ABD, gerçekten Avrupa'dan asker çekiyor mu?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

ABD’nin Avrupa konuşlanması kapsamında Stryker zırhlı birlikleri, Almanya–Polonya hattındaki tatbikat ve intikallerle NATO’nun doğu kanadının hareket kabiliyetini güçlendiriyor. / Fotoğraf: ABD Ordusu, Spc. Austin Robertson

ABD'nin Almanya'dan yaklaşık 5 bin askeri çekme kararı, Avrupa'da ciddi bir tartışma başlattı. İlk bakışta bu gelişme, Washington'ın Avrupa güvenliğinden geri çekildiği ve NATO'nun zayıfladığı yönünde yorumlandı.

Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının devam ettiği bir dönemde alınan bu karar, Baltık ülkeleri ve Polonya'da "ABD bizi yalnız mı bırakıyor?" sorusunu gündeme taşıdı.

Ancak mesele yalnızca asker sayısıyla açıklanabilecek kadar basit değil. Çünkü bugün yaşanan süreç, klasik anlamda bir "çekilme"den çok, ABD'nin Avrupa'daki askerî mimarisini yeniden düzenleme girişimine benziyor.

Washington, Soğuk Savaş'tan kalan Almanya merkezli sabit garnizon modelini değiştirerek daha esnek, daha hareketli ve doğu kanadına odaklı bir yapı kurmaya çalışıyor.  

Soğuk Savaş boyunca ABD'nin Avrupa'daki varlığı devasa boyutlardaydı. 1950'ler ve 1980'ler arasında kıtada 400 bini aşkın Amerikan askeri bulunuyordu.

Almanya ise bu yapının merkeziydi. Fulda Koridoru gibi bölgeler, Sovyet tanklarına karşı savunmanın sembolü hâline gelmişti.  

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bu yapı hızla küçüldü. ABD, Avrupa'daki ağır zırhlı birliklerini büyük ölçüde geri çekti.

2014'te Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesiyle birlikte süreç tersine döndü ve Washington yeniden doğu kanadına asker göndermeye başladı.

Özellikle Polonya, Baltık ülkeleri ve Romanya'da rotasyonel birlikler konuşlandırıldı. 2022'de Ukrayna savaşının başlamasıyla Avrupa'daki toplam Amerikan asker sayısı yeniden 100 bin seviyesine yaklaştı.  
 

ABD askerleri, geçen yıl Almanya’nın Vilseck kentinde bir Stryker muharebe aracının yanında beklerken / Fotoğraf: Michael Probst-AP
ABD askerleri, geçen yıl Almanya’nın Vilseck kentinde bir Stryker muharebe aracının yanında beklerken / Fotoğraf: Michael Probst-AP

 

Bugünkü tartışmanın merkezinde Almanya'dan çekileceği açıklanan yaklaşık 5 bin asker bulunuyor.

Bu sayı doğrudan bir tugay seviyesindeki kuvvete karşılık geliyor.

Savunma kaynaklarına göre çekilmesi planlanan ana birlik, Almanya'nın Vilseck kentinde konuşlu 2. Süvari Alayı.

Bu birlik yaklaşık 4 ila 5 bin personelden oluşan Stryker tipi mekanize bir tugay gücüne sahip.  

Burada kritik nokta şu: Geri çekilen bireysel askerler değil, organik bir savaş gücü.

Yani tankı, zırhlısı, topçusu, bakım unsuru ve lojistik ağıyla birlikte hareket eden bütüncül bir birlik yapısı söz konusu.

Bu nedenle karar sembolik olmaktan öte operasyonel sonuçlar da doğuruyor.

Fakat aynı anda başka bir süreç daha yaşanıyor. ABD, Almanya'daki ağırlığını azaltırken Polonya ve NATO'nun doğu kanadına daha fazla yatırım yapıyor.

Poznan'daki V. Kolordu ileri karargâhı, Powidz'deki dev mühimmat ve araç depolama kompleksi, Redzikowo'daki füze savunma üssü ve Baltık hattındaki yeni altyapılar bunun göstergesi.  

Polonya'nın burada özel bir yeri var. Varşova yönetimi savunmaya millî gelirinin yüzde 4'ünden fazlasını ayırıyor. Abrams tankları, HIMARS sistemleri ve Apache helikopterleri gibi Amerikan silahlarına milyarlarca dolar yatırım yaptı.

Washington açısından Polonya artık Almanya'dan daha "istekli" ve daha "uyumlu" bir müttefik olarak görülüyor.  

Dolayısıyla ABD tamamen Avrupa'dan çıkmıyor; aksine kuvvet merkezini doğuya kaydırıyor. Almanya merkezli statik savunma modeli yerini daha hareketli ve rotasyonel bir yapıya bırakıyor.

Bu yeni modelin temelinde "rotasyonel kuvvet sistemi" bulunuyor. ABD artık büyük kalıcı birlikleri Avrupa'da sürekli tutmak yerine, kendi topraklarındaki tugayları dokuz aylık periyotlarla Avrupa'ya gönderiyor.

Bir tugay görevdeyken diğer tugay eğitim görüyor, üçüncüsü ise bakım ve dinlenme sürecine giriyor.  

Washington bu sistemi daha esnek ve daha düşük maliyetli olarak sunuyor. Ancak Amerikan askerî çevrelerinde ciddi eleştiriler de var.

Çünkü bu model uzun vadede birliklerin hazırlık seviyesini düşürüyor. Sürekli nakliye, ağır bakım sorunları ve personel yorgunluğu ciddi bir yük oluşturuyor.

Bazı araştırmalara göre Avrupa'da rotasyonel bir zırhlı tugay bulundurmak, aynı gücü kalıcı olarak konuşlandırmaktan yıllık 70 ila 135 milyon dolar daha pahalıya mal oluyor.  
 

ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının önemli unsurlarından biri olan Stryker tipi zırhlı birlikler, Almanya’nın Vilseck kentinde konuşlu operasyon merkezlerinde görev yaparken / Fotoğraf: Seth Robson-Stars and Stripes
ABD’nin Avrupa’daki askerî varlığının önemli unsurlarından biri olan Stryker tipi zırhlı birlikler, Almanya’nın Vilseck kentinde konuşlu operasyon merkezlerinde görev yaparken / Fotoğraf: Seth Robson-Stars and Stripes

 

Asıl stratejik soru ise başka: ABD neden bu dönüşümü yapıyor?

Cevap büyük ölçüde Çin'de yatıyor. Washington artık küresel önceliğinin Avrupa değil Hint-Pasifik olduğunu açık biçimde söylüyor.

Pentagon'un kaynakları sınırsız değil. Çin'in askerî yükselişi ve Tayvan senaryoları, Amerikan ordusunun kuvvet planlamasını doğrudan etkiliyor.

Bu nedenle Avrupa'daki yükün daha büyük kısmının Avrupalılar tarafından taşınması isteniyor.  

NATO'nun yeni yaklaşımı da bunu doğruluyor. ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM), gelecekte Avrupa'nın kendi konvansiyonel savunma kapasitesini artırması gerektiğini açıkça vurguluyor.

Yani Washington artık Avrupa'da sonsuz süreyle büyük bir kara gücü bulundurmak istemiyor.  

Yine de ABD'nin Avrupa'dan tamamen çekildiğini söylemek gerçekçi olmaz.

Ramstein Hava Üssü, Stuttgart'taki EUCOM karargâhı, Wiesbaden'deki Kara Kuvvetleri merkezi ve Landstuhl askerî hastanesi gibi kritik üsler faaliyetlerini sürdürüyor.

Bunlar sadece Avrupa için değil, Afrika ve Orta Doğu operasyonları için de hayati önemde.  

Bu nedenle bugün yaşanan şey, bir geri çekilmeden çok stratejik ağırlık merkezinin değişmesi olarak okunmalı.

ABD artık Avrupa'da daha az sabit, daha fazla hareketli; Almanya'da daha az yoğun, Polonya ve Baltık hattında daha görünür bir yapı kuruyor.

Fakat bu dönüşümün NATO açısından riskleri de var. Çünkü kalıcı birlikler müttefiklere psikolojik güven veriyordu.

Rotasyonel birlikler ise "gerektiğinde geliriz" mesajı taşıyor.

Bu fark özellikle Rusya'ya yakın ülkelerde ciddi bir belirsizlik yaratıyor.

Sonuç olarak ABD Avrupa'dan tamamen çıkmıyor.

Ancak Soğuk Savaş'ın Almanya merkezli askerî düzeni yavaş yavaş sona eriyor.

Yerine daha esnek, daha dağınık ve Çin öncelikli küresel stratejiyle uyumlu yeni bir Amerikan askerî modeli geliyor.

Avrupa'nın önündeki temel soru ise şu:

Washington'un yükü azalırken kıta kendi güvenliğini gerçekten tek başına taşıyabilecek mi?

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU