Bir siyasi parti neden bağış kampanyası başlatır?

Dilara Ergül Independent Türkçe için yazdı

Yeni Parti yöneticileri, bağış kampanyasına ilişkin açıklama yaparken / Fotoğraf: AA

Bir partinin milyonlarca destekçisi olabilir. Ama bunların kaçı gerçekten bir şey yapmaya hazır? Bağış işte bu belirsizliği ortadan kaldırıyor.

Siyasete yeni adım atan Yeni Parti’nin bağış kampanyası başlatması ilk anda son derece olağan görünüyor.

Sonuçta henüz Hazine yardımı alamayan bir yapının finansmana ihtiyaç duyması doğal.

Ne kadar bağış toplandığı konuşulur, kampanyanın başarılı olup olmadığı hesaplanır, tartışma burada biter. 

Meseleyi bu seviyede okumanın eksik olacağına inanıyorum ve odağımızı çok daha stratejik bir noktaya çekmek istiyorum. 

Siyasette para bulmanın onlarca yolu varken, Yeni Parti’yi finansal olarak kimlerin destekleyeceği bilinirken neden doğrudan vatandaşa dönerek bağış istediler?

Üstelik henüz seçim görmemiş, iktidar ihtimali sınanmamış, teşkilat yapısı tamamlanmamış bir hareket neden ilk ciddi temaslarından birini "bağış" üzerinden kurdu?

Hem de yüzeysel bir parti programı dışında parti politikalarına dair tek cümle bile açıklanmamışken. 

2008 öncesinde ABD başkanlık kampanyaları büyük bağış etkinlikleri ve varlıklı bağışçıların destekleri ile yürüyordu.

Barack Obama, internet sayesinde çok farklı bir model kurdu, bağışlar bu sürece damgasını vurdu.

Kampanyası insanlara "Bize büyük bağışlar yapın" demedi, "25 dolar da bu kampanyanın parçasıdır" mesajını verdi.

İnsanlar bağış yapıyor, hesap oluşturuyor, etkinlik düzenliyor, gönüllü oluyor, arkadaşlarını davet ediyor, telefon görüşmeleri yapıyor, kapı ziyaretlerine katılıyordu.

Yani bağış, ilişkinin ilk adımıydı. Dolayısıyla da şunu gördük "İlk 25 dolar, en zor 25 dolardır"

Dijitalleşme hat safhadayken, bağış sadece gelir getirmez. Aynı zamanda davranış üretir, veri üretir ve örgütlenmenin ilk halkasını oluşturur.

Bu nedenle gündemdeki bağış kampanyasını finansman aracı olarak okumak yetersiz bir değerlendirme olur. 

Siyasal iletişim uzun yıllar boyunca seçmenin ne düşündüğünü anlamaya çalıştı.

Kamuoyu araştırmaları, odak grup çalışmaları ve anketler bunun temel araçları.

Ama bunların ortak bir özelliği var. Hepsi "seçmenin beyanı"na dayanıyor.

Dijitalleşme bu denkleme yeni bir unsur ekledi.

Siyasi hareketler beyanın dışında seçmenin hangi noktada harekete geçtiğiyle de ilgileniyor. 

Bir siyasi parti için en değerli kişi kimdir?

Sosyal medya paylaşımına destek veren mi?

Yoksa cebinden 100 TL çıkaran mı?

Bir kişi bir siyasi hareketi desteklediğini beyan edebilir. Desteklediği partinin veya bir siyasetçisinin bir paylaşımını beğenebilir, genel başkanın yaptığı bir konuşmayı takdir edebilir ya da kamuoyu araştırmasında olumlu görüş bildirebilir.

Ancak bağış yapmak farklıdır. Bağış yaptığınızda artık destek beyanınızı görünür ve maliyeti olan bir davranışa dönüştürmüş olursunuz.

Burada iki durumdan söz etmek mümkün.

Birincisi, iç psikolojiyle ilgili ve insanın kendi zihninde yaşanır. Davranış psikolojisinin uzun yıllardır ortaya koyduğu bulgular bunu destekler nitelikte.

İnsanlar küçük de olsa gönüllü bir adım attıklarında, kendilerini o davranışla tutarlı biçimde hareket etme eğilimi gösterebilir.

Cialdini'nin Commitment and Consistency ilkesi, bireylerin verdikleri kararlarla uyumlu davranmaya yöneldiğini anlatır. Bunun nedeni dışarıya tutarlı görünme isteğinden çok, kişinin kendi zihnindeki benlik algısını koruma çabasıdır. 

İkinci durum ise, partiyle kişi arasındaki ilişkinin gelişmesine yöneliktir. Foot in the Door etkisi, ilk küçük davranışın daha büyük davranışların önünü açabileceğini gösterir.

Ufak bir talebi kabul eden kişilerin daha sonra daha büyük talepleri kabul etme olasılığının arttığını gösteren deneylerle literatüre girdi.

Önce 100 TL bağış yapan bir kişinin daha sonra partiye üye olmayı, ardından gönüllü görev almayı, en sonunda da seçim günü sandık görevlisi olmayı kabul etmesi gibi…

İlk adımın büyüklüğü değil, kişinin o ilk adımı kendi iradesiyle atmış olması bu noktada belirleyici. 

Elbette bu süreç her birey için aynı şekilde işlemez. Tek bir bağış yapan herkesin daha sonra parti teşkilatlanmasında gönüllü olacağını ya da aynı siyasi partiyi uzun yıllar destekleyeceğini söylemek mümkün değil.

Davranış psikolojisi zaten böyle kesin sonuçlar vermez. Ancak küçük ve gönüllü bir ilk adımın, sonraki katılım biçimlerinin olasılığını artırabildiğini gösteren güçlü bir literatür var.

Literatüre bir katkı olarak, bu noktada "davranış eşiği" olarak adlandırdığım bir kavramdan söz edeceğim. Davranış eşiği, bir kişinin siyasi desteğini ilk kez ölçülebilir ve maliyeti olan bir davranışla "görünür" hâle getirdiği andır.

Bağış bunun en belirgin örneklerinden biridir. Yaptığı bağışı sosyal medya hesaplarında paylaşmak ile devam edebilir.

Üyelik başvurusu yapmak, bir gönüllülük faaliyeti için zaman ayırmak ya da belirli bir organizasyona aktif katılım göstermek de aynı eşiğin farklı biçimleridir. 

Bu eşik aşıldığında artık yeni psikolojik ve stratejik bir süreç başlar.

"Bu partiye oy vereceğim" düşüncesinin ötesinde artık gerçekleşmiş bir davranış vardır.

Bu yüzden de bağış yaptığı o partinin başarısız olmamasını isteme, konusu geçtiğinde savunma ve eleştirilere cevap verme eğilimi gösterir. 


Stratejik veriye dönüşen bağış

Teknoloji şirketleri uzun yıllardır kullanıcıların kendi iradeleriyle oluşturduğu verilere büyük değer veriyor.

Dijital dünyada first-party data olarak adlandırılan bu veri türü, üçüncü taraflardan satın alınan ya da dolaylı yöntemlerle tahmin edilen bilgilerden farklıdır.

Kullanıcının doğrudan ilişki kurduğu platform üzerinde, kendi davranışıyla ürettiği veriye first-party data deniyor.

Bu nedenle araştırmacılar ve stratejistler açısından hem daha güvenilir hem de daha anlamlı kabul edilir.

Benzer bir mantık siyaset için de düşünülebilir.

Bir bağış dekontunu incelediğimizde bağışın tutarı haricinde çok daha fazlası vardır. Davranışa dayalı bir veri üretilmiştir. 

Hangi şehirlerden daha fazla katılım geldiği, çağrıya ne kadar sürede karşılık verildiği, küçük ama düzenli destek eğilimlerinin oluşup oluşmadığı gibi göstergeler, zaman içinde siyasi hareketlerin örgütlenme kapasitesi açısından anlamlı sinyaller üretebilir.

Hangi amaçla başlatılmış olursa olsun, bağış kampanyalarının doğası gereği bu tür yüksek nitelikli davranış verisi ürettiğini söylememiz lazım.

Bir vatandaş, o partiye oy vermiş veya verecek herhangi bir vatandaşken parti onun hakkında hiçbir şey bilmeyebilir.

Ancak bağış yapmasıyla parti açısından bir anda görünür olur. Kişisel bilgilerini (isim-soyisim ve cep telefon numarası gibi) teslim etmiştir ve iletişim kurulabilir hâle gelirken, teşkilat veya örgüt için potansiyel bir gönüllü adayıdır.

Dikkat ederseniz bağış yaptığınızda bunların hepsi aynı anda oluyor.

Yani bağış, bir insanın statüsünü değiştiriyor. Bence bu kısım çok önemli.

Obama kampanyası da çok büyük bir veri avantajı oluşturmuştu. 

Her bağışçı, yaşadığı bölge, bağış zamanı, bağış miktarı, tekrar bağış davranışı gibi çok değerli bilgiler üretiyordu.

Bu bilgiler sayesinde kampanya, her seçmene aynı mesajı göndermiyordu.

Kime hangi mesaj, hangi gün, hangi talep, hangi tonla gönderilecek büyük ölçüde veriye göre belirleniyordu.

Obama’nın yeniliği, bağışı veri üreten bir siyasal örgütlenme aracına dönüştürmesiydi.


Siyasetin ölçü birimi 

Davranış yeni bir şey değil. İnsanlar yıllardır mitinglere gidiyor, üye oluyor, broşür dağıtıyor, kapı kapı dolaşıyor ve siyasi hareketlerin içinde aktif rol alıyor.

Yeni olan, bu davranışların sistematik biçimde ölçülebilir, kaydedilebilir ve stratejik olarak değerlendirilebilir hâle gelmesidir.

Bu nedenle dijital çağın siyasetinde yarış, tek başına, daha fazla kişiye ulaşmak üzerinden yürümüyor.

Aynı zamanda daha fazla seçmen davranışı üretebilmek, bu davranışları anlayabilmek ve bunlardan öğrenebilmek üzerinden de şekilleniyor.

Bağış kampanyaları bir "davranış haritalama" fırsatıdır.

Para geliyor evet, ama aynı anda şunlar da geliyor:

• Davranış
• Güven
• Bağlılık
• Hız
• Coğrafya
• Tekrar etme eğilimi
• Gönüllülük potansiyeli

Yani bağış, para hareketliliğinden de önemli bir davranış verisi üretiyor.

Bugünün siyasetinde çok kıymetli.

Bağış kampanyalarına toplanan para miktarı üzerinden bakmak ilk akla gelen. 

Bağış, daha büyük bir zincirin ilk halkasıdır.

İlk davranış, psikolojik bağlılığı güçlendirebilir.

Gerçekleşen davranış, yüksek güvenilirlikte veri üretebilir.

Bu veri, teşkilatlanma kapasitesini geliştirebilir.

Teşkilatlanma ise bir siyasi hareketin uzun vadeli dayanıklılığını etkileyebilir.


Son olarak…

Bağış kampanyaları çoğu zaman başlangıç anlarının enerjisinden beslenir.

Yeni bir hareketin yarattığı merak, değişim beklentisi ya da siyasetçinin etkisi, kısa sürede yüksek katılım üretebilir.

Ancak stratejik açıdan asıl sınav en yüksek bağışı almakta değil, o ilk davranışı kalıcı bir ilişkiye dönüştürebilmektir.

İlk bağış, devam eden bir güven ilişkisine dönüşmezse, davranışın sürekliliği de zayıflar.

İletişim doğru yönetilemez, seçmenin beklentileri karşılanamaz ya da destekçiler kendilerini sürecin dışında hissetmeye başlarsa, başlangıçta oluşan enerji kısa sürede dağılabilir.

Bir siyasi hareketin gerçek gücü, kaç kişiyi ilk gün heyecanlandırdığıyla ölçülmez.

İlk gün harekete geçen kaç kişiyi yıllar sonra hâlâ yanında tutabildiğiyle ölçülür. 

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU