisemit tutumlar yeni bir olgu değildir; aksine, Orta Çağ'dan beri köklü ve yaygın bir gelenek olarak varlığını sürdürmüştür.
Bu bağlamda, 16'ncı yüzyıl başındaki örneklerden biri olan Albrecht Altdorfer 18 (yaklaşık 1480-1538), dönemin tipik antisemitik tutumlarına katılan ve bu yönde aktif rol üstlenen bir figürdür. Regensburg şehrinde Dış Konsey üyesi olarak görev yapan Altdorfer, 1519 yılında Yahudi topluluğunun sürgün edilmesi ve 13'üncü yüzyıldan kalma sinagogun yıkılması kararında doğrudan yer aldı. Kararı Yahudilere bildiren heyette bulundu ve bu heyet onlara sinagogu iki saatte boşaltıp beş gün içinde şehri terk etmelerini iletti.
Altdorfer yıkımdan hemen önce, sinagogun iç ve dış mekanlarını belgeleyen iki bakır gravür (etching) yaptı. Bu gravürler günümüze ulaşan en eski sinagog tasvirleri olup, bugün Metropolitan Museum of Art gibi kurumlarda korunmaktadır. Gravürler, Yahudileri neredeyse tamamen dışarıda bırakarak boş mekanları göstermesi nedeniyle, birçok sanat tarihçisi tarafından Yahudi varlığının sembolik olarak silinmesini belgeleyen bir eylem olarak yorumlanır.
Altdorfer, bizzat fiziksel yıkım işine katılmamış olsa da (sinagog taş taş üstünde kalmayacak şekilde organize ekiplerce yıkıldı; yangın veya kundaklama söz konusu değildi), siyasi ve idari süreçte aktif bir katılımcı ve kararın zımni uygulayıcısı olarak önyargılı tutumunu açıkça ortaya koymuştu.
David B. Dennis Inhumanities: Nazi Interpretations of Western Culture çalışmasında Altdorfer hakkında şu ifadelere yer verir:
Altdorfer sadece Kuzey ve halk (volkisch) geleneklerinin en iyi örneklerini temsil eden eserler bırakmakla kalmamış, aynı zamanda en karanlık Nazi ilkeleriyle uyumlu çalışmalar da üretmiştir. Abornlu bir ressam olan Altdorfer, "ağız oyma iğnesiyle de ustaydı" ve bu yeteneğiyle 1519 tarihli iki gravürde Regensburg sinagogunun revak ve iç mekanını yakalamıştır (…) Altdorfer bu gravürleri "yok olmakta olan bir kültürün hatırası" olarak gerçekleştirmiştir. Zira kendisi, Dış Konsey üyesi olarak, Regensburg'daki Yahudilerin imparatorluk şehrinden sürülmesini karara bağlamıştı. Şehir, ekonomik durgunluktan Yahudileri sorumlu tutarak sürülenlere sinagogu boşaltmaları için yalnızca iki gün, şehri terk etmeleri için ise beş gün vermişti. Altdorfer, 22 Şubat 1519'da yıkımdan önceki günlerde mekânın hazırlık eskizlerini yaptı; "kaderinin tamamen farkında ve kısmen sorumlusu" olarak (…) (G)ravürler "Kuzey grafik sanatının en ince ve en güzel örneklerinden, resimsel, duyguda etkileyici, ton değerleri açısından zengin" olarak nitelendirilirken, anlam bakımından da belirgin biçimde antisemitikti. 19
Kısacası, Altdorfer sinagogun yok edilme sürecine doğrudan dâhil olmamıştır ve nihayetinde Albrecht Dürer ile birlikte Alman Rönesans resminin temel sütunlarından biridir. Ancak Altdorfer'i yalnızca "zamanının bir çocuğu" olarak nitelemek, Regensburg Yahudileri ile sinagogun akıbeti göz önünde bulundurulduğunda, bu sanatçının cereyan eden bu yıkım ve Yahudilerin yerinden edilmesi süreçte oynadığı rolü hafife almak olur. Özellikle Altdorfer'in bu gravürleri "yok olmakta olan bir kültürün hatırası" olarak üretmiş olması manidardır. Bu yönüyle Altdorfer'in eserleri, Kırmızı Pazartesi'nin görsel bir karşılığı olarak okunabilir.
Bu örnek olay, tefecilik suçlamaları ve kan iftirası gibi bahanelerle Yahudilerin kovulduğu beylik Orta Avrupa antisemitizminin acı bir parçasıdır. 20
*
Birçok Alman Nazilerden korkup akıntıyla birlikte hareket etti ve kendilerini olayların akışına bıraktı. Kimi Almanlar bu suçun parçası olmak istemedi ve bu kötülüğe karşı koydu. Bu direnenler arasında bazı Nazi görevliler bile var diyebiliriz. Ama ne yazık ki sayıları pek fazla değil.
*
Böylesi zorlu ve travmatik tecrübeler, Yahudileri dışarıda bırakma eğilimini büyük ölçüde cesaretlendirdi. Ardı arkası kesilmeyen zulüm dönemlerinde Yahudiler tamamen yabancı bir halk haline geldi. Hıristiyanlar onları gettolarda yaşamaya zorladı. 21 En pis ve rezil işlerle zorunlu olarak sınırlanmış ve gayri Yahudi dünyasına karşı kin dolu bir bakış açısı geliştirdiler. 22 Avrupa'da yaşayan Yahudilere ise zorla soyadı verildi ve Hıristiyanların kullandığı soyadlarını almaları yasaklandı. 23 İlerleyen dönemlerde de Yahudiler, kötülüğün cisimleşmesi olarak görülüyor ve ortadan kaldırılmaları, dünyayı kurtarmanın bir yöntemi sayılıyordu.
Nazi anti-Semitizmi, modern bir ırkçı ideoloji ile Hristiyan demonoloji geleneğinin bir karışımıydı. Ve Eskatolojik 24 mit ile çarpıtılmış "bilim", tarihte örneği görülmemiş bir suçu işlemek üzere bir araya geldiler. 25
*
20'inci yüzyıla gelindiğinde, Adolf Hitler'in soykırıma dönük hırsları, 1925'te Landsberg Hapishanesi'nden çıktıktan sonra verdiği ilk söylevlerden birinde açıkça görülebiliyordu. "İki olasılık var," diyordu bu söylevde, "ya düşman bizim cesetlerimiz üstünde yürür ya da biz onlarınkini çiğneriz." 26
Peki, Hitler'in nefret söyleminin zamanla bu denli benimsenmesine yol açan neydi?
Başka faktörlerin yanı sıra, Holokost'a yol açmış Nazi totaliter rejimini, 19'uncu yüzyılda gelişen ulusçu akım, ütopyacı inanç ve ırksal üstünlük saçmalıklarından oluşan iklimi göz önüne almadan anlamak zordur.
19'uncu yüzyılın sonları ve 20'nci yüzyılın başında Alman ideolojisini şekillendiren zihniyetlerin başında, Georg Wilhelm Friedrich Hegel ve Johann Gottlieb Fichte gibi filozofların düşüncelerinin rol oynadığı milliyetçilik gelir. Aynı dönemde, Anglosaksonizm, İskandinavizm ve ırksal saflığı korumanın bir yolu olarak öjeni27ye duyulan inanç, bu yüzyılın ilk on yıllarında güç kazanmaya başlar. 28 Karl Polanyi, savaşta yaşanan yıkımın acıları taze iken, Alman diplomasisinin köktenci milliyetçilik politikalarına bağlılık yemini etmiş Nazi kitlelerinin varlığından aldığı gücü göz ardı etmenin olanaksız olduğuna dikkatimizi çeker. 29
Çağlar boyu arada bir görülen sefil bir meslek olarak Hitler kültünde, zaman ötesi bir öğe vardı. Nazi liderlerinin kabul ettiği Germen ideali — Yeni İnsan — halk belleği, edebi buluşlar ve kendi kendini yücelten yeni-eski tarihî efsanelerin kaba birleştirilmesiyle oluşturulmuştu. Tarihsel gerçekler, böyle Töton fantezileriyle aşık atamazdı. 30 Benzer bir biçimde, Robert Nisbet, Nazi ırkçılığının ve milliyetçiliğinin sözde düşünsel kaynaklarını açıklarken şu satırları kaleme alır:
Tötonizmin zamanla Kelt ve Slav kanıyla karıştığını yazmasıydı. Günümüzün Almanları, eski atalarının saflığına sahip değiller, ancak mevcut hiçbir insan onlara yaklaşamaz bile. Tüm dünyayı yeniden canlandırma ve iyileştirme, kültürü koruma, onu Yahudilerden kaynaklanan yozlaşma ve alçaltmalardan kurtarma potansiyeline yalnızca onlar sahiptir. 31
Töton ırkı üstünlüğünü savunan bu galiz siyaset, aynı zamanda bir hınç ayaklanmasıydı tabii.32 Leon Poliakov, anıtsal eseri Arî Miti: Avrupa'da Irkçı ve Milliyetçi Fikirlerin Tarihi'nde, Ari mitolojisi olarak adlandırılan düşüncenin ilk fikir babasının Friedrich Schlegel olduğunu belirtir. İlginç olan ise, Schlegel'in aslında Yahudilerin tamamen özgürleşmesini savunan bir düşünür olmasıdır. Bu nedenle söz konusu ideoloji, başlangıçta sanıldığı gibi antisemitik bir nitelik taşımaz. Ancak zamanla bu kavram da, birçok kavram gibi, esaslı bir dönüşüme uğrar. Bunda, tabii ki Şarkiyatçılar ve Alman mit üreticilerinin payı inkâr edilemez. Bu kesimler tarafından kurgulanan sözde kuram, demagogların elinde hızla Yahudi karşıtı propagandaya halk desteği sağlayan bir araca dönüşür ve nihayetinde "Ari olmayan" insanların yok edilmesini gerekçelendiren bir ideoloji hâline, yani bir rehbere dönüşür. Weimar Cumhuriyeti'nin düşüşünü müteakip, Aryan ırkçılığı Üçüncü Reich'ın resmî öğretisi olarak benimsenir ve böylece soykırımın ideolojik temeli oluşur. 33 Bilhassa, paranoyak teorisi Protokoller'de şekillendirilen mitik Yahudi komplosuna duyulan inanç, dünya görüşünün ve eylemlerinin merkezinde yer almıştır. Norman Cohn'un ifadesiyle bu, "insanoğlunda bulunabilecek her türlü paranoyakça ve yıkıcı potansiyeli cezbetmek için tasarlandığı açık olan, inanılmaz derecede abes bir uydurma"dır. Nazilerin elinde ise tam anlamıyla bir "soykırım ruhsatına" dönüşmüştür. 34 Bu durumun bir sonucu olarak, Hitler tarafından yeniden yorumlanan bu eski Yahudi dünya komplosu miti, insanlık tarihinin en acımasız ve en etkili profesyonel katillerinden oluşan bir örgütün ideolojisinin parçası hâline geldi.
Psikanalist Bruno Bettelheim, Dachau ve Buchenwald toplama kamplarındaki SS muhafızlarının Yahudi dünya komplosuna kesin bir inanç beslediklerini belirtmiştir. Auschwitz komutanı Rudolf Höss, o dönemde Yahudilerin yok edilmesini "Almanya'nın ve gelecek kuşaklarımızın bu amansız düşmanlardan sonsuza dek kurtulması" için gerekli görüyordu.
SS üyelerinin birçoğu için bu komplo miti, bir ideoloji ya da dünya görüşünden çok daha fazlasıydı. Zihinlerini tamamen ele geçirmişti. Öyle ki, küçük çocukları diri diri yakarken bile hiçbir vicdan azabı ya da merhamet duygusu hissetmeden bunu yapabiliyorlardı. 35 Böylece İkinci Dünya Savaşı'na gelindiğinde, özellikle yaklaşık 1940-1944 yılları arasında, Avrupa'daki en belirleyici ayrım Ari ırk mensupları ile Sami ırk mensupları arasındaydı. Birincilerin yaşamasına izin verilirken, ikinciler sistematik biçimde ölüme mahkûm edilmişti. Bu dört yıl boyunca pek çok örnekte bu hüküm fiilen uygulandı. 36
Toparlayacak olursak, Nazi Almanyası'nda uygulanan ırk-temelli öjenik, Aryan ırkının "üstün" fiziksel özelliklerini pekiştirmeye ve bu büyük ırkın kirletilmesini önlemek için Yahudileri yok etmeye büyük önem verdi. 37
1945 yılında, Almanya'da yazar ve sanatçılar en ağır yükü taşıyanlar arasındaydı. Haksız da sayılmazlardı. Çünkü çok sayıda kişi, özellikle eğitimli kesimdeki büyük çoğunluk, Nazi rejimini memnuniyetle karşıladı; partiye isteyerek katıldı ya da en azından sorunsuz bir şekilde uyum sağladı. 1933 yılında Yahudilerin ve siyaseten istenmeyen kişilerin üniversite, sanat, yayıncılık, gazetecilik ve diğer alanlardan tasfiyesine protesto etmeden ya da gerçek ya da sahte bir şevkle katılan profesörler, akademi üyeleri, müze, yayınevi, tiyatro ve orkestra yöneticilerinin sayısı şoke edici büyüklükteydi. 38
Saflık fantezileri, Yahudilerle özdeşleştirilen komünizm düşmanlığı ve Yahudilerin ekonomik çöküşün günah keçisi ilan edilmesiyle bağlantılı bir diğer ideolojik neden, Nazilerin Yahudilerde gözlemledikleri değişim ve dönüşümlere uyum sağlama yetenekleri ile kültürel pratikleri kavrayıp kendilerine mal edebilme esneklikleriydi. Buna dair güçlü bir örnek olarak da, Nazilerin Völkischer Beobachter gazetesindeki tutumlarını gösterebiliriz;
Gazete, 1922'den itibaren Weimar Cumhuriyeti dönemindeki Goethe yorumlarına dair şikâyetlerini dile getiriyordu. Ona göre, 'pasifistler, Yahudiler, demokratlar ve cumhuriyetçiler', Birinci Dünya Savaşı'nın sonundan itibaren 'Almanya'nın en büyük şairini kendi saflarına çekmek' ve onu propaganda amaçları için kullanmak için yoğun çaba göstermişti. 'Yahudiler, uluslararası planlarını örtmek için yabancı isimleri ve idealleri sahiplenmeyi biliyorlardı' ve özellikle Goethe'nin 'dünya vatandaşlığı' üzerine düşüncelerini kendi amaçları için çarpıtmakla ilgileniyorlardı. 39
Modernitenin akışkanlığından kaynaklanan bu rahatsızlık, kaotik ve değişken varoluşu kontrol altına alıp düzenlemeye çalışan modernist bir yaklaşımı temsil eder. Özellikle düşünür Zygmunt Bauman'ın külliyatı, bu modernist tepkinin derinlemesine analizini yapar ve bize esaslı bir eleştiri sunar.
Örnek Olay 2: Folklor ve Grimm Kardeşler
Masallarını okuyarak büyüdüğüm —ve hâlâ da okuduğum—Grimm Kardeşler derledikleri masallarda belirgin ve sistematik bir antisemit ideolojiye sahip değillerdi. Ancak, yaşadıkları Alman romantik-milliyetçi ortamın yaygın Yahudi karşıtı önyargılarından tamamen bağımsız da değillerdi. Bu nedenle, onları Nazizmin ideologları olarak nitelendirmek doğru değildir. Scott Harshbarger'e göre, bilişsel edebiyat kuramcıları genellikle kurmacanın olumlu etkilerini vurgulasa da, Hansel ve Gretel gibi güçlü anlatılar hikâyenin karanlık yanını ortaya koyar.
Toplumsal olarak olumlu davranışların teşviki çoğu zaman radikal kötülüğün hikâye içinde inşasına dayanır. Basitleştirici anlatım, bozucu grupları şeytanlaştırmada kritik bir rol oynar. 40 Bu anlamda, Grimm masallarındaki antisemitik motifler ve derleme pratiği, bazı çalışmalar tarafından Nazi kültürel mühendisliği tarafından da suistimal edilmiştir. Naziler, Grimm koleksiyonunu evlerde "kutsal kitap" gibi zorunlu kılarak, masalların otoriterlik, itaat, şiddet kabulü, dış gruba karşı nefret ve şiddetli antisemitizm vurgusunu taşıdığı görüşünü pekiştirmiştir. 41
Harshbarger, Grimm masallarındaki milliyetçi damarın—özellikle Hansel ve Gretel'deki şeytani öteki, kurbanlık şiddet ve kanlı iftira motiflerinin—yok etme ve arınma mantığını paylaştığını savunur. Ona göre, bu tema Nazi Almanyası'nda dolaylı ama güçlü biçimde Nazi antisemitizmiyle örtüşür. Cadı figürü, aldatıcı, çocuk yiyen, şeytani bir "öteki" olarak sunulur ve bu, Nazi propagandasında Yahudilere atfedilen stereotiplerle paralellik gösterir.
Çocukken bende travmaya sebep olan bu korkutucu masalı anımsayacak olursak: Hansel ve Gretel, fakir bir oduncunun çocuklarıdır ve açlık yüzünden ailesi tarafından ormana bırakılırlar. Hansel, yolunu bulabilmek için arkasına taşlar bırakır ve böylece evlerine geri dönebilirler. İkinci sefer ormana bırakıldıklarında taş bulamayınca ekmek kırıntılarıyla yol işareti yaparlar, ama kuşlar kırıntıları yer.
Ormanda gezinirken şeker ve pastadan yapılmış bir eve rastlarlar ve dayanılmaz açlıktan dolayı eve girerler. Ev aslında "kötü" bir cadının evidir. Cadı, Hansel'i şişmanlatmak için kafese kapatır ve Gretel'i hizmetçi olarak işe koşar. Ancak çocuklardan Gretel, cadıyı kandırır, onu iterek fırına sokar ve kapıyı kapatır. Böylece cadı yanarak etkisiz hale gelir ve özgür kalan çocuklar, zenginliklerle birlikte evlerine dönerek mutlu bir hayat sürerler.
Masalın sonunda cadının fırına atılması, Nazilerce "kötülüğün yenilmesi" ve aile ile ulusun saflığının restorasyonu olarak yorumlanmıştır. Bu durum, Nazi'nin Thousand Year Reich ütopyasında Yahudilerin ve diğer iç ve dış düşmanların ortadan kaldırılmasına benzetilmiştir.
Grimm Kardeşler ile Nazilerin birçok ortak yönü olduğu gerçeğini göz ardı etmek zordur; bunlardan biri, okuyucularını veya izleyicilerini, şeytani düşmanlarla yoğun bir mücadeleden sonra iyinin ve saf olanın "sonsuz mutlulukla" yaşayabileceği anlatı dünyalarına taşımaya olan ortak ilgileridir. Bu bakış açısıyla, Grimm Kardeşler ile Nazilerin her ikisinin de milliyetçiliğin tutkulu savunucuları olması tesadüf değildir. 42
Harshbarger'in makalesine ve Jack Zipes'in eserlerine yönelmemi sağlayan yapım ise Hunters adlı diziydi. Bu yapım kurgusal bir zaman ve mekânda geçse de, bazı anlatı unsurları tarihsel temellere dayanıyor. 1977 yılında New York'ta geçen dizide, intikam peşinde olan genç bir Yahudi adam, saklanan üst düzey Nazi yetkililerinden oluşan bir hücreye karşı gizli bir savaş yürüten Nazi avcıları grubuna katılır. Bu yetkililer, Dördüncü Reich'ı kurmayı planlamaktadır Dizinin ilk sezonunda özel FBI ajanı Millie Morris'in Hansel ve Gretel yorumu, benim için önemli soru işaretleri oluşturmuş ve merakımı tetiklemiştir.
Hansel ve Gretel… Bu hikâyeyi biliyor musun? İki Alman çocuk, sarı saçlı, mavi gözlü… ormanda yaşayan zengin bir cadıyı bulurlar. Cadı onları canlı canlı yemek ister. İyi Hristiyan kanlarını yemek yapmak için kullanacakmış. Alman çocuklar onu fırına iter, yanışını izler ve servetini alırlar. Ve bu mutlu son olur. Ama bence cadı aslında bir Yahudiydi. Ona 'cadı' dediler ama aslında 'Yahudi' demek istediler. Ormanda yaşayan yaşlı bir Yahudi kadın, şehirden kovulmuş, kimseye zararı olmayan biri. Sonra Hitler Gençliği onu diri diri yaktı. Evet. Masallar bizim için yazılmadı, ama canavarlarla savaşması gereken biziz. 43
Ezcümle, kadim masallar bazen masum değildir. Bu anlatıları, ideolojik yan anlamından yalıtıp bu mirasa sadece "çocuk masalı" deyip geçmemek gerekir.
*
Aklıma Hansel & Gretel: Witch Hunters filmi geliyor bir de. Bir türlü sinemada izleme kısmet olmamıştı. En sonunda filmin DVD'sini almıştım. Film antisemit olarak kabul edilmiyor, ama feministlerin farklı açılardan eleştirisi muhakkak vardır. Grimm Kardeşler'in yukarıdaki klasik masalından yola çıkan bu aksiyon-fantezide Hansel ve Gretel büyüyüp cadı avcısı oluyor ve film, cadıları hem iyi hem de kötü doğaüstü varlıklar olarak tasvir ediyor – yine ikili zıtlık! Bir de Peter Bradshaw yaptığı eleştiriye göre filmde Hansel, hoş bir beyaz cadı ile çıplak banyo yapma şansı buluyor, ama Gretel'e düşen tek şey, devasa ve biçimsiz bir kafaya sahip çirkin bir dev olan Edward ile tuhaf ve platonik bir "güzel ve çirkin" ilişkisi. 44 Feministler bu değerler zıtlığı ve hiyerarşisini de gözden kaçırmazlar sanırım.
Yön Levhası
Bir sonraki yazımda, bu yazıyla aşağıdaki konulara değinmek istiyorum:
- Auschwitz-Birkenau hakkında bilgi verip, bu bilgileri çektiğim fotoğraflar ve kişisel tarihimle desteklemek.
- Leeds'te 2014'te tanıştığım Holokost mağduru Hannah Lewis ile yaşadığım anıyı ve Hannah'ın hikâyesini anlatmak.
- Holokost'a dair yaygın yanlışlar ve efsaneler üzerinde durmak.
- Yahudi soykırımını inkar etmemekle birlikte, özellikle Gazze'de devam eden Filistinlilerin katliamı bağlamında, vicdanlı aktivist ve akademisyen Norman Finkelstein'ın ortaya koyduğu "Holokost Endüstrisi" kavramının günümüzde nasıl süregeldiğini göstermek. Bir başka deyişle, dünün mağduru Yahudilerin bugün bazı durumlarda zorba hâline gelmesi ve Nazilerin kendilerine uyguladıkları şiddeti bugün Filistinlilere uygulaması üzerine düşünmek. Yazıyı başladığım cümle ile bitirmek istiyorum: Ben takdir ettiğim gazeteci John Pilger'ın etik duruşu gereği, "her şeyin ötesinde, nerede olursa olsun, insanların hayatına eşit değer vermeleridir. Gazetecilerin 'biz'i insanlıktır" uyarısında hareket ederek kendimi ezilen ve aşağılananlarla özdeşleştirmeyi seçerim. 1940'larda Yahudiler benim açımdan ne ifade ediyorsa bugün Filistinlilerin ve Filistinlilere destek olan onurlu ve cesur Yahudi insanların yaşadıkları onu ifade ediyor.
Bu yazı ile ilgili düzeltme veya yorumunuz varsa lütfen benimle iletişime geçin: [email protected]
İbrahim Beyazoğlu Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ) İletişim Fakültesi'nde öğretim görevlisi (PhD.) ve gazetecidir. Leeds Üniversitesi Tarih Bölümü'nde, aldığı bursla, konuk araştırmacı olarak bulunmuştur. https://scholar.google.com/citations?user=JrwwtXAAAAAJ&hl=tr&oi=ao İ[email protected]
1. Pilger, J. (2010). Bana Yalan Söyleme (M. Harmancı, Çev.). Agora Kitaplığı. Evden ve kaynaklarımdan uzakta olduğum ve kısa zamanda bu metni yazmam gerektiği için size bu ezberimde olan ifadenin sayfa numarasını veremiyorum. Ancak bu ifadeyi Pilger'ın yaptığı girizgâhta bulabilirsiniz.
2. Babel, I. (2012). Kızıl Süvariler: Toplu öyküler II (E. Altay, Çev.). Can Yayınları, s. 145.
3. Goodrick-Clarke, N. (2012). Nazizmin gizli kökenleri: Gizli Aryan kültleri ve Nazi ideolojisi üzerinde etkileri (A. C. Akkoyunlu, Çev.). Kırmızı Kedi Yayınevi, s. 257.
4. Semprun, J. (1998). Yazmak ya da yaşamak (İ. Birkan, Çev.). Can Yayınları, s. 198, 249.
5. Auschwitz Birkenau State Museum. (t.y.). The number of victims (Auschwitz and Shoah). Auschwitz Birkenau State Museum. https://www.auschwitz.org/en/history/auschwitz-and-shoah/the-number-of-victims?utm
6. Berlinger, J. (2024). Hitler and the Nazis: Evil on Trial [Televizyon dizisi, Bölüm 6: The Reckoning]. Smuggler Entertainment & Third Eye Motion Picture Company. Netflix.
7. Virilio, P. (2003). Enformasyon bombası (K. Şahin, Çev.). Metis Yayınları, s. 33. (Orijinal çalışma 1998'de La bombe informatique olarak yayımlanmıştır)
8. Adorno, T. W. (2005). Minima moralia: Sakatlanmış yaşamdan yansımalar (O. Koçak & A. Doğukan, Çev.). Metis Yayınları, s. 65. (Özgün eser 1951'de yayımlanmıştır)
9. Hobsbawm, E. J. (2000). Nations and nationalism. Cambridge University Press, s. 47.
10. Braudel, F. (1996). Uygarlıkların grameri (M. A. Kılıçbay, Çev.). İmge Kitabevi Yayınları, s. 120.
11. Hroch, M. (2011). Avrupa'da milli uyanış: Toplumsal koşulların ve toplulukların karşılaştırmalı analizi (A. Özdemir, Çev.). İletişim Yayınları, s. 156.
12. Benda, J. (2017). Aydınların ihaneti (C. Soydemir, Çev., 3. bs.). Doğu Batı Yayınları, s. 17.
13. Hogg, M. A., & Vaughan, G. M. (2021). Sosyal psikoloji (İ. Yıldız & A. Gelmez, Çev.; 7. baskı). Ütopya Yayınevi, s. 71.
14. Bernasconi, R. (2015). Irk kavramını kim icat etti? Felsefi düşüncede ırk ve ırkçılık (Z. Direk, İ. Esiner, T. Meriç & N. Öktem, Çev.; Z. Direk, Haz.). (4. basım). Metis Yayınları, s. 142.
15. Bernstein, W. J. (2023). Kalabalıkların hezeyanı: Topluluklar nasıl ve niye delirir? (E. Z. Yıldırım, Çev.). Okuyan Us Yayınevi, s. 318.
16. Eco, U. (2011). Prag Mezarlığı (E. Y. Cendey, Çev.). Doğan Kitap, s. 382–383.
17. Cohn, N. (2005). Warrant for genocide: The myth of the Jewish world conspiracy and the Protocols of the Elders of Zion. Şerif, s. 26.
18. Altdorfer'i kıymetli sanatçı dostum Yanis Papayanis anlatana kadar bilmiyordum. Yanis sayesinde Altdorfer'i araştırdım. Bu yüzden ona çok teşekkür ederim.
19. Dennis, D. B. (2012). Inhumanities: Nazi interpretations of Western culture. Cambridge University Press, s. 89.
20. Altdorfer, A. (1519). The Entrance Hall of the Regensburg Synagogue [Etching]. The Metropolitan Museum of Art, New York, NY. Erişim adresi: https://www.metmuseum.org/art/collection/search/336256
21. Bernasconi, R., s. 140.
22. Cohn, N., s. 26-27.
23. Emiroğlu, K. (2013). Gündelik hayatımızın tarihi (3. basım). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 7.
24. Eskatoloji, dünyanın ya da insanlık tarihinin son olaylarıyla, ölümle, dünyanın sonuyla ve insanlığın nihai kaderiyle ilgilenen bir teoloji dalıdır. Kelimenin kökeni Yunanca eschatos (son, en uzak) kelimesine dayanır. "Eschatology." Merriam-Webster.com Dictionary, Merriam-Webster, Erişim Tarihi 24 Ocak 2026 https://www.merriam-webster.com/dictionary/eschatology
25. Gray, J. (2013). Kara ayin: Apokaliptik din ve ütopyanın ölümü (B. Tırnakcı, Çev.). Yapı Kredi Yayınları, s. 85.
26. Brotherton, R. (2018). Şüpheci zihinler: Komplo teorilerine neden inanırız? (C. Taşçıoğlu, Çev.). Nemesis Kitap, s. 57.
27. Sözde ırk ıslahı demek. "Özellikle insan ırkının kalıtsal niteliklerini geliştirmeye en uygun etki ve etkilerin birleşimi" anlamına gelir. Bkz. "Eugenism." Merriam-Webster.com Dictionary, Merriam-Webster, https://www.merriam-webster.com/dictionary/eugenism. Erişim tarihi 27 Ocak. 2026.
28. Nisbet, R. (2023). İlerleme fikrinin tarihi (A. Bölükbaşı, Çev.). Ketebe Yayınları, s. 445.
29. Polanyi, K. (2010). Büyük dönüşüm: Çağımızın siyasal ve ekonomik kökenleri (A. Buğra, Çev., 9. baskı). İletişim Yayınları, s. 324. (İngilizce özgün eser 1944'te yayımlanmıştır.)
30. Gay, P. (2017). Modernizm sapkınlığın cazibesi: Baudelaire'den Beckett'e ve ötesine (S. Erduman, Çev.). Everest Yayınları, s. 457.
31. Nisbet, R., s. 421-422.
32. Gay, P. (2017). Modernizm sapkınlığın cazibesi: Baudelaire'den Beckette ve ötesine (S. Erduman, Çev.). Everest Yayınları, s. 454-455.
33. Poliakov, L. (2011). Arî miti: Avrupa'da ırkçı ve milliyetçi fikirlerin tarihi (Y. Kaya & A. Yıldırım, Çev.). Epos Yayınları, s. 408.
34. Brotherton, R. (2018). Şüpheci zihinler: Komplo teorilerine neden inanırız? (C. Taşçıoğlu, Çev.). Nemesis Kitap, s. 58-59.
35. Cohn, N., s. 235.
36. Poliakov, L., s. 11.
37. Abramson, J. (2017). Minerva'nın baykuşu: Batı siyasi düşünce tarihi (İ. Yıldız, Çev.). Dipnot Yayınları, s. 77.
38. Gay, P. (2017)., s. 477.
39. Dennis, D. B., s. 310.
40. Harshbarger, S. (2013). Grimm and grimmer: "Hansel and Gretel" and fairy tale nationalism. Style, 47(4), 490–508, s. 490. Erişim: https://www.jstor.org/stable/10.5325/style.47.4.490
41. Harshbarger, S., s. 492.
42. Harshbarger, S., s. 493.
43. Hunters (2020–2023). 1. Sezon, 2. Bölüm: The Mourner's Kaddish (Yas Tutanın Kaddişi) [Dizi Bölümü]. David Weil tarafından kurgulandı. Amazon Prime Video.
44. Bradshaw, P. (2013, 28 Şubat). Hansel & Gretel: Witch Hunters – İnceleme. The Guardian. https://www.theguardian.com/film/2013/feb/28/hansel-gretel-witch-hunters-review
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish