Rüşvet suçunun tarihsel gelişimi ve hukuki boyutu

Av. Turgut Özal Tekpınar Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Pixabay

Son zamanlarda adını sıkça duyduğumuz rüşvet suçu, insanlık tarihinin en eski suç tiplerinden biridir. Devlet otoritesinin ortaya çıktığı ilk dönemlerden itibaren, kamusal görevlerin kişisel çıkar uğruna kötüye kullanılması farklı şekillerde kendini göstermiştir. 

Tarihsel süreç incelendiğinde, rüşvetle mücadelenin de en az rüşvetin kendisi kadar eski olduğu görülür. İlk hukuk sistemlerinden modern ceza hukuku mevzuatlarına kadar pek çok düzenleme, kamu görevlilerinin tarafsızlığını korumayı ve kamu yararını güvence altına almayı amaçlamıştır.

​Mezopotamya’daki hukuki düzenlemelerde rüşvet suçuna yer verilmemişken Babiller döneminde Hammurabi kanunlarında yargıcın rüşvet alması cezalandırılmıştır. Buna karşılık Atina hukukunda ise rüşvet fiili açıkça cezalandırılmıştır. 

Roma Hukuku'nda ise ilk başlarda on iki levha kanunlarında hâkimin rüşvet alması cezalandırılırken sonrasında kamu görevlilerin rüşvet eylemlerinin artmasıyla beraber Lex Calpurina, Lex Junia ve Lex Servilia gibi kanuni düzenlemelerle bu görevlilerinde cezalandırılacağı ifade edilmiştir.

İslam Hukuku açısından ise Kur’an-ı Kerim de yer alan ayetler suçun kaynağını oluşturmuştur.

Bakara Suresi'nin 188. ayetinde “Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile haksız yere yemek için rüşvetle hakimlere koşmayın” diyerek, Nisa suresinin 29. ayetinde “Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin; ancak karşılıklı rızânıza dayanan ticaret böyle değildir ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir” diyerek ve Maide suresinin 42. ayetinde “Onlar, hep yalana kulak veren ve durmadan haram yiyen kimselerdir. Sana gelirlerse aralarında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah âdil olanları sever” diyerek rüşvet yemeyi doğrudan ve dolaylı olarak haram kılmıştır. 

Rüşvet suçunun cezası ise ta-zir denilen cezaların kapsamına girmektedir. Rüşvet alan da veren de cezalandırılmaktadır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Osmanlı döneminin ilk yıllarında ise rüşvet suçunun işlendiği birçok tarih kitaplarında yer almıştır. Bu rivayete göre Bursa Kadısı Çandarlı Halil paşanın rüşvet aldığı ifade edilmektedir.

Osmanlı devletinde tanzimat fermanına kadar rüşvet suçu ile ilgili herhangi bir düzenleme yer almazken tanzimatla beraber Gülhane-i Hattı Hümayunda, Kanun-i Ceditte ve Ceza Kanunname-i Hümayunda rüşvet suçuna ait hükümler yer almıştır.

Cumhuriyet döneminde ise 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’nda Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler başlığı altında 211 ve 219. madde arasında rüşvet suçu düzenlenmiştir. Bu düzenleme yetersiz kalmış ve 5237 sayılı güncel Türk Ceza Kanunu'muzda rüşvet suçu 252. maddesinde yer almıştır. Bu düzenleme de 2012 tarihli 6352 sayılı kanunla köklü değişikliğe uğramış ve günümüzdeki rüşvet suçu hükümleri meydana gelmiştir. 

TCK’nın 252. maddesindeki düzenlemeye göre suçun faili, görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi ya da görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi olabilecektir.

Rüşvet muhteviyatı itibarıyla iki farklı kişinin varlığı halinde işlenebilecek bir suç tipidir. Ayrıca rüşvet suçu özgü suç niteliğinde olup kamu görevlisi ya da sekizinci fıkrada yer alan kişiler aracılığıyla işlenebilecektir. 

Rüşvet alan ve veren açısından da cezai müeyyideler iseaynıdır. Rüşveti alan kamu görevlisi ile birlikte rüşveti veren kişi de suçun faili olacaktır. Ancak önemle ifade etmek gerekir ki aralarında bir rüşvet anlaşması olmaksızın kamu görevlisinin menfaat sağlamak adına karşısındaki kişiyi manevi olarak zorlaması rüşvet suçunu değil irtikap suçunu oluşturacaktır. 

Nitekim rüşvet suçunun oluşması için işin gerçekleşmesinden önce taraflar arasında özgür iradeleriyle yapılmış bir rüşvet anlaşmasının varlığı gerekmektedir. Tarafların üzerlerinde anlaştıkları işin sonrasında gerçekleşmemesinin suçun oluşmasına bir etkisi bulunmamaktadır.

Rüşvet suçunda elde edilecek menfaat para olabileceği gibi taşınmaz, taşınır veya cinsel tatmin olarak da karşımıza çıkabilir. Rüşvet suçunun oluşması için kamu görevlisinin görev tanımına girecek bir konuda bir işin gerçekleşmesi amaçlanmalıdır. Rüşvet suçu ancak kastla işlenebilecek bir suç tipidir.

Rüşvet anlaşmasının sağlanması ve rüşvetin temini konusunda aracılık eden kişi ve dolaylı olarak kendisine menfaat sağlayan kişi ve kişiler ise kamu görevlisi olup olmadığına bakılmaksızın suçun müşterek faili olarak değerlendirilmektedir.

Rüşvet suçu açısında 254. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümleri de uygulanacaktır. Buna göre rüşvet alan veya veren kişinin, durumun resmi makamlarca öğrenilmesinden önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi ya da durumda resmi makamları bilgilendirmesi halinde failler hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmayacaktır.

Yukarıda kısaca rüşvet suçunun tarihsel gelişimine ve hukuki çerçevesine değindim. Meseleye hukuki boyutuyla değinmeye çalıştım. 

Cumhuriyet tarihi boyunca rüşvet iddiaları ve bu kapsamda yürütülen soruşturmalarkamuoyunun gündeminde her zaman önemli yer tutmuştur. 

Erken cumhuriyet döneminde daha sınırlı ve kapalı bir çerçevede ele alınan bu tür iddialar, çok partili hayata geçiş sonrasında daha fazla hale gelmiştir.

1980’li yıllardan itibarenise ekonomide liberalleşme ve kamu-özel sektör ilişkilerinin genişlemesi, rüşvet iddialarının niteliğini ve kapsamını da dönüştürmüştür.

Bununla birlikte, bu süreçlerin önemli bir kısmı yalnızca hukuki boyutuyla değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal tartışmalar çerçevesinde değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak rüşvet suçu, yalnızca bireylerin hukuka aykırı menfaat temin etmesiyle sınırlı bir mesele olmayıp, doğrudan doğruya hukuk devleti ilkesini, kamu yönetimine duyulan güveni ve toplumsal adalet algısını zedeleyen çok boyutlu bir sorundur.

Bu nedenle rüşvetle mücadele, yalnızca cezai yaptırımların artırılmasıyla değil; şeffaflığın güçlendirilmesi, hesap verebilirliğin etkin kılınması ve denetim mekanizmalarının işler hale getirilmesiyle mümkündür.

Aksi takdirde rüşvet, biçim değiştirerek varlığını sürdürmeye devam edecek; bu durum ise yalnızca hukuki düzeni değil, aynı zamanda toplumun adalete olan inancını da derinden sarsacaktır.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU