ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi, Çin'in yükselişi ve gelecek senaryosu

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

otoğraf: ABD Donanması / Haydn N. Smith, AP

Ukrayna savaşı ve İran savaşı (2026) bize neleri öğretti?

Hint-Pasifik’te ABD stratejisi, Çin’in yükselişi ve gelecek senaryoları nelerdir?

Stratejik realizm, polemoloji ve jeopolitik perspektiften sentezlenmiş bir makale okuyacaksınız. 


Tarihsel arka plan: ABD’nin Hint-Pasifik’teki avantajları ve stratejik hataları

II. Dünya Savaşı sonrası ABD, Pasifik’te ezici üstünlük sağladı: Askeri üsler (Japonya, Güney Kore, Filipinler, Guam), ittifaklar ve ekonomik kalkınma modeli (Marshall benzeri yardımlar, liberal ticaret). Soğuk Savaş’ta Çin-Kuzey Kore-Sovyet tehdidine karşı “ortak savunma” (merkez ve çevre sistemi) başarılı oldu. Soğuk Savaş sonrası “liberal angajman” dönemi geliyor ve Çin’in DTÖ’ne katılımı, ekonomik entegrasyon umuduyla desteklendi. 

Bu, stratejik bir tartışma konusu haline geldi: ABD, Çin’in kalkınmasına katkı sağlayarak rakibini mi güçlendirdi? CFR ve Brookings analizleri, angajmanın Çin’in “milli yenilenme” (2049) hedefine hizmet ettiğini, tek kutuplu dönemde ABD’nin askeri varlığını ve bütçesini “görmezden geldiğini” belirtiyor. Çin, ekonomik büyümesini askeri modernizasyona (A2/AD, donanma genişlemesi, hipersonik, AI/kuantum) dönüştürdü.


Çin’in yükselişi ve ABD’nin uyanışı: Ukrayna-İran dersleri

Çin, Ukrayna’dan uzun yıpratma ve hibrit adaptasyon ve İran’dan stratejik baskı (lider/nükleer vuruşları, Hürmüz ablukası), hava gücü sınırlamaları ve ekonomik dayanıklılık derslerini çıkardı. Çin Halk Kurtuluş Ordusu (PLA), ABD’nin tek savaş kapasitesini, müttefik yük paylaşımını ve gri bölge etkinliğini gözlemledi. Düşünceme göre Tayvan için 2027-2035 penceresi kritik: Tam işgal yerine abluka, drone/füze baskısı, ekonomik baskı ve bilişsel savaş (“üç savaş – psikoloji, hukuk, kamuoyu”) öncelikli.

ABD tarafında durum nasıl? CFR raporları ve 2026 National Defense Strategy, Çin’i “zamanlama ve tempo yönetimi zorluğu – meydan okuma” (“pacing challenge”) olarak tanımlıyor. Trump dönemi “çatışma değil, güç” ve “yük paylaşımı” vurgusuyla Pasifik’e odaklandı. Rusya-Ukrayna Avrupa’yı meşgul ederken, İran Savaşı kaynak bölünmesini gösterdi. 

Sonuçta, ABD hegemonyasını koruma mücadelesi, sadece Tayvan konusu değil, Hint-Pasifik’teki genel denge (deniz gücü, boğazlar – chokepoints –, tedarik zincirleri). Benim ilk dikkat çekeceğim nokta bu hegemonya savaşı.


Minilaterallere karşı daha büyük yapılar /QUAD, AUKUS, IP4 ve NATO benzeri örgüt)

İkinci dikkat çekeceğim önemli noktaya geldik. ABD’nin, Atlantik sektöründe ve – 2019 Londra Zirvesi’nden bu yana – Çin’i kendi görev kapsamında ele almaya başlayan NATO yapısı varken, bununla beraber, asıl öne çıkan tehdit veya rakip konumundaki Hint-Pasifik sektöründe – NATO benzeri – güçlü bir savunma gücüne daha ihtiyaç duyduğudur. Küresel-stratejik mücadelenin en üst seviyede olduğu şartlarda ABD ancak bu şekilde hakimiyetini sürdürebilir.

Halen ABD, küçük ortaklıklarla (minilaterals) ilerliyor. Ne bunlar? 

Sıralayalım:

  • QUAD (ABD, Japonya, Avustralya, Hindistan): Teknoloji, tedarik zinciri, deniz güvenliği — bütçe ve kapsam sınırlı.
  • AUKUS: Nükleer denizaltılar, ileri teknoloji — somut caydırıcılık.
  • IP4 (Japonya, Güney Kore, Avustralya, Yeni Zelanda): NATO ile köprü, istihbarat ve eğitim.
  • Filipinler, Vietnam gibi iki taraflı güçlendirmeler.

Akla şu soru gelmekte: Bu yapılar 2035’e kadar stratejik dengeyi sağlar mı? 

2027’den itibaren Çin’in nükleer gücü çok daha belirgin halde küresel tehdit değerlendirmelerinde önde duracak. Hatta Rusya, Çin ve Kuzey Kore nükleer kapasite toplamına göre bakılırsa, bu gücü caydıracak seviyede hangi güç birliği olacak?

CFR ve Atlantic Council analizleri, minilaterallerin esnek ve hızlı olduğunu, ancak NATO benzeri kolektif savunma, ortak bütçe ve entegre komuta eksikliği nedeniyle yetersiz kalabileceğini belirtiyor. En önemlisi de stratejik caydırıcılık konusu tabii. Çin’in donanma büyüklüğü (ABD’yi sayısal olarak geçtiği iddia ediliyor) karşısında Japonya-Güney Kore-Avustralya-ABD kombinasyonu dengeleyebilir; nükleer ve AI/kuantum desteğiyle Çin eşitlik yakalıyor. Siber, uzay, hava gücü dahil tam spektrum rekabet artıyor.

ABD’nin ihtiyacı ne olabilir? Daha derli toplu bir “Hint-Pasifik Savunma Çerçevesi” — NATO gibi kolektif caydırıcılık, endüstriyel üretim ve yük paylaşımı. Trump’ın “Önce Amerika”sı, Avrupa’dan Pasifik’e kaynak kaydırmayı (NATO’da Avrupa sorumluluğu) öngörüyor. Ankara Zirvesi (Temmuz 2026) bu entegrasyonu tartışabilir.


Küresel Güney, hibrit kutuplaşma ve büyük strateji

Çin, Küresel Güney’i BRICS+, Kuşak Yol Girişimi (BRI) ve “egemen kalkınma” anlatısıyla bağlıyor. ABD ise dost-desteği, teknoloji ve güvenlik teşvikleriyle yanıt veriyor. Hibrit kutuplaşma (2035’e kadar muhtemel) devam ederken netleşme riski (Tayvan krizi) var. 

ABD’nin Büyük Strateji’si: 

  • Atlantik’te NATO’yu güçlendirip Pasifik’te “entegre caydırıcılık”.
  • Transactional diplomasi ile müttefikleri caydırıcı güce kavuşturmak.
  • Kanada, Grönland, Panama gibi coğrafi avantajları (Arktik rota, chokepoints) korumak.

Öyle görünüyor ki ABD’nin müttefiklerini veya ortaklarını ikna etmek için başlattığı o “düşüncenizi değiştirin” fikri bununla ilgili. Ancak Avrupa burada bu ABD bakış tarzından tam emin görünmüyor. Henüz bu düşünceler gelişmek için tartışılır haldedir.


Polemolojik ders

Buradan bir polemolojik çıkarım yapmak isterim. Ukrayna ve İran, hibrit uzun savaşlarda adaptasyon ve lojistiğin belirleyici olduğunu gösterdi. ABD, minilaterallerle başlayıp daha kapsayıcı bir yapıya evrilerek hegemonyayı koruyabilir. Öyleyse: Çin’in Tayvan odaklı hegemonya mücadelesi, küresel düzeni test ediyor. Ama asıl mücadele hegemonik sınırlarda, ABD ve Çin arasında. Eğer bir kutuplaşma olacaksa da stratejik gelişmelere bu gözle bakmakta yarar olacak. Ancak benim öngörüm, hibrit bir kutuplaşma döneminin olabileceği.


Genel değerlendirme

ABD’nin Hint-Pasifik’teki varlığını sürdürmesi, sadece askeri değil ekonomik ve diplomatik dayanıklılığa bağlı. Minilateraller faydalı ama NATO benzeri entegre bir çerçeve (bütçe, üretim, komuta) 2035 dengesi için daha etkili olur. Gelecek “yönetilen belirsizlik”te stratejik sabır ve hibrit hazırlık kazanıyor.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU