Adana'da bir NATO kolordusu neden kuruluyor?

Dr. Osman Gazi Kandemir Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AA

Son günlerde Türkiye gündemine Adana’da bir NATO Kolordusu kuruluş haberi girdi. Ortadoğu’da 2023 yılında başlayan çatışmalar, ABD/İsrail’in İran’a saldırmasıyla zirveye çıkarken, doğal olarak kamuoyunda “Türkiye, Ortadoğu’daki çatışmalarda taraf mı olacak, ya da Türk toprakları NATO güçleri için bir atlama taşı mı olacak?” tartışmaları doğdu. İçe dönük stratejik iletişim, toplumu yeterince aydınlatamadığında maalesef durum böyle oluyor. 

Öncelikle şunu ifade edelim. Bu yazının maksadı, tartışmanın temel endişelerinden biri olan “NATO’nun Türkiye’deki varlığını artırmayı” savunmak, yapılan işi meşrulaştırmak değildir. NATO’da olup olmamak Türkiye Cumhuriyeti devletinin uzun vadeli bir kararıdır ve benim şahsi fikirlerimle alakası yoktur. Şimdi gelelim asıl konuya.

Soğuk Savaş sonrası NATO’nun geçirdiği dönüşümlerin son bölümünü (içinde bulunduğumuz dönem) anlamak için doğru başlangıç noktası 2022 değil, 2014'tür. Rusya'nın Kırım'ı ilhak ettiği o yıl, ittifakın Soğuk Savaş sonrası dönemde benimsediği "ortak güvenlik" paradigmasının büyük ölçüde değiştiği bir yıldır. 

Kırım’ın işgal gerekçesi NATO’nun doğuya doğru ilerlemesi değil, Kırım’ın tarihsel olarak Rusya’ya ait olduğu iddiasıydı. Sonuçta Rusya, başka bir devletin topraklarını hibrit savaş tekniklerini kullanarak işgal etmişti ama Rusya bu eylemin bir işgal olduğunu kabul etmedi, halkın kendi isteğiyle ilhakı olarak kabul etti. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu NATO ülkeleri, bu işgali kabul etmedi. 

Diplomatik çabalar başarılı olmadı. Gerginlik adım adım ilerledi ve 2018'e gelindiğinde Rusya, NATO'nun resmî belgelerine ilk kez "tehdit" olarak girdi, ittifakın güvenlik anlayışı sessiz sedasız ama köklü biçimde değişmeye başladı. Bu arada NATO-Rusya ilişkileri ağır aksak devam etti. En son 1 Kasım 2021’de iki taraf da karşılıklı ofislerini kapattılar ve ilişkiler koptu. 2022'deki tam ölçekli Ukrayna işgali bu süreci zirveye taşıdı ve aradaki düşmanlığı örtbas edilemez hale getirdi: Avrupa'da toprak savunması yeniden NATO'nun birincil gündem maddesi oldu.


Planlar önce gelir, kolordular sonra

Soğuk Savaş döneminde SSCB’nin işgal teşebbüslerine karşı bölgesel savunma planları vardı. Devlet ya da hükümet başkanlarının katılımıyla düzenlenen 2023 Vilnius Zirvesi'nde, 2014’den beri hazırlanan “bölgesel savunma planları” topluca gündeme geldi ve onaylandı. Soğuk Savaş'tan bu yana hazırlanan en ayrıntılı askeri belgeler olan bu planlar 4.500 sayfayı buluyor. Kuzeybatı, Merkez ve Güneydoğu olmak üzere üç bölgesel eksende, NATO’nun Rusya ve diğer bölgesel tehditlere karşı üyelerini koruma planlarını ihtiva ediyor. 

Kuzeybatı planı Polonya ve Baltık ülkelerini korumayı hedefliyor. Esasen NATO, 2016 Varşova Zirvesinde alınan karardan sonra Baltık ülkeleri ve Polonya’ya kuvvet konuşlandırmaya başlamıştı. 2022 Ukrayna harbinden sonra bu ülkelerdeki kuvvetler artırıldı. 2017’den sonra Polonya’nın NATO’ya (NRDC) olarak tahsisli kolordu karargâhı bukuvvetlerin komutasını üslenmeye başladı. Bugün bu kolordu,Polonya Szczecin’de “Çok Uluslu Kolordu-Kuzey Doğu” (MNC-SE) ismiyle aktif durumda. 

İkinci olarak, bu defa Polonya güneyini savunmak için yapılan planları uygulamak maksadıyla 2015 yılında alınan bir kararla Romanya Bükreş’e bir kolordu karargâhı kuruldu. Bu karargâh, 2018 yılında aktif hale geldi. Bu karargâhın altında Romanya ve Bulgaristan’da yine çok uluslu tümen ve tugay karargâhları var. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Türkiye’ye gelince. 

Türkiye, YPG hassasiyeti sebebiyle (Bu konu RAND raporlarında yazıyor) bütün bölgesel savunma planlarının kabulünü bekletmişti. 2023 Vilnius Zirvesinde Türkiye dahil bütün planlar onaylandı. Türkiye bu planın uygulamasını sağlayacak bir kolordu için 2024 yılında teklifte bulundu. Adana’da konuşlu olan kolordumuz bu görev için ayrılacak. MSB’nin açıklamasına göre bu karargâhın çekirdek kadrosuna atamalar yapılmış ve 2028’den itibaren aktif hale gelmesi bekleniyor. 

Dolayısıyla Çokuluslu NATO Kolordusu-Türkiye (MNC-TUR) yeni verilmiş bir kararın ürünü değil, 2014 yılında başlayan sürecin sonucu. 

Bu kararlarla, NATO’nun kuzey doğu, doğu ve güney doğu kanatlarını savunacak planları ve o planları uygulayacak karargahları yürürlüğe girmiş oluyor. 

Bu kararlar alındığında Türkiye’nin güney komşularındaki kaotik ortam ve o bölgede bulunan Rus varlığı dikkate değerdir. 

Bugün ise o kaotik ortam azalmamış daha da artmıştır. Yani geçmişteki tehdit azalmamış, tersine artmıştır. 

İran’la savaşmak için veya İran’ı baskılamak için bu kolordunun kurulduğunu düşünmeye şimdilik bir sebep yoktur. 


Katkı ile söz hakkı

NATO'nun işleyiş mantığını anlamak için bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: ittifak kendiliğinden güç üretmez. NATO’nun kendine ait askeri birliği veya subayları yoktur. Sadece maaşlı memurları vardır. Her kabiliyet üye ülkelerin katkısıyla oluşur, her komuta pozisyonu fiili sorumluluk yüklenmesini gerektirir ve gündem oluşturma gücü her zaman daha fazla destek sağlayanın elindedir. Karar organlarında herkesin eşit oyu vardır; ancak hangi konuların ne zaman gündeme geleceğini, hangi planların öncelik kazanacağını belirleyen ağırlık, katkıyla yani verilen destekle doğru orantılıdır.

Türkiye bu denklemi somut bir örnekle bizzat yaşadı. NATO yıllar boyunca Türkiye'den Afganistan'a daha fazla katkı talep etti; Ankara her seferinde farklı gerekçelerle bu talepleri geri çevirdi. Öte yandan Türkiye, ittifakın ikinci büyük ordusu olduğunu her fırsatta vurgularken kendi bölgesinin savunmasında müttefik desteğini de bekliyordu. Bu denklem sürdürülemezdi. MNC-TUR kararı, Türkiye'nin ittifak içindeki konumunu salt alıcı değil, üretici taraf olarak yeniden tanımlamasının kurumsal belgesidir.

Soğuk Savaş döneminde de güneydoğu kanadı için bölgesel savunma planı mevcuttu ve Türkiye o dönemde de NATO içinde belirleyici bir rol üstlenmişti. Bugünkü yapılanma, farklı bir jeopolitik konjonktürde aynı mantığın yeniden devreye alınmasıdır.


NATO’da ağırlık Avrupa’ya kayıyor

Bu tabloya ikinci bir boyut daha ekleniyor. ABD, NATO komutanlıklarını Avrupalı müttefiklere devretme sürecine girdi. JFC Norfolk İngiltere’ye, JFC Naples İtalya'ya geçiyor; JFC Brunssum'un liderliği Almanya ve Polonya arasında dönüşümlü bir yapıya kavuşuyor. Bu, yükün paylaşılmasına ilişkin Amerikan baskısının kurumsal karşılığıdır ve NATO'nun ağırlık merkezinin giderek Avrupa'ya kaydığına işaret etmektedir.

Türkiye açısından bu kaymayı doğru okumak kritik önem taşıyor. Eğer Ankara sadece Ortadoğu denkleminin içinde ve Washington'a bağımlı bir dış politika çizgisinde kalırsa, Avrupa merkezli yeni NATO mimarisinde ağırlığını sürdüremez. Türkiye'nin Avrupa ile bağını canlı tutan önemli bir köprü NATO'dur. Bu köprüyü işlevli kılmak, ittifak içinde somut sorumluluklar üstlenmekten geçiyor. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU