Sömürgecilik bitti, zihinlerimiz özgürleşti mi?

Dilara Ergül Independent Türkçe için yazdı

Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe 

Mayıs ayında İstanbul'da düzenlenen World Decolonization Forum, son yıllarda Türkiye'de gerçekleştirilen en dikkat çekici uluslararası düşünce platformlarından biriydi. Forum boyunca sömürgecilik, bilgi üretimi, yapay zeka, kültürel temsil, medya ve küresel güç ilişkileri tartışıldı.

Forum, bir anlamda insanlığın uyanışına sebep oldu ve bize tekrar tekrar üzerine düşünmemiz gereken bir soru bıraktı:

Siyasi bağımsızlık, düşünsel bağımsızlığı da beraberinde getirdi mi?

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

21'inci yüzyılın en önemli meselelerinden biri tam da burada yatıyor.

Sömürgecilik üzerine düşündüğümüzde hepimizin zihninde genellikle benzer görüntüler canlanır.

İşgal orduları, sömürge valileri, çizilen sınırlar ve değişen bayraklar.

Fakat tarihe biraz daha dikkatli baktığımızda sömürgeciliğin hiçbir zaman yalnızca toprakları kontrol etmekten ibaret olmadığını görürüz.

Bir anlamda asıl mesele, insanların dünyayı nasıl gördüğünü kontrol etmekti.

Britanya, Hindistan'ı yalnızca askeri güçle yönetmedi.

Aynı zamanda eğitim sistemini dönüştürdü. Hukuk sistemini yeniden tasarladı.

Bürokrasiyi yeniden yapılandırdı. Yeni bir yönetici sınıf oluşturdu.

1835 yılında Thomas Babington Macaulay'ın hazırladığı o meşhur eğitim raporunda amaç açık biçimde ifade edilmişti:

Kan ve renk bakımından Hintli, ancak düşünce biçimi ve dünya görüşü bakımından İngiliz olan bir sınıf yetiştirmek.


Bu yaklaşımın temel amacı yalnızca yönetimi kolaylaştırmak değildi.

Daha derin bir hedef vardı.

İnsanların dünyayı hangi kavramlarla anlamlandıracağını belirlemek.

Toprağı kontrol etmek ile zihni kontrol etmek aynı şey değildir.

Topraklar bir gün geri alınabilir.

Sınırlar değişebilir. Bayraklar değişebilir.

Ancak insanlar dünyaya “başkalarının kurduğu kavramlar ve hikâyeler” üzerinden bakmaya başladığında ortaya çok daha kalıcı bir dönüşüm çıkar.

Bu nedenle sömürgecilik meselesini geçmişe ait bir siyasi olay olarak görmek eksik kalıyor.

Peki, sömürgecilik gerçekten sona erdi mi?

Yoksa yalnızca biçim mi değiştirdi?


Epistemik sömürgecilik

World Decolonization Forum'un merkezinde yer alan kavramlardan biri epistemik sömürgecilikti.

En basit tanımıyla epistemik sömürgecilik, bilgi üretiminin, bilgi dolaşımının ve meşru bilgi olarak kabul edilen çerçevelerin belirli merkezler tarafından şekillendirilmesi anlamına geliyor.

Başka bir ifadeyle mesele yalnızca kimin konuştuğu değil.

Kimin dinlendiği.

Kimin referans kabul edildiği.

Kimin evrensel olarak kabul edildiği.

Bugün dünyanın en prestijli üniversitelerine, en etkili medya kuruluşlarına, en çok kullanılan dijital platformlarına ve en büyük yapay zeka şirketlerine baktığımızda belirli coğrafyaların belirgin bir ağırlığa sahip olduğunu görüyoruz.

Bu durumun doğal nedenleri elbette olacaktır.

Ancak burada üzerine konuşulması gereken bir şey var. 

Bilgi üretimi ile güç üretimi arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor.

Çünkü dünyayı tanımlayanlar, çoğu zaman dünyayı şekillendirenler oluyor.


Yeni dünya düzeni ve güç

Geçmişte stratejik güç denildiğinde akla limanlar, ticaret yolları ve enerji kaynakları gelirdi.

Bugün, geçmişten farklı olarak, veri merkezleri, algoritmalar, medya ağları ve yapay zeka modelleri geliyor.

Bu dönüşümün yeterince farkında olduğumuzu düşünmüyorum.

Çünkü ilk kez insanlık tarihinde milyarlarca insan aynı dijital platformlarda vakit geçiriyor.

Aynı algoritmalar tarafından yönlendiriliyor. Benzer içerikleri tüketiyor.

Benzer başarı hikâyeleriyle karşılaşıyor. Benzer yaşam tarzlarına maruz kalıyor.

Bunu kültürel bir mesele veya ortak davranış diyerek açıklayamayız. Stratejik de bir mesele.

Çünkü insanların neyi mümkün gördüğü, neyi arzuladığı ve neyi hedeflediği geleceğin ekonomik ve siyasi yapısını da belirliyor.

Bir toplumun hayal gücü, aslında ülkenin gideceği yönü belirliyor.
 

Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe
Görsel: ChatGPT/Independent Türkçe

 

Dünyanın gençleri neden birbirine benziyor?

Bugün İstanbul'da, Kahire'de, Jakarta'da veya Sao Paulo'da yaşayan gençlere benzer sorular yöneltildiğinde dikkat çekici ortaklıklar ortaya çıkıyor.

Başarı nasıl görünür?

İyi bir kariyer nedir?

Prestijli bir üniversite hangisidir?

İdeal yaşam tarzı nedir?

Cevaplar neredeyse her ülkede aynı.

Elbette küreselleşme bunun önemli bir parçası.

Fakat küreselleşmenin de ötesinde bu bir “kültürel standartlaşma”. 

Dünyanın farklı toplumları giderek daha fazla ortak platformlar, ortak referanslar ve ortak anlatılar üzerinden düşünmeye başlıyor.

Bir toplumun kendi kavramlarını üretebilmesi, kendi sorularını sorabilmesi ve kendi çözümlerini geliştirebilmesi asıl stratejik gücüdür.


Yapay zeka çağında dekolonizasyon

Epistemik sömürgecilik tartışmasının bugün bu kadar önemli hale gelmesinin sebeplerinden biri de yapay zeka.

Yapay zeka sistemleri yalnızca teknolojik ürünler değil.

Aynı zamanda bilgi altyapıları demek. 

Bugün insanların bilgiye erişim biçimini değiştiriyorlar.

Sorulara verilen cevapları şekillendiriyorlar.

Hangi kaynakların görünür olacağını etkiliyorlar.

Bu nedenle yapay zeka çağında dekolonizasyon yalnızca geçmişle ilgili bir tartışma değil.

Gelecekle ilgili bir tartışma.

Çünkü önümüzdeki yıllarda ülkeler yalnızca ekonomik büyüklükleriyle değil, bilgi üretme kapasiteleriyle de rekabet edecekler gibi görünüyor.

Böyle bir durumda yalnızca teknoloji geliştirmeleri yeterli olmayacak.

Teknolojinin taşıdığı dünya görüşü de önem kazanacak.


Türkiye açısından mesele nedir?

Türkiye'nin önündeki mesele ekonomik büyüme veya teknolojik dönüşüm meselesi değildir.

Bunlar elbette hayati önemdedir.

Ancak cevabını tartışmamız gereken daha temel bir soru var:

Türkiye kendi geleceğini hangi kavramlarla hayal ediyor?


Bir ülkenin gerçek gücü yalnızca milli gelirinden gelmez.

Kendi hikâyesini anlatabilme kapasitesinden de gelir.

Kendi bilgi üretim merkezlerini oluşturabilmesinden gelir.

Kendi entelektüel ekosistemini geliştirebilmesinden gelir.

Kendi geleceğine dair özgün bir vizyon ortaya koyabilmesinden gelir.

Çünkü başkalarının hikâyeleri içinde yaşayan toplumlar ilerlese de yön veremez.

Takip edebilir ancak öncülük edemez. 

Bu nedenle bugün dekolonizasyon tartışmalarını yalnızca geçmişte yaşanmış tarihsel adaletsizlikler üzerinden okumak yetersiz kalıyor. 

Asıl mesele geleceği kimin tasarlayacağı.

Kimin bilgi üreteceği.

Kimin hikâye anlatacağı.

Kimin dünyayı tanımlayacağı.

World Decolonization Forum'un en önemli katkısı da belki tam olarak burada, bize sömürgeciliğin yalnızca geçmişe ait bir mesele olmadığını hatırlatmasında yatıyor.

Güç mücadeleleri artık büyük ölçüde bilgi, kültür, teknoloji ve anlatılar üzerinden şekilleniyor.

20'nci yüzyılın büyük mücadeleleri sınırlar üzerindeydi.

21'inci yüzyılın büyük mücadelesi ise zihinler üzerinde olacak. 

Asıl soru artık topraklarımızın kime ait olduğu değil, hayallerimizin, hikâyelerimizin ve geleceğe dair tasavvurumuzun kime ait olduğu.

 

 

*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU