Doğum krizi mi yoksa hazırlık mı?

Fotoğraf: AA

Our World Data verilerine göre, Nijerya halkı tek bir yılda yaklaşık 7,5 milyon çocuk dünyaya getirirken, Rusya dahil Avrupa'daki toplam doğum sayısı 2023 yılında 6,3 milyonu geçmedi. Yani bir Afrika ülkesindeki doğum sayısı tüm Avrupa'daki toplam doğum sayısını aştı! Nijerya dünyanın en doğurgan ülkesi olmaya devam ederse, Çin ve Hindistan'dan sonra gelecek yüzyılın ortalarında dünyanın en kalabalık üçüncü ülkesi olabilir!

Bu muazzam nüfus patlaması birçok ülkeyi endişelendiriyor. Bir ülke, sakinlerine her saniye yeni bir bebeğin doğduğunu hatırlatmak için halka açık yola dev bir dijital ekran bile yerleştirdi, sanki “Lütfen biraz yavaşlayın!” der gibi.

Nüfus artışını memnuniyetle karşılayan veya buna kayıtsız kalan ülkeler, GSYİH'lerini en üst düzeye çıkarma, sanayilerini ve yatırımlarını genişletme ve ekonomilerini güçlendirme fırsatına sahipler.

Yaşlı kıta (Avrupa) gerçekten yaşlanıyor; Al Arabiya'nın haberine göre, kıta sessiz bir “demografik krizle” karşı karşıya. Avrupa’da nüfusun kendisini yenileme oranı kadın başına yaklaşık 1,38 çocuk; bu, bir nesilden diğerine istikrarlı bir nüfusu korumak için bir kadının sahip olması gereken ortalama çocuk sayısından (2,1) daha düşük. Başka bir deyişle, doğurganlık oranı 2,1'in altındaysa nüfus yaşlanıyor ve küçülüyor, bu oranın üzerinde ise büyüyor demektir. Ancak Nijeryalı kadınlar ortalama 4,5 çocuk doğuruyor, bu da hızlı bir artış anlamına geliyor.

Nüfus artışı konusunda iki görüş var. Birincisi, işgücü piyasasını, emeklilik sistemlerini, sağlık hizmetlerini, kamu hizmetlerini, konutları ve altyapıyı tehdit ettiği için tehlikeli bir gösterge olarak görüyor. Diğer görüş ise nüfus artışını ekonomiyi canlandırmak, pazar büyüklüğünü, işgücünü, tüketici talebini vb. artırmak için bir fırsat olarak görüyor. Bu nedenle, ekonomistler genellikle hızlı nüfus artışının geleceğe hazırlık niteliğinde paralel bir ekonomik büyüme ile birlikte olması gerektiğini savunuyorlar. Bazı toplumlar sosyal ve dini faktörler nedeniyle doğal olarak büyürler.

Sorun doğum sayısı değil, ülkelerin bu nüfusu absorbe etmeye hazır olup olmamasıdır. Eğitim kalitesi ihmal edildiğinde nüfus bir yük olabilirken, insan sermayesine erken yatırım yapıldığında ve nüfus politikaları sadece sloganlardan ibaret kalmayıp ekonomik planlama ve işgücü piyasasıyla bağlantılı olduğunda bir fırsat haline gelebilir.

Çin bu konuda çarpıcı bir örnek teşkil ediyor. Hindistan en kalabalık ülke olarak onu geride bırakmış olsa da Pekin insan kitlesini şaşırtıcı bir teknolojik ve üretken güce dönüştürmeyi başardı. Üstünlük sayılarda değil, eğitim, üretim ve teknolojiye erken yatırımda yatmaktadır.

Siz bu makaleyi okumayı bitirirken, bazı ülkelerde binlerce çocuk doğacak; bu doğumlar, hazırlıksız ülkeler için endişe verici, ancak yeni bir refah çağına hazırlanmaya çalışanlar için mutluluk verici bir durumdur.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

Şarku'l Avsat

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU